Ara
  • Olga Ateş

Yurtdışında Düzenlenen Ve İmzalanıp Taranarak (Scan Edilerek) E-Posta Aracılığıyla Gönderilen Sözleş

Haluk ÖZTÜRK*

Vergi Sorunları Dergisi

ÖZ

Gelişen ve değişen ticaret hayatında, ticari iş ve işlemlerdeki süreçler zamanla farklılaşmakta ve vergiye tabi işlemleri vergi kanunları açısından tekrar yorumlamak ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Damga vergisi kanunu açısından bu kapsamda değerlendirme yapılacak bir mevzu da elektronik ortamda onaylanan satış sözleşmelerinin damga vergisine tabi olup olmadığıdır. Elektronik imza kapsamında düzenlenen sözleşmeler açısından, bunların damga vergisine tabi olup olmadığı konusunda kanun maddesindeki açık ifadeden dolayı şüphe yoktur. Ancak herhangi bir e-imza sürecine girmeden, imzalanıp taranarak e-posta aracılığıyla gönderilen ve sözleşmenin diğer tarafından da imzalanıp taranarak tekrar e-posta ile geri gönderilen sözleşmelerin damga vergisine tabi olup olmayacağı konusu net olarak bilinmemektedir.

Anahtar Kelimeler: Satış Sözleşmesi, E-Posta, Yurtdışında Düzenlenen Sözleşme, Damga Vergisinde Vergiyi Doğuran Olay, Hükmünden Yararlanma, Kağıdın Fiziki Mevcudiyeti

GİRİŞ

Damga vergisinin konusu 1 sayılı tabloda yer alan ve yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgelerdir. Kanunda, yabancı memleketlerle Türkiye`deki yabancı elçilik ve konsolosluklarda düzenlenen kağıtların ise, Türkiye`de resmi dairelere ibraz edildiği, üzerine devir veya ciro işlemleri yürütüldüğü veya herhangi bir suretle hükümlerinden faydalanıldığı takdirde vergiye tabi tutulacağı hüküm altına alınmıştır.

Konumuz gereği 1 sayılı tabloda yer alan sözleşmelerden, satış sözleşmeleriyle ilgili bu yazımız başlığında yer alan özellikli durum üzerinde durulacaktır. Özellikle yurtdışı şirketlerin yaptığı satışlara ilişkin olarak, hazırlanan satış sözleşmeleri fiziki mesafelerden dolayı ve zamandan kazanım saikinden hareketle imzalanıp taranarak (scan edilerek) yurtiçindeki şirketlere gönderilmekte ve gönderilen bu sözleşmeler aynı şekilde sözleşmenin diğer tarafı olan yurtiçindeki şirketler tarafından da imzalanıp taranarak (scan edilerek) e-posta ile geri gönderilmektedir. Yurtiçinde de çeşitli nedenlerden kaynaklı olarak bu şekilde sözleşmeler yapıldığı görülmektedir. İçerdiği farklı dinamikler nedeniyle özellikle yurtdışında şirketlerle yapılan sözleşmelere makalemizde değinilecek olup, bu doğrultuda açıklamalar yapılacaktır.

1. BORÇLAR KANUNU AÇISINDAN E-POSTA İLE ONAYLANAN SÖZLEŞMELERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, E-POSTA İLE ONAYLAMADA ORTADA HUKUKEN GEÇERLİ BİR BELGE OLUP OLMADIĞI VE KAĞIDIN FİZİKİ MEVCUDİYETİ

1.1. Borçlar Kanunu Açısından Değerlendirme

Borçlar Kanunu’nun l’inci maddesinde; sözleşmenin, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulacağı ifade edilmiştir. Sözleşme, iki taraflı bir hukuki işlemdir; bu nedenle ancak iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette irade açıklamasında bulunmalarıyla kurulabilir. Borçlar Kanununun 3., 4., 5. ve 11. maddeleri göz önünde bulundurulduğunda hazır olanlar ve hazır olmayanlar arasında yapılan sözleşmelerde yapılan bir öneri ve bunun karşılığındaki kabul beyanı herhangi bir şekle tabi değildir. Dolayısıyla hazır olmayanlar arasında yapılan sözleşmelerde öneri ve kabul beyanları herhangi bir şekilde gerçekleştirilebilir.

