Ara
  • Olga Ateş

KDV Tevkifatı Yapmak Zorunda Olanların Tanımı Ve Kapsamı

Nihat UZUNOĞLU

Vergi Dünyası Dergisi

ÖZET: KDV Kanununun 9 uncu maddesinde verilen yetkiye istinaden, işlem bedelleri üzerinden hesaplanacak KDV’nin tevkifata tabi tutulacak kısmı, tevkifat oranları, tevkifata tabi işlemler ve tevkifat yapmak zorunda olanlar Maliye Bakanlığı tarafından belirlenmektedir. Bakanlık, bu konuda daha önce çıkardığı muhtelif tebliğlerdeki düzenleme ve açıklamalarını, önce 117 seri no.lu KDV Genel Tebliği’nde daha sonra da KDVGUT’nde tek bir metin haline getirmiştir. Anılan düzenlemede, KDV tevkifatı yapmak sorunda olanlar, işlem türleri itibariyle ayrı ayrı belirtilmiş olmasına rağmen, bu şekilde tevkifat yapacak olanların tanım ve mahiyetinde belirsizlik ve eksiklikler de bulunmaktadır. Bu çalışmamızda, ilgili mevzuat uyarınca KDV tevkifatı yapması öngörülen kişi, kurum ve kuruluşlar ele alınmış ve farklı durumlara göre tevkifat yapmak zorunda olanlar açıklanmaya çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: KDV Tevkifatı, Belirlenmiş Alıcılar, KDV Mükellefi, Tam Tevkifat, Kısmi Tevkifat

1. GİRİŞ

Bilindiği üzere, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun (KDVK) 9/1 inci maddesinde, mükellefin Türkiye içinde ikametgâhının, işyerinin, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı’na vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutma yetkisi verilmiştir.

Maliye Bakanlığı, Kanunda kendisine verilen bu yetkiye istinaden, yayımladığı genel tebliğlerle, hem KDV tevkifatına tabi olması gereken işlemler ve hem de işlem bedeli üzerinden hesaplanması gereken KDV tutarı üzerinden tevkifat yapmak zorunda olanlarla ilgili açıklama ve düzenlemeler yapmıştır.

Konuyla ilgili ilk düzenleme 15 seri no.lu KDV Genel Tebliği ile yurt dışından sağlanan hizmetler konusunda yapılmış, daha sonra muhtelif genel tebliğlerde yapılan düzenlemelerle tevkifat kapsamına alınan işlemlerin sayısı arttırılmıştır. 117 seri no.lu Genel Tebliğde yapılan düzenleme ile KDV tevkifatı konusunda daha önce yayımlanan genel tebliğler yürürlükten kaldırılarak tevkifatta tabi işlemler tek bir tebliğde toplanmıştır. Son olarak 1 Mayıs 2014 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde yayımlanan ve daha önce yayımlanan bütün KDV Genel Tebliğlerini yürürlükten kaldırarak KDV konusundaki açıklamaları tek bir tebliğde toplayan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği (KDVGUT)’nin (I/C-2) numaralı bölümünde, 117 seri no.lu tebliğde yapılan açıklamaları esas alan konuya ilişkin düzenlemeler yer almıştır.

Söz konusu Genel Tebliğde yapılan düzenleme ile KDV tevkifatı “tam tevkifat” ve “kısmi tevkifat” olarak iki grupta sınıflandırılmış ve her bir grup itibariyle tevkifata tabi tutulacak işlemler ile tevkifat yapmak zorunda olanlar belirlenmiş ve tanımlanmıştır. Aynı Tebliğde; “Maddede belirtilen işlemlere taraf olanlar, kendine mal teslim edilen veya hizmet ifa edilen kişi ve/veya kurumlardır. Bunlar, verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten mükellef gibi sorumlu olacaklardır” şeklinde açıklama da yapılmıştır. Ancak Tebliğde yapılan açıklama ve tanımlar, pek çok konuda sorunu çözmekten uzak olduğu için, özellikle bazı işlemlerde tevkifat yapmak zorunda olanların tanımı ve mahiyetinde belirsizlikler bulunmaktadır.

Bu çalışmamızda, anılan düzenlemeler ile KDV tevkifatı yapmak zorunda oldukları belirtilen kişi ve kuruluşların tanımı ve Tebliğde yapılan açıklamaların mahiyeti ele alınarak değerlendirilecek ve konuyla ilgili görüşlerimiz açıklanacaktır.

2. KDV TEVKİFATI YAPMAK ZORUNDA OLANLAR

2. 1 Tam Tevkifata Tabi İşlemler:

Tam tevkifata tabi işlemlerde, işlem bedeli üzerinden hesaplanan verginin tamamı, mal veya hizmetin alıcıları tarafından tevkifata tabi tutulur. KDVGUT’nin (I/C-2.1.2.) numaralı bölümünde tam tevkifata tabi işlemler 4 grup halinde belirlenmiştir. Belirlenen bu işlemlere göre KDV tevkifatı yapmak zorunda olanlar aşağıda açıklanmıştır.

2.1. 1 İkametgâhı, İşyeri, Kanuni Merkezi ve İş Merkezi Türkiye’de Bulunmayanlar Tarafından Yapılan İşlemler:

Tebliğde yapılan açıklamaya göre, ikametgâhı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayanların Türkiye’de yaptığı hizmetler ile bunların yurt dışında yaptığı ancak Türkiye’de faydalanılan hizmetler ve bunlar tarafından yapılan 3065 sayılı Kanunun 1 inci maddesi kapsamındaki mal teslimleri üzerinden hesaplanması gereken vergi, hizmetten faydalanan yurt içindeki muhatap veya teslimin yurt içindeki muhatabı tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödenecektir.

Yapılan düzenlemeye göre, ikametgâhı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayanlar tarafından Türkiye’de yapılan mal teslimi ve Türkiye’de yapılan veya faydalanılan hizmet ifalarında KDV'nin sorumlu sıfatıyla beyan edilmesi için; malları satın alanların ya da hizmetten Türkiye'de faydalanan muhatabın KDV mükellefi olması şart değildir. KDV mükellefiyeti bulunmayanlar da söz konusu işlemler nedeniyle KDV tevkifatı yaparak 2 No.lu KDV beyannamesi ile beyan etmek ve ödemek zorundadır. Buna göre, herhangi bir vergi mükellefiyeti bulunmayan bir kişi, anılan işlemleri gerçekleştirirse yani Türkiye’de bulunmayan kişilerden mal veya hizmet satın alırsa, bu işleme ilişkin olarak hesaplanması gereken vergiyi vergi dairesine yatırmak ve bu işlemle ilgili mükellefiyet tesis ettirmek zorunda kalacaktır. Aynı şekilde hizmetin ya da teslimin Türkiye’deki muhatabının gerçek veya tüzel kişi olması, kamu kurumu ya da özel kurum veya kişi olması, Türkiye’deki faaliyetleri nedeniyle her türlü vergi, resim veya harçtan muaf olup olmamasının bir önemi de bulunmamaktadır.

Örneğin, teknik konularda eğitim alan bir üniversite öğrencisi, yurt dışında bulunan bir yazılım firmasından internet üzerinden yazılım programı ya da teknik bilgi satın alması halinde, bu işlem nedeniyle vergi hesaplayıp, sorumlu sıfatıyla vergi dairesine yatıracaktır. Aynı şekilde KDV mükellefiyeti olmayan genel bütçeli bir idare, yurt dışındaki bir firmadan satın alacağı bilgisayar yazılım hizmeti veya yine KDV mükellefi olmayan bir derneğin, dünyadaki hukuki gelişmeler hakkında yurt dışındaki firmadan hizmet satın alması hallerinde de söz konusu genel bütçeli idare ya da dernek, bu işlemlerle ilgili olarak sorumlu sıfatıyla vergiyi kesip vergi dairesine yatıracaklardır.

Yukarıda hizmetler için geçerli olan durum, ikametgâhı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayanlar tarafından yapılan 3065 sayılı Kanunun 1 inci maddesi kapsamındaki mal teslimleri için de geçerlidir. Örneğin Türkiye’deki bir fuara katılan yurt dışında yerleşik şirketin, fuarda sergilemek için getirdiği malları, fuar alanında ya da fuar bittikten sonra Türkiye’de yerleşik gerçek veya tüzel kişilere satması halinde de söz konusu malların alıcıları tarafından KDV mükellefiyetleri bulunup bulunmadığına bakılmaksızın KDV tevkifatı yapılacak ve vergi dairesine yatırılacaktır.

