Ara
  • Olga Ateş

Vergi İncelemesine Tabi Tutulmaksızın Düzeltilen Beyanlar

Mustafa Sefa KARA*

Yaklaşım Dergisi

I- GİRİŞ

Bilindiği üzere ülke vergi sistemimizin başlıca sorunlarından bir tanesi mükelleflerin sıklıkla sahte belge kullanımına başvurmak suretiyle ödenecek vergiyi ziyaa uğratmalarıdır. Bu durum mükellefler arasında haksız rekabete sebep olmasının yanında, idarenin denetim birimleri üzerindeki iş yoğunluğunu da artırmaktadır.

Zaman zaman vergi dairelerince Ba-Bs analiz formları üzerinden sahte belge kullandığı tespit edilen mükelleflere, sahteliği vergi tekniği raporları ile sabit olan faturaların beyanlardan çıkarılması gerektiği belirtilerek, düzeltme beyannamesi verdirilmektedir.

Çalışmamızda idare tarafından sahte fatura kullandığı tespit edilen mükelleflere düzeltme beyanı niteliğinde ikinci bir beyanname verdirilmesi, yasal mevzuat ve Danıştay tarafından verilmiş olan karar çerçevesinde irdelenecektir.

II- DÜZELTMEYE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 25. maddesinde vergi kanunlarına göre beyan üzerinden alınan vergilerin “tahakkuk fişi” ile tarh ve tahakkuk edileceği, 3065 sayılı Kanun’un 40. maddesinin 1. fıkrasında katma değer vergisinin bu kanunda aksine hüküm bulunmadıkça mükelleflerin yazılı beyanları üzerine tarh olunacağı belirtilmiş, yine 213 sayılı Kanun’un 378. maddesinin 2. fıkrasında mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamayacakları hükmü öngörülmüştür.

Bu hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, beyan olunan matrah üzerinden tarh olunan vergiye karşı mükelleflerin dava açamayacakları anlaşılmakta ise de, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin 3. bendinde yer alan ve ihtirazi kayıtla verilen beyannamelerle ilgili kural dikkate alındığında, ihtirazi kayıtla verilen beyannamelere karşı da dava açılabileceği, dolayısıyla yükümlülerin beyan ettikleri matrah için ihtirazi kayıt koymalarının mümkün olduğu görülmektedir. Başka bir deyişle beyanname verilen bir dönem için mükelleflerin daha sonra ilk beyan edilen bilgileri değiştiren ikinci bir beyanname vermeleri ve verecekleri bu beyannamelere ihtirazi kayıt koyarak dava açabilme hakları saklı tutulmaktadır.

III- DANIŞTAY KARARI VE DEĞERLENDİRME

Yukarıda açıklamış olduğumuz yasal mevzuat düzenlemelerinden de görüleceği üzere, kanun koyucu, mükelleflere ikinci bir beyanname vererek beyanlarını yenileme imkanı tanımıştır. Buna ilişkin cezai yaptırım olarak ise ziyaa uğratılan verginin %50’sinin kesileceği belirtilmiştir. Buna istinaden vergi daireleri ile vergi incelemesine yetkili olanlar sahte belge kullandığı tespit edilen mükelleflerle iletişime geçerek sahte olduğu tespit edilen belgelere ilişkin Katma Değer Vergisi ve ilgili diğer vergiler (Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi vb.) itibariyle yeniden beyanname vermelerini aksi takdirde vergi incelemesine tabi tutularak daha ağır cezalara katlanmak zorunda kalabileceklerini ifade etmektedirler. Daha ağır yaptırımlarla karşılaşmaktan çekinen mükellef ise bu talebe karşılık, mali müşaviri aracılığı ile ikinci bir beyanname vererek ziyaa uğrattığı verginin %50’sini ceza olarak ödemektedir.

Buraya kadar her şey normal görünmekle beraber Danıştay 9. Dairesi vermiş olduğu kararla konuya yeni bir bakış açısı kazandırmıştır([1]).