E-posta aracılığıyla gönderilen bahsi geçen sözleşmeler hazır olmayanlar arasında yapılan sözleşme niteliğindedir ve buradaki öneri ve kabul beyanları herhangi bir şekilde gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla, her iki tarafça imzalanmış olan ve taranarak e-posta yoluyla gönderilen kağıtlarda sözleşmenin taraflarına ait olan birbirine uygun irade beyanları neticesinde sözleşme kurulmuş olur. Nitekim buna dayanak teşkil edecek olan Borçlar Kanununun 14’üncü maddesinde; “yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması zorunludur. Kanunda aksi öngörülmedikçe, imzalı bir mektup, asılları borç altına girenlerce imzalanmış telgraf, teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ya da güvenli elektronik imza ile gönderilip saklanabilen metinler de yazılı şekil yerine geçer” hükmü yer almaktadır. Borçlar Kanununun 14’üncü maddesinin gerekçesinde ise; “...Tasarının 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, iletişim teknolojisinde ortaya çıkan yeni gelişmeler göz önünde tutularak, bunlara teyit edilmiş olmaları kaydıyla, faks veya buna benzer iletişim araçları ile güvenli elektronik imzayla gönderilip saklanabilen metinler de eklenmiş ve hükmün kapsamı genişletilmiştir. Ancak, söz konusu iletişim araçlarıyla gönderilen metinlerin yazılı şekil yerine geçmesi için, bunları alanlar tarafından teyit edilmiş olması şarttır. Güvenli elektronik imzayla gönderilen metinlerin ise, yazılı şekil yerine geçmesi için, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununa uygun olarak gönderilmesi ve alanlar tarafından bilgisayar ortamında kaydedilerek saklanabilmesi gerekir.” ifadesine yer verilmiştir. Dolayısıyla imzalanıp taranarak e-posta olarak gönderilen sözleşmeler herhangi bir uyuşmazlık da dahil olmak üzere her türlü mecra da hukuki işlemin dayanağı olarak ibraz edilebilecektir.

1.2. Hukuken Geçerli Belge Olup Olmadığı ve Fiziki Mevcudiyetine İlişkin Değerlendirme

Yukarıdaki bölümde bahsedilen hususların yanı sıra, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 199’uncu maddesinde ispat ve delillere ilişkin olarak “belge” kavramı tanımlanmış olup “Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.” denilerek bahsi geçen işlemlerin Türk mevzuatı açısından ispat ve delil noktasında kabul edilebilirliliği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla bahsi geçen e-postayla ilgili yapılan işlemlerde ortada hukuken geçerli bir belge olacağı açıktır. Ancak şu hususu da vurgulamak gerekir ki gönderilmiş ve imza içeren bir faks, benzeri metin ya da e-posta uyuşmazlık halinde karşı tarafça da kabul edildiğinde (ikrar) geçerlilik kazanacaktır. Çünkü niteliği gereği bir faks, benzeri metin ya da e-posta bir asıla yani her iki tarafın mutabık olduğu kağıda dayanmak zorundadır. Pek tabi uyuşmazlık halinde bu iletilerin doğruluğu açısından yer ve erişim sağlayıcılara, Bilgi Teknolojileri Kurumuna vb. kurumlara başvurulabilecektir.