2.1. 2 Serbest Meslek Faaliyeti Çerçevesinde Yapılan Teslim ve Hizmetler

KDVGUT ile tam tevkifata tabi diğer bir işlem, Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesi kapsamına giren teslim ve hizmetlerdir. Buna göre anılan maddede sayılan teslim ve hizmetlerin münhasıran aynı Kanunun 94 üncü maddesinde belirtilen kişi, kurum ve kuruluşlara yönelik olarak yapılması halinde, işlem bedeli üzerinden hesaplanması gereken vergi, bu kişi veya kuruluşlar tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödenecektir. Yapılan düzenlemeye göre, serbest meslek erbabının bu uygulamadan faydalanabilmesi için KDV mükellefiyetinin sadece Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesi kapsamına giren işlemlerden ibaret olması ve işlemlerinin tamamının aynı Kanunun 94 üncü maddesinde sayılan kişi, kurum ve kuruluşlara yapılması gerekmektedir.

Buna göre, GVK’nun 18 inci maddesi kapsamına giren ve KDV tevkifatı yapılması gereken işlemlerde KDV tevkifatı yapmak zorunda olanlar; GVK’nun 94 üncü maddesinde sayılan kişi, kuruluş ve kurumlardır.

Bu şekilde KDV tevkifatı yapmak zorunda olanların da tevkifat yapmak için KDV mükellefiyetlerin bulunup bulunmadığının bir önemi yoktur. Örneğin KDV mükellefi olmayan ancak GVK’nun 94 üncü maddesinde sayılan bir dernek ya da vakıf da, kapsama giren bir mal ya da hizmet satın aldığında, işlem bedeli üzerinden hesaplanan vergiyi tevkif edip vergi dairesine ödemek zorundadır.

2.1. 3 Kiralama İşlemleri ile Reklam Verme İşlemleri

KDVGUT’nde yapılan düzenlemelere göre, Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiraya verilmesi işlemleri ile ilgili KDV;

- Kiraya verenin başka faaliyetleri nedeniyle KDV mükellefiyetinin bulunmaması (sadece sorumlu sıfatıyla KDV ödeyenler bu kapsama dâhildir),

- Kiracının KDV mükellefi olması (sadece sorumlu sıfatıyla KDV ödeyenler bu kapsama dâhil değildir),

şartlarının birlikte var olması halinde, kiracı tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilecektir.

Yine aynı Tebliğde yapılan açıklamaya göre, KDV mükellefiyeti olmayan;

- Amatör spor kulüplerine, oyuncularının formalarında gösterilmek,

- Şahıslara veya kuruluşlara ait bina, arsa, arazi gibi yerlerde duvarlara yazılmak, pano olarak yerleştirilmek,

- Gerçek veya tüzel kişiler tarafından yayımlanan dergi, kitap gibi yazılı eserlerde yayınlanmak,

suretiyle ve bunlara benzer şekillerde verilen reklâm hizmetlerine ilişkin KDV, reklâm hizmeti verenlerin KDV mükellefi olmaması halinde, reklâm hizmeti alanlar tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilecektir.

Tebliğde her iki durumda da tevkifat yapmak zorunda olanlarla ilgili olarak aynı düzenleme yapılmıştır. Buna göre söz konusu kiralama ve reklam verme hizmetlerinde hesaplanan KDV’yi tevkifata tabi tutarak vergi dairesine ödemek zorunda olanlar, kiracı veya reklam veren gerçek usulde KDV mükellefleridir. Örneğin, gerçek usulde KDV mükellefi olan ticari kazanç sahibi ya da serbest meslek erbabı kişiler ya da şirketler, tebliğde açıklandığı şekilde kiralama yaparlarsa veya reklam verirlerse, işlem bedeli üzerinden hesaplanan KDV’yi tevkifata tabi tutmak zorundadırlar. Ancak tebliğde yukarıda sayılan işlemlerle ilgili olarak tevkifat yapmak zorunda olanlar sadece gerçek usulde KDV mükellefleri ile sınırlandırılmamış, bunların dışında bazı kişi ve kurumların da her ay beyanname veren gerçek usulde KDV mükellefi olmasalar bile anılan işlemler üzerinden hesaplanan vergi için tevkifat yapmaları gerektiği ifade edilmiştir. Yapılan düzenlemeye göre bu kişiler şunlardır:

- Gelir Vergisi Kanununa göre basit usulde vergilendirilenler (istisnadan vazgeçerek KDV mükellefi olmasalar dahi),

- Banka ve sigorta şirketleri gibi faaliyetleri KDV’den istisna olan işletmeler,

- Sadece KDV’ye tabi işlemlerinin bulunduğu dönemlerde KDV mükellefiyeti tesis ettirerek beyanname vermeleri uygun görülenler,

- 5018 sayılı Kanuna ekli cetvellerde yer alan idare, kurum ve kuruluşlar

Bilindiği üzere; Gelir Vergisi Kanununa göre basit usulde vergilendirilenler tarafından yapılan teslim ve hizmetler, KDVK’nun 17/4-a maddesi; işlemleri banka ve sigorta vergisi kapsamında olan banka ve sigorta şirketleri tarafından gerçekleştirilen işlemler ise aynı Kanunun 17/4-e maddesi ile KDV’den istisna edilmiştir. Bunun dışında Kanunun muhtelif maddelerinde bazı işlemler KDV’den istisna edilmiş olup; KDVGUT’nin (II/F) bölümünde bu şekilde işlemlerinin tamamının vergiden istisna edilen teslim ve hizmetlerden oluşan mükelleflerin, yani işlemlerinin tamamı kısmi istisna kapsamında olanların mükellefiyet tesis ettirmelerine ve beyanname vermelerine gerek olmadığı, işlemlerinin tamamı kısmi istisna kapsamında olanlardan arızi olarak vergiye tabi işlem yapanların, sadece bu işlemin gerçekleştiği dönem için ve sadece bu işlemi kapsayan beyannameyi vermesinin yeterli olduğu ifade edilmiştir.

Bu şekilde işlemlerinin tamamı kısmi istisna kapsamında olduğu için mükellefiyet tesis ettirmelerine ve beyanname vermelerine gerek görülmeyen işletmeler de, yukarıda açıklandığı şekilde kiralama ya da reklam hizmeti satın almaları durumunda, söz konusu işlemlerle ilgili olarak hesaplanan vergi için KDV tevkifatı yapacak ve vergi dairesine ödeyeceklerdir. Aynı durum, normal şartlarda KDV mükellefi olmayan 5018 sayılı Kanuna ekli cetvellerde yer alan idare, kurum ve kuruluşlar için de geçerlidir.

Örneğin bir banka, bütün işlemleri BSMV’ye tabi olduğu için KDV mükellefi olmamakla birlikte, gerçek usulde KDV mükellefi olmayan bir kişiden satın aldığı verginin konusuna giren kiralama ya da reklam hizmeti nedeniyle KDV tevkifatı yapmak zorundadır. Ya da bir kamu kurumu, KDV mükellefi olmayan bir kişinin özel otomobilini kiralaması halinde bu işlemle ilgili vergiyi sorumlu sıfatıyla beyan edip ödemek zorundadır.

Öte yandan, normal şartlarda KDV mükellefi olmadığı halde, sadece bazı işlemler nedeniyle sorumlu sıfatıyla beyanname vermek durumunda olan kişi ve kuruluşlar, sadece bu faaliyetleri nedeniyle KDV mükellefi olarak kabul edilmeyecek ve yukarıda bahsedilen işlemler nedeniyle sadece bu özelliklerinden dolayı KDV tevkifatı yapmak zorunda olmayacaklardır. Örneğin, tek başına KDV mükellefi olmayan bir derneğin, yurt dışından satın aldığı hizmetler ya da GVK’nun 18 inci maddesi kapsamındaki işlemler nedeniyle sorumlu sıfatıyla beyanname vermesi, onun KDV mükellefi kabul edilerek kiralama ya da reklam hizmeti nedeniyle de KDV tevkifatı yapmasını gerektirmemektedir.

2. 2 Kısmi Tevkifata Tabi İşlemler:

2. 2.1 Genel Düzenleme:

KDVGUT’nde kısmi tevkifata tabi işlemlerde tevkifat yapacak olanlar esas itibariyle “KDV mükellefleri” ve “belirlenmiş alıcılar” olarak iki grup halinde sayılmakla birlikte, tevkifata tabi işlemler bazında bunları üç grupta değerlendirebiliriz.

Tebliğde, tevkifat yapılacak işlemler;

a) Belirlenmiş alıcılar tarafından tevkifata tabi tutulacak işlemler,

b) KDV mükellefleri ve belirlenmiş alıcılar tarafından tevkifata tabi tutulacak işlemler,

c) Sadece KDV mükellefleri tarafından tevkifata tabi tutulacak işlemler (Turistik mağazalara verilen müşteri bulma veya müşteri götürme hizmetleri),

Olarak belirlenmiştir.