Danıştay’a yansıyan olayda davacının yasal defter ve belgelerinin incelemeye alınmasını takiben hakkında henüz herhangi bir rapor düzenlenmeden, kendisine kullandığı bir takım faturaların düzenleyicisi olan şahıs veya şirketler hakkında, kod5 listesinde bulunmak, bunlar hakkında vergi inceleme veya vergi tekniği raporu düzenlenmiş olmak gibi olumsuz tespitlerin bulunduğu, söz konusu faturaların katma değer vergisi indirimleri arasından çıkarılması suretiyle ilgili dönemler için vergi kanunlarında yer almayan ancak uygulamada “düzeltme beyannamesi” denilen ikinci bir beyanname vermesi gerektiği aksi halde kendisinin de kod5 listesine alınacağı uyarısı yapılarak yeniden beyanname vermesi sağlanarak dava konusu katma değer vergisi ile damga vergisinin tahakkuk ettirildiği, gecikme faizi hesaplandığı ve ayrıca vergi ziyaı cezası kesildiği anlaşılmaktadır.

Sonuçta ise özetle aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır.

“İdare hukukunda özel hukuktan farklı olarak idarenin tek taraflı irade beyanı hukuki sonuç doğurmaya yeterli olsa da, olayda olduğu üzere vergi beyannamesi vermek gibi özel hukuk kişilerinin irade beyanı üzerine vergi tarh ve tahakkuk ettirilmesi gibi idari işlemlerin tesis edildiği durumlarda özel hukuk kişilerinin irade beyanlarının her türlü sakatlıktan, iradeyi bozucu etkenlerden uzak olarak oluşması gerektiği açıktır. İrade beyanını sakatlayıcı durumların söz konusu olması halinde bu beyana dayanılarak tesis edilen idari işlemin hukuka uygun olduğundan söz edilemez.

Bakılan davada katma değer vergisi beyannamelerini veren davacının daha sonra ihtirazi kayıt konulmadan ikinci bir beyanname daha vererek ilk beyannamede yer alan indirime konu bazı faturaların beyannameden çıkarılması sağlanmıştır. Davacının aleyhine olan bu durumun kendi iradesiyle ortaya çıktığı iddia edilse de ticari hayatın olağan koşulları altında bir yükümlünün bu yönde bir eylemde bulunması olağan olmayacağından davacının verdiği ikinci beyannamelerin özgür iradeyle oluştuğundan söz edilemez. Davacının kullandığı bazı faturaların sahte olduğunu düşünen idarenin yapması gereken, faturaları düzenleyenler hakkında olumsuz tespitler var ise bunu davacı hakkında yapacağı bir vergi incelemesi ve düzenleyeceği vergi inceleme raporuyla ortaya koyarak gerekirse resen tarhiyat yaparak bunu davacıya tebliğ etmesidir. Oysa bu yapılmayarak baskı ile davacının bazı faturaları indirimleri arasından çıkarması sağlanmıştır. Baskı altında verilen ikinci beyannamelerin özgür iradeye dayandığı söylenemeyeceği gibi, buna karşı açılan davanın beyannamelerde ihtirazi kayıt bulunmadığı, dolayısıyla bu beyan üzerine tarh olunan vergiye dava açılamayacağından söz edilmesi de mümkün değildir.

Bu durumda davacı hakkında bir inceleme yapılmadan ve kullandığı faturaların gerçek olup olmadığı, kendisi ve fatura düzenleyicileri hakkında her yönüyle incelenerek ortaya konulmadan baskı ile verdirilen düzeltme beyannameleri üzerine yapılan vergilemede isabet görülmemiştir.”