Öte yandan, imzalı ve taranarak gönderilen sözleşmelerde tarafların ıslak imzalarının hiçbir zaman aynı belgede bulunmadığı, tarafların ellerinde sadece kendilerine ait ıslak imzalar olan belgeler mevcut olması dolayısıyla da bu belgelerin hukuken geçerli bir belge olmayacağı ve kağıdın fiziki mevcudiyetinin bulunmadığı iddiaları söz konusu olabilmektedir. Bu hususlara karşı yine yukarıda yapılan açıklamalardan hareket edilecektir. Ayrıca burada üzerinde durulması gereken başka bir husus imzalı ve taranarak gönderilen sözleşmelerde her iki tarafın aynı kağıtta ıslak imzasının olmasının mümkün olmayacağıdır. Örneğin; Hammadde veya emtia satışına yönelik olarak yurtdışındaki X işletmesinin düzenlediği ve satışa ilişkin tüm şartları belirleyerek imzaladığı sözleşmeyi tarayarak e-posta olarak göndermesi durumunda Türkiye’deki A işletmesine ulaşan kağıtta ıslak imza olmayacak, Türkiye’deki A işletmesi de sözleşme şartlarını kabul ederek sözleşmeyi imzalayıp tarayarak gönderdiğinde yurtdışındaki X işletmesinde ıslak imza olmayacaktır. Ancak Türkiye’deki A işletmesinin imzalayıp ve taratarak e-posta ile gönderdiği kağıt neticesinde sözleşme kurulmuş olacaktır. Söz konusu sözleşmeler Borçlar Kanunu açısından hazır olmayanlar arasında düzenlenen sözleşme niteliği taşıdığından, örneğimizdeki gibi yapılan öneri ve bu öneriye uygun olarak e-posta aracılığıyla gerçekleştirilen bir kabul beyanı ile sözleşme tamamlanmış olurken, aynı zamanda, tarafların sözleşmeden doğan haklarının varlığını ispat etme durumu da kesinleşmiş olacaktır. Dolayısıyla yurtdışındaki şirketler tarafından düzenlenerek imzalanmış, taranarak e-posta yoluyla iletilmiş e-postaların Türkiyedeki kurumca imzalanarak ve taranarak e-posta yoluyla tekrar bu şirketlere iletilen belgelerin ve imzalı asıllarının taraflarda olduğunun tespit edildiği bir durumda, sözleşmeden şüphe duyulamayacaktır.

Bu tarzda işlem yapan şirketler T.T.K.’nun 64’üncü maddesi gereği, “… işletmeyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklayacaklar, T.T.K.’ nun “Belgelerin saklanması, saklama süresi başlıklı 82. maddesindeki” belgelerle ilgili yükümlülüklerini yerine getirecekler ve V.U.K.’nun “Defter ve belgelerle diğer kayıtların ibraz mecburiyeti başlıklı 256’ncı maddesi ve “Hukuki uyuşmazlıklarda ibraz başlıklı 83’ üncü maddesi gereği de bu belgeleri (mektup, faks, fotokopi, elektronik veri vb.) gerektiğinde ve istendiğinde ilgili makamlara ibraz edeceklerdir.

2. KONUNUN DAMGA VERGİSİ KANUNU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

2.1. Yasal Düzenlemeler

488 sayılı Damga Vergisi Kanununun “Konu” başlıklı 1’inci maddesinin ilk fıkrasında, Damga Vergisi Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kâğıtların damga vergisine tabi olacağı hüküm altına alınmış ardından aynı maddenin ikinci fıkrasında bu kanundaki kağıtlar teriminin, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik ortamda imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade edeceği hükmüne yer verilmiştir. Anılan maddenin son fıkrasında ise, yabancı memleketlerle Türkiye’deki yabancı elçilik ve konsolosluklarda düzenlenen kâğıtların, Türkiye’de resmi dairelere ibraz edildiği, üzerine devir veya ciro işlemleri yürütüldüğü veya herhangi bir suretle hükümlerinden faydalanıldığı takdirde vergiye tabi tutulacağı hükmüne yer verilmiştir.

Damga vergisi açısından vergiyi doğuran olay, Damga Vergisi Kanunun 1’inci maddesinde yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca kağıtların Türkiye’de Damga Vergisine tabi tutulabilmesi için öncelikle söz konusu maddenin 1 ve 2’nci fıkralarında yer alan özelliklere sahip olması gerekmektedir. Buna göre bir kâğıdın damga vergisine tabi tutulabilmesi için;

- Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yer almış olması,

- İmza veya imza yerine geçen bir işaret konularak düzenlenmiş olması,

- Herhangi bir hususu ispat veya belli etmek amacıyla ibraz edilebilecek nitelikte olması gerekmektedir.

Kanunda vergiyi doğuran olay ise, vergiye tabi kâğıdın Türkiye’de ya da yurt dışında düzenlenmiş olmasına göre farklılaştırılmış; ikinci fıkra Türkiye’de düzenlenen kâğıtlarda, üçüncü fıkra ise yurt dışında düzenlenen kâğıtlarda vergiyi doğuran olayın gerçekleşeceği durumları belli edecek şekilde düzenlenmiştir.