Buna göre kısmi tevkifat yapma zorunda olanlar izleyen bölümde değerlendirilmiştir.

2. 2.2 KDV Mükellefleri:

KDVGUT’nin (I/C-2.1.3.1.) numaralı bölümünde kısmi tevkifat yapacak olanlar belirlenirken, birinci grupta KDV mükellefleri sayılmış ve sadece sorumlu sıfatıyla KDV ödeyenlerin bu kapsama dahil olmadığı açıklanmıştır.

Tebliğin gerek ilgili bölümündeki ve gerekse diğer bölümlerinde yapılan açıklamalardan, “KDV mükellefleri” kavramından, gerçek usulde KDV mükellefi olan ve bu özelliği nedeniyle sürekli olarak KDV beyannamesi veren mükelleflerin kastedildiği anlaşılmaktadır.

İlgili bölümde, sadece sorumlu sıfatıyla KDV ödeyenlerin bu kapsama dahil olmadığı açık olarak belirtildiği için bu durumda olan mükellefler açısından her hangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak normal şartlarda KDV mükellefi olması gerektiği halde, işlemlerinin tamamı kısmi istisna kapsamında olduğu için KDV mükellefiyeti tesis ettirmesine ve her ay beyanname vermesine gerek görülmeyen mükelleflerin durumu Tebliğde çok net olarak belirtilmemiştir. Yani bu durumda olan mükellefler; yukarıda tam tevkifat kapsamındaki kiralama ve reklam hizmetlerinde olduğu gibi KDV mükellefi sayılarak kısmi tevkifat kapsamındaki işlemler için de tevkifat yapmak zorunda olacaklar mıdır?

Kanaatimizce, bu durumda olan yani işlemlerinin tamamı kısmi istisna kapsamında olduğu için KDV mükellefiyeti tesis ettirmesine ve her ay beyanname vermesine gerek görülmeyen mükelleflerin, Tebliğin başka bir bölümünde tevkifat yapması öngörülmemiş olması halinde, kısmi tevkifata tabi işlemler nedeniyle KDV tevkifatı yapmalarına gerek bulunmamaktadır. Çünkü;

Bir kere, kısmi tevkifata tabi işlemlerde tevkifat yapmak zorunda olanlar belirlenirken, KDV mükellefleri için, kiralama ve reklam verme hizmetlerinde olduğu gibi, işlemlerinin tamamı kısmi istisna kapsamında olduğu için KDV mükellefiyeti tesis ettirmesine ve her ay beyanname vermesine gerek görülmeyen mükelleflerle ilgili bir belirleme yapılmamış ve sadece “KDV mükellefleri” kavramı kullanılmıştır.

İkinci olarak; Tebliğin (I/C-2.1.3.1.) numaralı bölümünde konuyla ilgili olarak verilen örnekte, “..KDV mükellefiyeti bulunmayan konut yapı kooperatiflerine verilen yapı denetim hizmetlerinde, tevkifat uygulanmayacaktır” denilmek suretiyle, normal şartlarda KDV mükellefi olması gerekirken, geçici maddelerde getirilen istisnadan dolayı KDV mükellefiyeti tesis ettirmesine gerek görülmeyen konut yapı kooperatiflerinin, tevkifata tabi bir işlemden dolayı tevkifat yapmalarına gerek olmadığı belirtilmiştir.

Dolayısıyla, işlemlerinin tamamı kısmi istisna kapsamında olduğu için KDV mükellefiyeti tesis ettirmesine ve her ay beyanname vermesine gerek görülmeyen mükellefler ile sadece sorumlu sıfatıyla KDV ödeyenlerin, kısmi tevkifata tabi işlemler nedeniyle herhangi bir KDV tevkifatı yapmalarına gerek bulunmamaktadır.

2. 2.3 Belirlenmiş Alıcılar:

KDVGUT’nde kısmi tevkifata tabi işlemlerde tevkifat yapmak zorunda olan ikinci grup olarak “belirlenmiş alıcılar” adı altında toplanan grup belirlenmiştir. Bu grupta yer alanlar, KDV mükellefi olup olmadıklarına bakılmaksızın, Tebliğde tevkifat yapılması öngörülen mal ve hizmet alımlarında bulunmaları halinde, işlem bedeli üzerinden hesaplanacak verginden yine tebliğde belirlenen oranlarda tevkifat yapmak zorundadırlar.

Belirlenmiş alıcılar, Tebliğde bentler halinde sayılmış olup, bu kapsamda olanların tanımı ve özellikli durumları aşağıda belirtilmiş ve özel durumlar açıklanmıştır.

a) 5018 sayılı Kanuna ekli cetvellerde yer alan idare, kurum ve kuruluşlar, il özel idareleri ve bunların teşkil ettikleri birlikler, belediyelerin teşkil ettikleri birlikler ile köylere hizmet götürme birlikleri:

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun ekinde yer alan cetvellerden; (I) sayılı Cetvelde Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri (Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Yüksek Yargı Kurumları, Bakanlıklar, Hazine Müsteşarlığı, GİB gibi kurumlar vb), (II) sayılı Cetvelde Özel Bütçeli İdareler (YÖK, Üniversiteler, Savunma Sanayi Müsteşarlığı, Atatürk Araştırma Merkezi, Karayolları Genel Müdürlüğü. Orman Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi kurumlar), (III) sayılı Cetvelde Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar (RTÜK, SPK, BDDK gibi), (IV) sayılı Cetvelde ise Sosyal Güvenlik Kurumları (SGK ve Türkiye İş Kurumu) yer almaktadır. Söz konusu kurumlar, satın aldıkları tevkifata tabi mal ve hizmetler nedeniyle hesaplanan vergi üzerinden tevkifat yapmak zorundadırlar.

Öte yandan, anılan bentte söz konusu kurumlara ilave olarak tevkifat yapması gereken belirlenmiş alıcılar arasına, il özel idareleri ve bunların teşkil ettikleri birlikler, belediyelerin teşkil ettikleri birlikler ile köylere hizmet götürme birlikleri de dahil edilmiştir. Bilindiği üzere bu kurumlar, daha çok yerinde hizmet vermek amacıyla kurulmuş yerel hizmet birimleri olarak faaliyet göstermektedirler ve Tebliğde tevkifat yapılması öngörülen mal ve hizmet alımlarında KDV tevkifatı yapacaklardır.

b) Kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları:

Tebliğde, belirlenmiş alıcı olarak kabul edilen ikinci grupta, yukarıda sayılanlar dışında kalan ve kanunla kurulmuş olan kamu kurum ve kuruluşları yer almaktadır.

Bilindiği üzere, kamu hizmeti, prensip olarak bu amaçla örgütlenmiş ve kamu tüzel kişiliği bulunan kamu idare, kurum ve kuruluşları tarafından yürütülmektedir. Bu kurumların önemli bir kısmı, 5018 sayılı Kanuna ekli cetvellerde yer almaktadır. Bunun dışında, kamu hizmeti vermek üzere kanunla kurulmuş olmasına rağmen, anılan cetvellerde yer almayan kurumlar da bulunmaktadır. Tebliğde yapılan düzenleme ile bu kapsamdaki kurumlar da belirlenmiş alıcı olarak KDV tevkifatı yapmak zorunda olan kurumlar arasına dahil edilmiştir.

Bununla birlikte söz konusu kurumların neler olduğu konusunda, gerek anılan Tebliğde ve gerekse de diğer mevzuatta detaylı bir bilgi ya da veri bulunmamaktadır. Ancak söz konusu kurumların ayırt edici bazı özelliklerinden bahsedebiliriz. Bir kurumun, kanunla kurulan kamu kurum veya kuruluşu olarak değerlendirilebilmesi için;

- Özel kanunla kurulmuş olması,

- Kamu hukukuna tâbi olması veya kamunun denetimi altında bulunması,

- Kamu kaynağı kullanması,

- Kendisine kamu görevi verilmiş ve tüzel kişiliğe sahip olması,

Şartlarını taşıması gerekmektedir.

Bu tanımlama uyarınca anılan bent kapsamında belirlenmiş alıcı olarak KDV tevkifatı yapmak zorunda olan özel kanunla kurulmuş bazı kurumlara örnek olarak; Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü (TRT), Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE), Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü, Basın İlan Kurumu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanlığı, Sulama Birlikleri, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) gibi kurumları gösterebiliriz.

c) Döner sermayeli kuruluşlar:

Bilindiği üzere, genel ve katma (özel) bütçeli idarelerden oluşan merkezi idare, kamu kesiminin özüdür. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT’ler), kamu tüzel kişisi olmalarına rağmen Anayasa uyarınca genel bütçe kapsamında değildirler, kendi bütçelerini yaparlar. Mahalli İdareler, Anayasamıza göre yerel kamu hizmetlerini görmekle yükümlü kamu tüzel kişileridir. Döner sermayeli kuruluşlarsa, genel ve katma bütçeli kuruluşlara bağlı olarak çalışmakta olup, aynı zamanda kamu tüzel kişisi değildirler.