Görüleceği üzere Danıştay düzeltme beyannamesine karşı dava açılabileceğini çünkü beyannamenin cebir altında verildiğini ve idarenin söz konusu durumda mükellefin yasal defter ve belgelerinin incelenerek düzenlenecek bir raporla sahte fatura kullanarak haksız vergi indiriminde bulunduğundan bahisle vergileme yapılması gerektiğini düşünmektedir. Bu da bize uygulamada sıkça karşılaşılan düzeltme beyannamesi verdirilmesine ilişkin uygulamanın ileride bir takım problemler ortaya çıkarabileceğini göstermektedir.

Danıştay vermiş olduğu kararda mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamayacaklarını hüküm altına alan VUK’un 378. maddesinin 2. fıkrasına da yeni bir boyut kazandırmış ve aynı Kanun’un 3. maddesinde yer alan gerçek mahiyeti göz önünde bulundurarak mükellefin kendi beyanına dava açabilmesine olanak sağlamıştır.

Adil ve tabana yayılan bir vergi sistemi iyi işleyen bir denetim mekanizması ile sağlanmaktadır. Dolayısı ile denetim gücünü efektif kullanmak bu noktada önem arz eder. İdare de bu anlamda denetim gücünü efektif kullanmak amacıyla ikinci bir beyanname verdirmek yoluyla sahte belge kullanan mükelleflerin beyanlarını incelenmeksizin düzeltmektedir. Vergi inceleme süreci idareye yüklediği maliyetin yanında mükellefe de kendine has bir maliyet yüklemektedir. Özellikle düşük tutarlı olan sahte belge kullanımlarının incelemeye alınarak verginin bu yolla tarh edilmesi halinde tarh edilecek olan vergi, incelemenin doğurduğu maliyeti karşılamamakta ve ödenecek verginin aşınmasına sebep olmaktadır. Bu gibi durumlarda uygulamaya yeni bir yön verilerek inceleme dışı yollarla beyanlarının düzeltilmesine olanak veren yasal zemin oluşturulmalıdır. Aksi takdirde ileride Danıştay tarafından verilecek benzer kararlar sonucu kamunun zarara uğrama ihtimali yüksektir.

IV- SONUÇ

Yukarıda yer vermiş olduğumuz üzere, yasal mevzuat ve Danıştay’ın olaya bakışı göz önünde bulundurulduğunda, sahte fatura kullandığı şüphesiz bulunan mükelleflere düzeltme beyannamesi verdirilerek, bu faturalara dayalı vergi indirimlerinden vazgeçmesinin sağlanması üzerine salınan katma değer vergisinde isabet bulunmadığı, bu şüphe bulunan yükümlülerin yasal defter ve belgeleri incelenip olay tüm yönleriyle ortaya konulmak suretiyle bu faturalara dayalı katma değer vergisi indirimlerinin incelenmesi ve gerekiyorsa cezalı tarhiyat yoluna gidilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ancak her ne kadar Danıştay’ın görüşü bu yönde olsa da ülkemizde küçük veya büyük olarak değerlendirebileceğimiz mükelleflerin birçoğu bilerek ya da bilmeyerek sahte belge kullanmaktadırlar. İdarenin en azından çok düşük tutarlı olan sahte belge kullanımlarına ilişkin olarak vergi incelemesi başlatıp, bu kapsamda mükellefin beyanlarını düzeltmesi, sınırlı olan denetim gücünün verimsiz kullanılmasına sebep olacaktır. Dolayısıyla uygulamaya yeni bir yön verilerek inceleme dışı yollarla mükelleflerin beyanlarının düzeltilmesine olanak veren yasal zeminin oluşturulması önem arz etmektedir.

(*) Vergi Müfettiş Yrd.

[1] Dn. 9. D.’nin, E: 2009/171, K: 2009/2395 sayılı Kararı

Yazarlar : 'MUSTAFA SEFA KARA'

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tayyar Ateş Yeminli Mali Müşavirlik

Merkez Mah. Perihan Sk. No:67/1 Emin Bey Apt. Kat:4 D:5 Şişli / İstanbul 

+90 212 219 74 81