Türkiye’de düzenlenen kâğıtlarda bu olayın varlığı için kağıdın ibraz edilmesi değil, herhangi bir hususu ispat etmek yahut belli etmek için ibraz edilebilecek nitelik taşıması yeterli görülmüşken; yurt dışında düzenlenen kağıtlarda, Türkiye’de resmi dairelere ibraz edilmesi veya devir ve ciro edilmesi yahut kağıdın hükümlerinden faydalanılmış olması şartı aranmıştır.

Damga Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesinde, damga vergisinin mükelleflerinin kağıtları imza edenler olduğu, 5’inci maddesinde ise bir nüshadan fazla olarak düzenlenen kağıtların her nüshasının ayrı ayrı aynı miktar veya nispette Damga Vergisine tabi olacağı belirtilmiştir.

2.2. Sözleşmelerin Damga Vergisine Tabi Olup Olmadığı, Sözleşmenin Nerede Tamamlandığı Ve Vergiyi Doğuran Olay

Bahsi geçen satış sözleşmeleri, Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yer almış olması, 1. bölümde belirtilen kapsamda imza veya imza yerine geçen bir işaret konularak düzenlenmiş olması ve Borçlar Kanunu ile Hukuk Muhakameleri Kanunu kapsamında herhangi bir hususu ispat veya belli etmek amacıyla ibraz edilebilecek nitelikte olması nedeniyle damga vergisine tabi olacaktır. Ayrıca, Yurtdışındaki şirketlerin imzalayıp tarayarak e-posta aracılığıyla gönderdiği ve yurtiçindeki şirketlerin imzalayıp tarayarak tekrar e-posta yoluyla gönderdiği sözleşmelerde kabul imzasının atıldığı ve e-postanın gönderilerek sözleşmenin kabul edildiği anda sözleşme kurulmuş olacaktır. Burada esaslı durum vergiyi doğuran olayın tespiti olacaktır. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 2008/734 sayılı kararında, vergiyi doğuran olayın tespitinde; “… Sözleşme, bir tarafın hazırlayarak imzaladığı sözleşme metninin sunulduğu diğer tarafça da imzalanmasıyla yapılmış olur. Bu nedenle merkezleri yurt dışında bulunan kurumlar tarafından hazırlanıp imzalanarak Türkiye’de bulunan davacıya gönderilen ve incelendikten sonra davacı tarafından da imzalanmak suretiyle tamamlandığı anlaşılan sözleşmelerin Türkiye’de yapıldığının kabulü zorunludur.” denilmiştir. Dolayısıyla, Damga Vergisi Kanununun l’inci maddesinin birinci fıkrasındaki kağıtlardan olan ve düzenlenmesi Türkiyedeki kurum tarafından Türkiye’de imzalanmasıyla tamamlanan sözleşmeler yönünden vergiyi doğuran olayın, aynı maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenmesi gerekecektir. Maddenin ikinci fıkrası vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesi için kağıtların ibraz edilmesini değil, ibraz edilebilecek olmasını yeterli görmüştür. Ancak karşılıklı olarak imzalanmış ve taranarak e-posta ile gönderilmiş sözleşmelerde çoğu zaman sözleşmenin nerede tamamlandığı net olarak tespit edilememektedir. Yurtdışındaki kurum tarafından imzalanıp taranarak gönderilen sözleşmeler yurtiçindeki kurum tarafından imzalanıp taranarak e-posta ile geri gönderilebildiği gibi, yurtdışındaki kurumca imzasız olarak gönderilen sözleşme önce yurtiçindeki kurum tarafından da imzalanıp taranarak gönderilebilmektedir. Burada kabul imzasının atıldığı ve sözleşmenin kabul edildiği anı tespit etmek önemlidir. Ancak bu tarzdaki işlemlerde sözleşme taraflarının beyanları ve buna dayanak oluşturan doneler belirtilmediği sürece daha sonradan böyle bir tespitin net olarak yapılması çok zordur. D.V.K.’nun 1. maddesinin 2.fıkrası kapsamında vergilendirme yapılmasını sağlayacak hususlar tespit edilemediği takdirde, ilgili maddenin 3. fıkrasına göre vergilendirme yapılması -yurtiçindeki ve yurtdışındaki şirketin sözleşmeye bağladıkları işlemlere yönelik fiili iradelerinin de ortaya koyulması açısından- daha isabetli olacaktır. Bundan sonraki bölümlerde 3. fıkra açısından vergilendirme yapılması durumuna ilişkin açıklamalar yapılacaktır.