Genel bütçeli kuruluşlardan bazıları, bir taraftan eğitim, sağlık, tarım gibi kamu hizmeti verirlerken, bir taraftan da ticari ve sınai faaliyette bulunan bir takım işletmeler kurabilirler ve bu işletmeler aracılığı ile sundukları bir takım hizmetlerin karşılığında bir bedel alabilirler. Bu bedellerin idaresi ve gerektiğinde genel bütçeye aktarılmasını temin etmek amacıyla oluşturulan birim ise döner sermayelerdir. Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı meslek okulları, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastaneler, Tarım Bakanlığı’na bağlı tarımsal işletmeler ve haralar, Maliye Bakanlığı’na bağlı Darphane ve Damga Matbaası, döner sermayeli işletmelerdir.

Öte yandan yarı kamusal mal ve hizmet üreten katma bütçeli idarelerin önemli bir kısmı ekonomik niteliklidir ve bunların tümü döner sermayeli kuruluşlardır. Karayolları Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü, Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü bu kuruluşlara örnektir. Buna karşılık ekonomik nitelik taşımayan, kültürel ve sosyal nitelikleri ağır basan katma bütçeli idarelerin ise bazıları (örneğin üniversiteler) döner sermayeli, bazıları (örneğin Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü) ise döner sermayesizdir.

KDVGUT’nde yapılan düzenleme ile kamu tüzel kişiliği olmasa bile kamu hizmeti veren döner sermayeli kuruluşlar da belirlenmiş alıcılar arasında sayılmış ve bu özelliklerinden dolayı satın aldıkları tevkifata tabi mal ve hizmetler üzerinden hesaplanan KDV için tevkifat yapmaları öngörülmüştür. Bu şekilde anılan kuruluşların veya bu kuruluşların bağlı olduğu kurumların genel bütçe ödenekleri dışındaki kaynaklardan yapacakları satın almalar da tevkifat kapsamına alınmıştır.

d) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları:

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, Anayasamızın 135 inci maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre, Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlâkını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir.

Meslek kuruluşları, yapı ve görevler açısından diğer kamu kurumlarından ayrılırlar. Bu kuruluşlar devletin bazı meslekleri kamu yararı ile çok ilgili görerek, bu meslek sahiplerinin faaliyetlerini düzenlemesi ve denetlemesi ihtiyacından doğmuştur. Kamu kurumu niteliğinde meslek kurumları; yasa ile kurulur, belli bir meslek mensuplarını içine alır, organları kendi mensupları tarafından ve kendi üyeleri arasından seçilir ve yasanın öngördüğü biçimde idari ve mali denetime tabidirler.

Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları çok ve çeşitlidir. Ticaret odaları, sanayi odaları, borsalar, barolar, hekim-mühendis-mimar ve ziraat odaları, esnaf ve sanatkarlar konfederasyonu gibi kurumlar ile bunların birlikleri ve benzerleri bu kurumlar arasında yer alırlar ve bu kurumlar KDV mükellefi olmasalar bile belirlenmiş alıcı olarak KDV tevkifatı yapmak zorundadırlar.

e) Kanunla kurulan veya tüzel kişiliği haiz emekli ve yardım sandıkları:

Kanunla kurulan veya tüzel kişiliği haiz emekli ve yardım sandıkları da KDVGUT ile belirlenmiş alıcı olarak KDV tevkifatı yapacak kurumlar arasında sayılmıştır. Uygulamada bu kapsamda olan sandıklar daha çok bankalar veya sigorta şirketleri tarafından kendi personellerine yönelik olarak kurulmuş olan sandıklardır. Bunların dışında Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) tarafından kurulan sandık da bu kapsamdadır. Sosyal Güvenlik Kurulu bünyesinde kurulan veya bu kapsamda daha önce kurulmuş olan Emekli Sandığı gibi kurumlar, 5018 sayılı Kanuna ekli cetvellerde yer aldıkları için, bu bent kapsamında değil, ilgili bentteki düzenleme kapsamında belirlenmiş alıcılar arasında yer almaktadırlar.

f) Bankalar:

Bankalar, normal şartlarda KDV mükellefi olmamakla birlikte, Tebliğde ismen zikredildiği için, belirlenmiş alıcı olarak KDV tevkifatı yapmak zorunda olanlar kapsamına alınmıştır. Bu kapsamda değerlendirilecek bankalar, Bankacılık Kanunu kapsamına giren, mevduat, katılım ve yatırım bankalarıdır.

Öte yandan, sigorta şirketleri de BSMV mükellefi oldukları için KDV mükellefiyeti olmamasına rağmen, ismen zikredilmedikleri için (başka bir bölümde zikredilmediği sürece) belirlenmiş alıcı olarak kabul edilmeyeceklerdir.

g) Kamu iktisadi teşebbüsleri (Kamu İktisadi Kuruluşları, İktisadi Devlet Teşekkülleri):

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2 nci maddesinde Kamu iktisadi teşebbüsü; “iktisadi devlet teşekkülü ile kamu iktisadi kuruluşunun ortak adıdır” denildikten sonra; İktisadi devlet teşekkülü; sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan, kamu iktisadi teşebbüsü; Kamu iktisadi kuruluşu; sermayesinin tamamı Devlete ait olup tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri kamu yararı gözeterek üretmek ve pazarlamak üzere kurulan ve gördüğü bu kamu hizmeti dolayısıyla ürettiği mal ve hizmetler imtiyaz sayılan kamu iktisadi teşebbüsü; Müessese; sermayesinin tamamı bir iktisadi devlet teşekkülüne veya kamu iktisadi kuruluşuna ait olup, ona bağlı işletme veya işletmeler topluluğu; Bağlı ortaklık; sermayesinin yüzde ellisinden fazlası iktisadi devlet teşekkülüne veya kamu iktisadi kuruluşuna ait olan işletme veya işletmeler topluluğundan oluşan anonim şirketler; İştirak; iktisadi devlet teşekküllerinin veya kamu iktisadi kuruluşlarının veya bağlı ortaklıklarının, sermayelerinin en az yüzde onbeşine, en çok yüzde ellisine sahip bulundukları anonim şirketler olarak tanımlanmıştır.

Buna göre, Tebliğin bu bölümünde yapılan açıklama uyarınca kamu iktisadi teşebbüsü kapsamında belirlenmiş alıcı olarak tevkifat yapmak durumunda olanlar, Kamu İktisadi Kuruluşları ve İktisadi Devlet Teşekkülleri şeklinde kurulmuş olan kuruluşlardır. Bunların bağlı ortaklığı ya da iştiraki olan kuruluşlar ise Tebliğin bu bendi uyarınca değil, varsa durumlarına uygun diğer bentlerindeki düzenlemeler kapsamında tevkifat yapacaklardır. Örneğin, bağlı ortaklıklar bu bent kapsamında değil, aşağıda değineceğimiz yarıdan fazlası hissesi sayılan kurum ve kuruluşlara ait kurum, kuruluş ve işletmeler kapsamında tevkifat yapacaklardır.

h) Özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar:

4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un 1 inci maddesinde yer alan ilkeler ve düzenlemeler doğrultusunda, ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlamak için özelleştirilmelerine karar verilen kuruluşlar da KDVGUT ile belirlenmiş alıcı olarak KDV tevkifatı yapmaları öngörülen kuruluşlar arasına dahil edilmiştir. Bu kapsama alınan kuruluşlar, Tebliğin diğer bölümlerinde yer alan şartları taşımasalar bile belirlenmiş alıcı olarak tevkifat yapacaklardır. Bunun için, özelleştirme kapsamına alınan kuruluşun sermaye paylarının kısmen veya tamamen kamuya ait olmasının bir önemi bulunmadığı gibi, yönetim hakkının kamuya ait olması da gerekmemektedir.

i) Organize sanayi bölgeleri ile menkul kıymetler, vadeli işlemler borsaları dahil bütün borsalar:

KDVGUT ile belirlenmiş alıcı olarak KDV tevkifatı yapması öngörülen bir diğer kuruluş ise organize sanayi bölgeleri ile borsalardır.

4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununa göre Organize Sanayi Bölgeleri (OSB), sanayinin uygun görülen alanlarda yapılanmasını sağlamak, çarpık sanayileşme ve çevre sorunlarını önlemek, kentleşmeyi yönlendirmek, kaynakları rasyonel kullanmak, bilgi ve bilişim teknolojilerinden yararlanmak, sanayi türlerinin belirli bir plan dahilinde yerleştirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla; sınırları tasdik edilmiş arazi parçalarının imar planlarındaki oranlar dahilinde gerekli idari, sosyal ve teknik altyapı alanları ile küçük imalat ve tamirat, ticaret, eğitim ve sağlık alanları, teknoloji geliştirme bölgeleri ile donatılıp planlı bir şekilde ve belirli sistemler dahilinde sanayi için tahsis edilmesiyle oluşturulan ve bu Kanun hükümlerine göre işletilen mal ve hizmet üretim bölgeleridir. Aynı Kanun uyarınca organize sanayi bölgeleri, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının onayı ile kurulabilir.

Buna göre, 4592 sayılı Kanuna göre kurulan OSB’leri, belirlenmiş alıcı olarak satın aldıkları mal ve hizmet bedelleri üzerinden hesaplanan KDV’yi tevkifata tabi tutmak zorundadırlar.

En genel anlamda borsa; alıcı ile satıcının veya onların vekillerinin emtia, menkul kıymet veya buna benzer misli emtia veya kıymetten sayılan diğer şeyler üzerinde alım-satım yapmak amacı ile bir araya geldikleri, belirli süreler için ve belirli yerlerde kurulan, belli kurallara tabi surette faaliyet gösteren, organize edilmiş merkezi pazarlardır.

Borsalar, yapılan işlem ve alım satıma konu olan mallar itibariyle çok çeşitli olabilmekle birlikte Ülkemizde halen esas itibariyle iki borsa türü bulunmaktadır. Bunlardan birincisi; 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu çerçevesinde kurulmuş olan ve sermaye piyasasına yönelik olan tüm işlemleri tek çatı altında toplayan Borsa İstanbul A.Ş. (BİST)’dir. Bu borsada, vadeli işlemler dahil sermaye piyasası araçları, kambiyo ve kıymetli madenler ile kıymetli taşlar ve Sermaye Piyasası Kurulunca uygun görülen diğer sözleşmeler işlem görmektedir.

Ülkemizde faaliyette bulunan ikinci tür borsa ise, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu çerçevesinde kurulmuş olan Ticaret Borsaları ile Ürün İhtisas Borsalarıdır.

Anılan Kanunun 28 inci maddesinde ticaret borsaları ile ilgili olarak; “bu Kanunda yazılı esaslar çerçevesinde borsaya dahil maddelerin alım satımı ve borsada oluşan fiyatlarının tespit, tescil ve ilânı işleriyle meşgul olmak üzere kurulan kamu tüzel kişiliğine sahip kurumlardır. Kambiyo ve kıymetli madenlerle ilgili borsalar bu Kanun kapsamı dışındadır” denilmiş, 29 uncu maddede ise, Borsaların ticarî ihtiyaçların gerekli kıldığı illerde, Birliğin olumlu görüşü üzerine Bakanlıkça kurulacağı, ülke, bölge ve uluslararası düzeyde faaliyet göstermek üzere özel nitelikli borsaların da kurulabileceği belirtilmiştir.

Yine aynı Kanunun 53 üncü maddesinde ise; “ekonomik gereklilikler gözetilerek güven, serbest rekabet ve istikrar içinde, kotasyonundaki bir veya birden çok ürünün arz ve talebini buluşturan; yürürlükteki ürün standartlarına göre tasnif edilmiş ürünlerin, kendilerince organize edilen fiziki veya elektronik mekânlarda alım satımına aracılık eden; ürünlerin gerek fiziki, gerekse ürünü temsilen lisanslı depo işletmelerince çıkarılan ürün senetleri ve alivre sözleşmelerin ticaretini yürütebilen; işlemlere ilişkin güvenilir kayıt ve saklama imkânları bulunan; oluşan fiyatları, ürettiği bilgileri, diğer benzer ve alternatif piyasaları izleyebilecek ve duyurabilecek bilgi işlem, teknik ve elektronik donanım, kurumsal ve mali altyapıya sahip olan; faaliyet alanı ulusal veya uluslararası olabilen anonim şirket statüsünde ürün ihtisas borsalarının Bakanlık ve Sermaye Piyasası Kurulunun teklifi üzerine, Bakanlar Kurulu kararı ile kurulacağı” ifade edilmiştir.

Yukarıda yer alan ve ayrı birer tüzel kişiliği olan borsalar, satın aldıkları tevkifata tabi mal ve hizmetler için belirlenmiş alıcı olarak KDV tevkifatı yapacaklardır.

j) Yarıdan fazla hissesi doğrudan yukarıda sayılan idare, kurum ve kuruluşlara ait olan (tek başına ya da birlikte) kurum, kuruluş ve işletmeler:

KDVGUT ile belirlenmiş alıcı olarak KDV tevkifatı yapması zorunlu tutulan bazı kurum ve kuruluşlar sayıldıktan sonra, yarıdan fazla hissesi bu sayılan idare, kurum ve kuruluşlara ait olan kurum, kuruluş ve işletmelerin de belirlenmiş alıcılar kapsamında olduğu vurgulanmıştır.

Buna göre, yarıdan fazla hissesi, tek başına ya da birlikte önceki bölümlerde sayılan idare, kurum ve kuruluşlara ait olan kurum, kuruluş ve işletmeler de belirlenmiş alıcı olarak KDV tevkifatı yapmak zorundadırlar.

Örneğin bir bankanın %50’den fazla hissesine sahip olduğu bir anonim şirket, normal şartlarda KDV tevkifatı yapmasına gerek olmayan bir satın alma için, bu özelliği nedeniyle tevkifat yapacaktır.

Yarıdan fazla hissenin tespitinde, yukarıda sayılan idare, kurum ve kuruluşların payı tek başına dikkate alınmayacak, farklı statüde olsa da belirtilen kurumların birlikte sahip olduğu payların toplamı dikkate alınacaktır. Örneğin iki ayrı bankanın %40’ar payla ortak olduğu bir şirkette her bir bankanın payı %50’den az olmakla beraber, bu bankaların birlikte sahip oldukları pay %50’nin üzerinde olduğu için, söz konusu şirket de belirlenmiş alıcı olarak kabul edilecektir. Aynı şekilde üç ayrı kamu iktisadi teşebbüsünün 1/3 oranında payla ortak oldukları bir işletmede, her bir kurumun payı yarıdan az olmakla birlikte, kamu iktisadi kuruluşlarının toplam payı yarıdan fazla olduğu için, bu işletme de belirlenmiş alıcı olarak değerlendirilecektir. Benzer durum, özelleştirme kapsamındaki bir kuruluş ile bir bankanın kurdukları şirket için de geçerli olacaktır.

k) Payları Borsa İstanbul (BİST)A.Ş.nde işlem gören şirketler:

Tebliğde yapılan düzenleme uyarınca, önceki bölümde açıklanan şartları haiz olmasalar bile, payları Borsa İstanbul A.Ş.’nde işlem gören şirketler de belirlenmiş alıcılar kapsamına dahil edilmiştir.

Buna göre, payları BİST’de işlem gören herhangi bir şirket, satın aldığı mal ve hizmetler nedeniyle belirlenmiş alıcı olarak KDV tevkifatı yapacaktır. Örneğin, herhangi bir anonim şirket, satın aldığı yemek servisi hizmeti nedeniyle KDV tevkifatı yapmak durumunda değil iken, söz konusu şirketin payları BİST’de işlem gören bir şirket olması halinde, satın aldığı yemek servis hizmeti nedeniyle KDV tevkifatı yapması gerekecektir.

Payları BİST’de işlem gören şirketlerle ilgili olarak dikkate alınması gereken bir husus da, tevkifat zorunluluğunun sadece bu şirketlere getirilmiş olması, bu şirketlerin iştirak ettikleri diğer şirketlerin, iştirak payı ne olursa olsun ayrıca belirtilmiş olmamak kaydıyla belirlenmiş alıcı olarak değerlendirilmeyeceğidir. Yani payları BİST’de işlem gören bir şirketin, %90 payla iştirak etmiş bile olsa iştirak ettiği başka bir şirket, sadece bu nedenle belirlenmiş alıcı olarak kabul edilmeyecektir.

l) Kalkınma ve yatırım ajansları:

Bilindiği üzere, 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanuna göre Kalkınma Ajansları, kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğini geliştirmek, kaynakların yerinde ve etkin kullanımını sağlamak ve yerel potansiyeli harekete geçirmek suretiyle, ulusal kalkınma plânı ve programlarda öngörülen ilke ve politikalarla uyumlu olarak bölgesel gelişmeyi hızlandırmak, sürdürülebilirliğini sağlamak, bölgeler arası ve bölge içi gelişmişlik farklarını azaltmak amacıyla kurulan, kendine özgü teknik ve finansman (bütçe) mekanizmasına sahip, kâr amacı gütmeyen, merkezi ve yerel idarelerin dışında, tüzel kişiliği haiz ve özel hukuk hükümlerine tabi Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulan teknik kapasitesi yüksek, uygulamacı olmayan fakat destekleyici, koordinatör ve katalizör olarak faaliyet gösteren kalkınma birimleridir.

5523 sayılı Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Kurulması Hakkında Kanun ile de ülkenin ekonomik kalkınmasında gereksinim duyulan yatırımların artırılması için Türkiye'de yatırım yapılmasını özendirmeye yönelik yatırım destek ve tanıtım stratejilerinin belirlenmesi ve uygulanması maksadıyla Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı kurulmuştur. Anılan ajans, Türkiye’deki yatırımları teşvik etme ve tanıtma görevini üstlenmiş olup, küresel iş dünyasına yatırım olanakları sunmayı; yabancı şirketlere Türkiye’ye giriş yapmadan önce, giriş işlemlerinin yapılması sırasında ve giriş yaptıktan sonra yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Kamu tüzel kişiliğini haiz olan Ajans, idarî ve malî özerkliğe sahiptir.

Yukarıda bahsedilen Kanunlarla kurulan kalkınma ve yatırım ajansları da belirlenmiş alıcı olarak KDV tevkifatı yapmak zorundadırlar.

2. 2.4 Özelliği Olan Kişi ve Kuruluşlar:

Çalışmamızın önceki bölümlerinde, KDV tevkifatı yapmak zorunda olan kişi, kurum ve kuruluşlar hakkında açıklamalar yapılmış ve bunların mahiyeti açıklanmaya çalışılmıştı. Bu bölümde ise durumları tartışmalı olan veya özelliği bulunan bazı kişi ve kuruluşlar ele alınacak ve KDV tevkifatı açısından durumları değerlendirilecektir.

a) Devlet ve Vakıf Üniversiteleri:

Devlet üniversiteleri, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun eki (II) sayılı Cetvelde yer aldıkları için, bu özellikleri nedeniyle belirlenmiş alıcı olarak kabul edilmektedirler. Dolayısıyla, belirlenmiş alıcılar tarafından KDV tevkifatı yapılması öngörülen işlemlerle ilgili olarak KDV tevkifatı yapmak zorundadırlar.

Öte yandan, devlet üniversiteleri normal faaliyetleri nedeniyle KDV mükellefi olmadıkları için, münhasıran KDV mükellefleri tarafından tevkifat yapılması öngörülen işlemler nedeniyle KDV tevkifatı da yapmak zorunda değildirler. Ancak tam tevkifata tabi işlemlerin tamamı için devlet üniversiteleri KDV tevkifatı yapacaklardır.

Vakıf üniversiteleri KDV mükellefi oldukları için, KDV mükellefleri tarafından tevkifat yapılması öngörülen işlemler için tevkifat yapacaklardır. Buna karşılık vakıf üniversiteleri, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun eki cetvellerde yer almadıkları için, bu açıdan belirlenmiş alıcılar arasında yer almamaktadırlar. Ancak uygulamada Mali İdare, vakıf üniversitelerinin kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşu kapsamında olduğunu ve bu özellikleri nedeniyle belirlenmiş alıcılar arasında yer aldıklarını ifade etmektedir. Dolayısıyla İdarenin bu görüşü doğrultusunda, vakıf üniversiteleri belirlenmiş alıcı olarak da KDV tevkifatı yapmak zorunda kalmaktadırlar. Bize göre Mali İdarenin bu görüşü, önceki uygulamaları ile çelişmektedir ve tartışmaya da açıktır. Şöyle ki;

Maliye Bakanlığı tarafından KDV tevkifatına tabi tutulması öngörülen teslim ve hizmetlerle ilgili olarak daha önce yayımlanan tebliğlerde vakıf üniversitelerinin KDV tevkifatı yapmak zorunda olmadıkları açıkça vurgulanmaktaydı. Örneğin KDV tevkifatının kapsamının genişletildiği 91 seri no.lu KDV Genel Tebliği’nde tevkifat yapacak kurum ve kuruluşlar sayılırken; üniversiteler tevkifat yapmak zorunda olan kurumlar arasında gösterilmiş buna karşılık parantez içi ifade ile vakıf üniversiteleri tevkifat yapacaklar arasına dahil edilmemişti. Üstelik aynı tebliğde tevkifat yapacak kurum ve kuruluşlar arasında “kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları” da yer almasına rağmen 117 seri no.lu KDV Genel Tebliği yayımlanana kadar bu üniversiteler tevkifat yapacak kurumlar arasında gösterilmemiş ve uygulama bu doğrultuda yürütülmüştü.

Önce 117 seri no.lu KDV Genel Tebliği’nde sonra da KDVGUT’nde tevkifat yapacak kurum ve kuruluşlar yeniden belirlenmiş ve üniversiteler, ayrı bir bent halinde sayılmak yerine 5018 sayılı Kanuna ekli cetvellere atıf yapılmak suretiyle tevkifat yapacak kurumlar arasında gösterilmiştir. Bu düzenleme sırasında vakıf üniversiteleri ile ilgili özel bir düzenleme yapılmamıştır. Ancak Mali İdare, bu düzenlemelerden sonra, 5018 sayılı Kanun eki cetvellerde yer almayan vakıf üniversitelerini, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşu kapsamında tevkifat yapmak zorunda olan kurumlar arasında yer aldığını açıklayan görüşler vermiştir.

Anayasa’nın 130 uncu maddesinde, kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerin Devlet tarafından kanunla kurulacağı belirtildikten sonra, kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumlarının da kurulabileceği ifade edilmiştir. 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun Ek 2 inci maddesinde de vakıflar tarafından kurulacak yüksek öğretim kurumlarının kamu tüzel kişiliğine sahip olacakları belirtilmiştir. Bunun dışında, 2809 sayılı Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilat Kanunu’na ek yapılarak çıkarılan özel kanunlarla kurulan vakıf üniversitelerinin kuruluş kanunlarında da bu üniversitelerin kamu tüzel kişiliğine sahip oldukları vurgulanmaktadır.

Bütün bu açıklamalar, vakıf üniversitelerinin kamu tüzel kişiliğine sahip kurumlar olduklarını göstermektedir. Ancak bu üniversitelerin özel kanunla kurulması ve kamu tüzel kişiliğini haiz olmasının, bunların kamu kurum ve kuruluşu kapsamında değerlendirilmesine yeterli olup olmadığı konusunda tartışma ve tereddütler de bulunmaktadır. Bu tartışmaların temelinde de bir kurumun kamu kurumu sayılıp sayılmamasında temel kriterlerden biri olan “kamu kaynağını kullanma” kriterinin, vakıf üniversiteleri açısından geçerli olmaması hususu bulunmaktadır.

Vakıf üniversitelerinin kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşu sayılmaması gerektiği görüşünün bir başka dayanağını da 117 seri no.lu KDV Genel Tebliği’nden önceki düzenlemelerde de “kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları” tevkifat yapacak olanlar arasında sayılmış olmasına rağmen, Mali İdarenin önceki dönemlerde vakıf üniversitelerinin bu kurumlar arasında kabul etmediğini ve dolayısıyla tevkifat yapacak kurumlar arasında olmadığını kabul eden uygulamalar oluşturmaktadır. Hatta 91 seri no.lu Tebliğ’de tevkifat yapacak kurumlar arasında hem kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları gösterilmiş ve hem de üniversiteler ayrı bir bent halinde sayılmış olmasına rağmen, üniversitelerin yer aldığı bentde parantez içinde “vakıf üniversiteleri hariç” denilmek suretiyle, zımnen de olsa vakıf üniversitelerinin kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları arasında yer almadığı kabul edilmiştir.

b) Belediyeler ve Belediyelere Bağlı Kuruluşlar:

Belediyeler (büyükşehir belediyeleri dâhil) 117 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin (3.1.2/b) ayrımında ve KDVGUT’nin (I/C-2.1.3.1-b) bölümünde yani belirlenmiş alıcılar kapsamında yer almadıkları gibi, 5018 sayılı Kanuna ekli cetvellerde de yer almamaktadırlar. Belediyelerin normal işlemleri nedeniyle KDV mükellefi olmaları da söz konusu değildir. Bu itibarla belediyelerin 117 seri no.lu Genel Tebliğin yürürlüğe girdiği 01.05.2012 tarihinden itibaren kısmi tevkifat uygulaması kapsamında tevkifat yapma sorumlulukları kaldırılmıştır. Yani bu tarihten sonra belediyeler kısmi tevkifat kapsamındaki işlemler nedeniyle herhangi bir KDV tevkifatı yapmayacaklardır.

Ancak belediyelerin bünyelerinde oluşan iktisadi işletmeler nedeniyle gerçek usulde KDV mükellefiyeti bulunması halinde KDV mükellefiyetine ilişkin hükümler çerçevesinde tevkifat yapma zorunlulukları bulunmaktadır.

Bu suretle KDV mükellefi olan belediyelerin iktisadi işletme faaliyetleri ile sınırlı olmak üzere, Tebliğde belirtilen ve KDV mükelleflerinin tevkifat yapmak üzere sorumlu tayin edildiği teslim ve hizmetlerde KDV tevkifatı yapmaları gerekmektedir. Dolayısıyla belediyelerin iktisadi işletme kapsamında olmayan faaliyetleri nedeniyle mal ve hizmet alımlarında KDV tevkifatı yapmaları söz konusu değildir. Ayrıca belediyenin iştirak ettiği işletmeler de ayrı bir düzenleme ile tevkifat yapacak belirlenmiş alıcılar ya da tevkifat yapacaklar kapsamında sayılmadığı sürece kendilerine yapılan işlemler nedeniyle KDV tevkifatı yapmayacaklardır.

c) İSKİ ve Diğer Belediyelere Ait Su ve Kanalizasyon İdareleri:

Tevkifat uygulaması açısından İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İSKİ) ile diğer belediyelere ait su ve kanalizasyon idarelerinin durumu özellik göstermektedir.

Bilindiği üzere İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ), 2560 sayılı “İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun” ile kurulmuş olup, anılan Kanunda belirtilen çerçevede faaliyette bulunmaktadır. Dolayısıyla İSKİ, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları kapsamında belirlenmiş alıcılar arasında yer almaktadır. Söz konusu kurum, aynı zamanda faaliyetleri nedeniyle gerçek usulde KDV mükellefidir. Dolayısıyla İSKİ, kısmi tevkifat kapsamına giren tüm işlemler (KDVGUT I/C-2.1.3.2.13 no.lu bölümünde sayılan işlemler hariç) nedeniyle KDV tevkifatı yapmak zorundadır.

Diğer belediyeler ile büyükşehir belediyelerine ait su ve kanalizasyon idarelerinin KDV tevkifatı karşısındaki durumu konusunda uygulamada farklı yorumlar bulunmaktadır.

Her şeyden önce şunu ifade edelim ki, adı geçen kurumlar gerçekleştirdikleri faaliyetler nedeniyle gerçek usulde KDV mükellefi oldukları için, KDV mükellefleri tarafından tevkifat yapılması gerekli olan tüm işlemler için bu kurumların da tevkifat yapmaları gerekmektedir. Bu konuda herhangi bir tereddüt ya da tartışma yoktur. Tartışma, bu kurumların “belirlenmiş alıcı” olarak da KDV tevkifatın yapıp yapmayacakları konusundadır.

Maliye Bakanlığı konuyla ilgili olarak; “2560 sayılı Kanun, “İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun” olup bu Kanun ile kurulmuş olan kurum İSKİ’dir. Diğer belediyelere ait su ve kanalizasyon idareleri 2560 sayılı Kanun kapsamında faaliyette bulunuyor olsalar dahi, kuruluşlarına ilişkin özel bir kanunları olmadığından, İSKİ haricindeki söz konusu idarelerin kanunla kurulmuş kurum kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Dolayısıyla İSKİ dışındaki diğer büyükşehir belediyelerine ait idarelerin belirlenmiş alıcı kapsamında tevkifat yapma sorumluluğu bulunmamaktadır” şeklinde görüş açıklamıştır.

2560 sayılı Kanuna 3305 sayılı Kanunla eklenen Ek 5 inci Maddede “Bu Kanun diğer büyükşehir belediyelerinde de uygulanır” denilmek suretiyle, 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunla yapılan düzenlemelerin, ayırım yapılmaksızın diğer büyükşehir belediyelerine ait su ve kanalizasyon idareleri için de geçerli olması sağlanmıştır. Yine 2560 sayılı Kanuna 3305 sayılı Kanunla eklenen Geçici 10 uncu madde ile de “Diğer büyükşehir belediyelerinde kurulacak su ve kanalizasyon idarelerinin adına, kadrolarına, mevcut personelinin ve mal varlığının devrine ilişkin esaslar İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile tespit edilir” denilmek suretiyle, İstanbul dışındaki büyükşehir belediyeleri bünyesinde kurulacak su ve kanalizasyon idarelerinin adı ve teşkilat yapısının Bakanlar Kurulu kararı ile belirleneceği ifade edilmiştir.

Görüldüğü üzere, 2560 sayılı Kanun, esas itibariyle İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün Kuruluş ve Görevleri Hakkında düzenlemeler içermekle birlikte, daha sonra söz konusu Kanunda yapılan düzenlemelerle, anılan Kanun tüm büyükşehir belediyelerine ait su ve kanalizasyon idarelerini de kapsar hale gelmiştir. Bu noktada tartışılan konu, yapılan düzenlemelerin 2560 sayılı Kanunu İstanbul dışındaki büyükşehir belediyelerine ait su ve kanalizasyon idareleri için de kuruluş kanunu haline getirip getirmeyeceğidir.

Maliye Bakanlığı, böyle bir durumun söz konusu olmadığı yani diğer belediyelere ait su ve kanalizasyon idarelerin kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları kapsamında değerlendirilemeyeceği yönündedir. Bize göre ise konu çok açık olmayıp tartışmalıdır.

2560 sayılı Kanunun Ek 5 inci Maddesinde yer alan “Bu Kanun diğer büyükşehir belediyelerinde de uygulanır” hükmü ve geçici 10 uncu maddede yer alan düzenlemeyi birlikte değerlendirdiğimizde; anılan Kanunun sadece İSKİ için değil, diğer büyükşehir belediyelerine ait su ve kanalizasyon idareleri açısından da kuruluş kanunu mahiyetinde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Kanunda diğer belediyelere ait kuruluşların yapısı, görevleri ve fonksiyonu konusunda düzenleme bulunmaması, bu sonucu fazla etkilemez. Çünkü Kanunun geçici 10 uncu maddesinde bu konularda düzenleme yapma konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmiş olması ve bu işlemlerin Bakanlar Kurulu tarafından düzenlenmesi, söz konusu kurumların teşkilat yapılarının ve diğer hususların kanunla düzenlenmiş olması gerçeğini değiştirmez. Yani Anayasada açıkça yasaklanmamış bir konuda Kanunla yapılan düzenlemeler ile Kanunla verilen yetkiye istinaden Bakanlar Kurulu veya başka bir idari birim tarafından yapılan düzenlemeler arasında bir fark bulunmamaktadır.

Dolayısıyla 2560 sayılı Kanunun, sadece İSKİ için değil, diğer büyükşehir belediyelerine ait su ve kanalizasyon idareleri için de kuruluş kanunu olarak kabul edilmesi ve bu kapsamda söz konusu kurumların kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları mahiyetinde belirlenmiş alıcı olarak değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

d) Özerk Federasyonlar:

Bilindiği üzere, spor federasyonları normal şartlarda Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı Spor Genel Müdürlüğü bünyesinde faaliyet göstermektedirler. Bu özellikleri nedeniyle de genel bütçeye dahil kuruluşlar arasında yer almaktadırlar. Dolayısıyla, bu şekilde faaliyette bulunan spor federasyonları, 5018 sayılı Kanun ek listelerde yer alan kurum ve kuruluşlar kapsamında belirlenmiş alıcılar arasında yer almaktadırlar.

Ancak 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna 5105 sayılı Kanunla eklenen Ek 9 uncu madde ile spor dalı ile ilgili faaliyetleri ulusal ve uluslararası kurallara göre yürütmek, gelişmesini sağlamak, sporcu sağlığı ile ilgili konularda gerekli önlemleri almak, teşkilatlandırmak, federasyonu uluslararası faaliyetlerde temsil etmek ve Tahkim Kurulu kararlarını uygulamakla görevli ve yetkili, özel hukuk hükümlerine tabi bağımsız spor federasyonlarının kurulabileceği şeklinde düzenleme yapılmıştır. Anılan düzenleme uyarınca Federasyonlar, Merkez Danışma Kurulunun uygun görüşü, Bakanın teklifi ve Başbakanın kararı ile kurulur ve kararın Resmi Gazetede yayımlanması ile tüzel kişilik kazanır.

Bunun dışında özel kanunla kurulmuş federasyonlar da faaliyette bulunabilmektedir. Örneğin Türkiye Futbol Federasyonu, 3813 sayılı Kanunla kurulmuş olup, halen bu Kanunun yerine çıkarılan 5894 sayılı Kanun kapsamında faaliyette bulunmaktadır. Anılan kanun hükümlerine göre Türkiye Futbol Federasyonu, her türlü futbol faaliyetlerini milli ve milletlerarası kurallara göre yürütmek, teşkilatlandırmak, geliştirmek ve Türkiye’yi futbol konusunda yurt içinde ve yurt dışında temsil etmek üzere kurulmuş, özel hukuk hükümlerine tabi, tüzel kişiliğe sahip, özerk bir federasyondur.

Buna göre, gerek 3289 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesi uyarınca kurulan federasyonlar ve gerekse de Türkiye Futbol Federasyonu gibi ayrı bir kanunla kurulan federasyonlar, tüzel kişiliğe sahip olmalarına rağmen, kamu hukukuna değil, özel hukuk hükümlerine tabidirler. Bu özellikleri ile de genel ve katma bütçeli kurum ve kuruluşlar kapsamında yer almamaktadırlar. Bir başka ifade ile 5018 sayılı Kanuna ekli cetvellerde yer almadıkları gibi, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşu mahiyetinde de değildirler. Dolayısıyla, faaliyetleri nedeniyle gerçek usulde KDV mükellefi olmaları halinde bu mükellefiyetlerinden kaynaklanan işlemler hariç, belirlenmiş alıcılar kapsamında KDV tevkifatı yapmaları da söz konusu değildir. Nitekim, Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 23/05/2014 tarih ve 84974990-130[9-2012/113]-514 sayılı özelgede; “…özerk statülü spor federasyonları Gençlik ve Spor Bakanlığının bağlı kuruluşu olarak faaliyet göstermekle birlikte bu kuruluşlar bir kamu kuruluşunun en temel özelliği olan "kamu hukuku"na tabi olmayıp "özel hukuk" hükümlerine tabi bulunmaktadır. Bu nedenle kamu kuruluşu niteliği taşımayan özerk spor federasyonları Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin (I/C-2.1.3.1./b) ayrımına girmemektedir” denilmek suretiyle, anılan federasyonların belirlenmiş alıcı olarak KDV tevkifatı yapmak zorunda olmadıkları belirtilmiştir.

e) Okul Aile Birlikleri:

14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun 16 ncı maddesinde yer alan; “Eğitim kurumlarının amaçlarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak için okul ile aile arasında işbirliği sağlanır. Bu amaçla okullarda okul-aile birlikleri kurulur. Okul-aile birlikleri, okulların eğitim ve öğretim hizmetlerine etkinlik ve verimlilik kazandırmak, okulların ve maddi imkânlardan yoksun öğrencilerin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak üzere; aynî ve nakdî bağışları kabul edebilir, maddi katkı sağlamak amacıyla sosyal ve kültürel etkinlikler ve kampanyalar düzenleyebilir, okulların bünyesinde bulunan açık alan, kantin, salon ve benzeri yerleri işlettirebilir veya işletebilirler. Öğrenci velileri hiçbir surette bağış yapmaya zorlanamaz. Okul-aile birliklerinin kuruluş ve işleyişi, birlik organlarının oluşturulması ve seçim şekilleri, sosyal ve kültürel etkinliklerden sağlanan maddi katkılar, bağışların kabulü, harcanması ve denetlenmesi ile açık alan, kantin, salon ve benzeri yerlerin işlettirilmesi veya işletilmesinden sağlanan gelirlerin dağıtım yerleri ve oranları, harcanması ve denetlenmesine dair usul ve esaslar, Maliye Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığınca müştereken hazırlanan yönetmelikle düzenlenir” şeklindeki düzenlemeye istinaden yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Okul-Aile Birliği Yönetmeliği’nde “okul-aile birliği”, eğitim kampüslerinde yer alan okullar dâhil Bakanlığa bağlı okul ve eğitim kurumlarında kurulan okul-aile birliği olarak tanımlanmış olup, aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinde, “okul ile aile arasında bütünleşmeyi gerçekleştirmek, veli ile okul arasında iletişimi ve iş birliğini sağlamak, eğitim ve öğretimi geliştirici faaliyetleri desteklemek, okulun ve maddi imkânlardan yoksun öğrencilerin eğitim ve öğretimle ilgili zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak üzere okullar bünyesinde tüzel kişiliği haiz olmayan birlikler kurulur” denildikten sonra, bu şekilde kurulacak birliklerin görev ve yetkileri tanımlanmış ve birliğin çalışma esasları açıklanmıştır.

Görüleceği üzere, yukarıda açıklanan mevzuata göre kurulan okul aile birlikleri, faaliyetlerini gerçekleştirirken, gerçek usulde KDV mükellefi olmalarını gerektirecek işlemler yapabileceklerdir. Anılan birlikler, bu faaliyetleri nedeniyle satın alacakları tevkifat kapsamındaki mal ve hizmetler için KDV mükellefi olarak tevkifat yapacaklardır. Ancak bu birliklerin belirlenmiş alıcılar kapsamında olmadığı konusunda KDVGUT’nde açık düzenleme yapıldığı için, bu birlikler, belirlenmiş alıcı olarak tevkifat yapılması gereken konularda KDV tevkifatı yapmayacaklardır.

Esasında okul aile birlikleri, KDVGUT’nde sayılan belirlenmiş alıcılar arasına zaten girmemektedir. Çünkü bu birliklerin tüzel kişiliği olmadığı gibi, sadece Devlet okullarında değil, özel okullar bünyesinde de kurulabilecekleri için kamu hizmeti görme fonksiyonları da yoktur. Buna rağmen tebliğde bunların belirlenmiş alıcı olarak değerlendirilmeyeceğinin açıkça belirtilmiş olmasının, oluşacak tereddütleri gidermek amacına yönelik olduğunu düşünüyoruz.

f) Sağlık Bakanlığına Bağlı Aile Hekimliği:

Sağlık Bakanlığına bağlı aile hekimliği kurumunun da belirlenmiş alıcılar arasında yer almadığı Tebliğde açıklanmıştır.

Bilindiği üzere aile hekimliği kurumu, 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu kapsamında, kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetleri vermek üzere Sağlık Bakanlığına bağlı çalışan aile hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabipler ile aile sağlığı elemanlarının oluşturduğu bir kurumdur.

5258 Sayılı Kanunda da açıklandığı üzere aile hekimleri Sağlık Bakanlığı’na bağlı sözleşmeli personel statüsünde çalışmaktadırlar. Bu nedenle tüm aile hekimlerinin bu çalışmaları karşılığında aldıkları paralar gelir vergi kanunu açısından ücrettir. Dolayısıyla, aile hekimliği yapan doktorlar KDV mükellefi değillerdir. Bu nedenle aile hekimlerinin satın aldıkları mal ve hizmetler nedeniyle KDV mükellefi olarak tevkifat yapmaları söz konusu olmayacaktır. Bu kurumlar, Sağlık Bakanlığı bünyesinde faaliyet göstermelerine rağmen, bu özellikleri nedeniyle belirlenmiş alıcı olarak da tevkifat yapmalarına gerek olmadığı hususu KDVGUT’nde açıkça vurgulanmıştır.

3. SONUÇ

KDV Kanununun 9 uncu maddesinde verilen yetkiye istinaden, işlem bedelleri üzerinden hesaplanacak KDV’nin tevkifata tabi tutulacak kısmı, tevkifat oranları, tevkifata tabi işlemler ve tevkifat yapmak zorunda olanlar Maliye Bakanlığı tarafından belirlenmektedir. Bakanlık, bu konuda daha önce çıkardığı muhtelif tebliğlerdeki düzenleme ve açıklamalarını, önce 117 seri no.lu KDV Genel Tebliği’nde daha sonra da KDVGUT’nde tek bir metin haline getirmiştir.

Anılan düzenlemede, KDV tevkifatı yapmak sorunda olanlar, işlem türleri itibariyle ayrı ayrı belirtilmiş olmasına rağmen, bu şekilde tevkifat yapacak olanların tanım ve mahiyetinde belirsizlik ve eksiklikler de bulunmaktadır.

Bu çalışmamızda, ilgili mevzuat uyarınca KDV tevkifatı yapması öngörülen kişi, kurum ve kuruluşlar ele alınmış ve farklı durumlara göre tevkifat yapmak zorunda olanlar açıklanmaya çalışılmıştır. Konuyla ilgili olarak, çalışmamızın ilgili bölümlerinde de dile getirilen ve tereddüt bulunan hususlarda Maliye Bakanlığı tarafından açıklama ya da düzenleme yapılmasının faydalı olacağını ifade etmek istiyoruz.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tayyar Ateş Yeminli Mali Müşavirlik

Merkez Mah. Perihan Sk. No:67/1 Emin Bey Apt. Kat:4 D:5 Şişli / İstanbul 

+90 212 219 74 81