2.3. Hükmünden Yararlanma Tarihi - Vergilendirme Dönemi - Dikkate Alınacak Nüsha Sayısı

Bahsettiğimiz sözleşmeler iradi olarak Türkiyede herhangi bir resmi daireye ibraz edilmemekte, üzerlerine herhangi bir devir veya ciro işlemi yürütülmemektedir. Yapılan sözleşmeler satış sözleşmeleri olduğu için belirlenen sözleşme şartları kapsamında satış işlemleri gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla bu sözleşmelerde vergilendirme açısından hükmünden yararlanma koşulunun değerlendirilmesi hususu önem kazanmaktadır.

Gelir İdaresi Başkanlığı İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 14.08.2012 tarih ve 2579 sayılı özelgesinde; “Yabancı memleketlerde düzenlenen kâğıtlar açısından Türkiye’de hükmünden faydalanma konusu ise esas olarak, kağıtlarda yer alan hak ve yükümlülüklere dayanılarak hukuki, ticari, mali olaylar ve sonuçlar yaratmak olarak anlaşılmalıdır. Hüküm bir gücün, etkinin ifadesi olduğundan, bir kâğıdın hükmünden yararlanma o kâğıdın gücünden, etkisinden kaynaklanmaktadır. Bu durumda, yabancı memleketlerde düzenlenen bir kâğıda ilişkin bazı haklardan veya hususlardan Türkiye’de yararlanılması veyahut kağıda dayanılarak Türkiye’de bazı işlemler yapılması o kağıdın hükmünden yararlanıldığı anlamına gelmektedir.” denilmiştir. Hükmünden Türkiye’de faydalanma” kavramından ne anlaşılması gerektiğine ilişkin Danıştay VDDGK 2002/266 sayılı kararında ise; “Damga vergisinin konusunu oluşturan her kağıt, taraflara haklar yaratan ya da borç ve yükümlülükler getiren, böylelikle akit tarafların hukuki durumunu belli eden veya ispat imkanı sağlayan belgedir. Kağıdın hükmünden yararlanma da; onun herhangi bir hukuki, ticari ya da benzer bir amaca bağlı olarak kullanılması sözleşmeyle öngörülen hak ve yükümlülüklere işlerlik kazandırılması olarak tanımlanabilir. Yurtdışında düzenlenen kağıda Türkiye’de işlerlik kazandırılması sonucu vergiyi doğuran olay gerçekleşmiş olmaktadır.” denilmiştir.

Dolayısıyla, belgelenen hukuki durumun öngördüğü hak, borç, yükümlülük ve ödevlere işlerlik kazandırılması; başka deyişle, tarafların haklarını elde etmeleri, borç, yükümlülük ve ödevlerini de yerine getirmeleri neticesinde hükmünden yararlanma koşulu gerçekleşmiş olacaktır. Yabancı ülkelerde düzenlenen kağıtlar bakımından, söz konusu elde etme ve yerine getirme eylemlerinin Türkiye’de gerçekleşmesi, yasal düzenlemede öngörülen, damga vergisini doğuran olaydır ve bu doğrultuda vergilendirme yapılması gerekecektir.

Sözleşmeler hazırlanırken bunların içeriğinde sözleşme tarihi yer almaktadır veya imza kısmında sözleşmenin imza edildiği tarih yer almaktadır. Ancak bahsettiğimiz sözleşmeler hazır olmayanlar arasında gerçekleşen sözleşmeler olduğu için burada kabule ilişkin imzanın atıldığı tarih önemlidir ve sözleşmeler bu tarihten sonra hüküm ifade etmeye başlayacaktır. Vergiyi doğuran olay ise sözleşmelerin hükmünden faydalanmaya dayalı olarak gerçekleşmiş olacaktır. Yukarıdaki özelge ve yargı kararı da dikkate alınacak olursa yararlanmaya ilişkin fiili muamelelerin oluşması gereklidir. Örneğin hammadde veya emtiaya yönelik satış sözleşmelerinde serbest dolaşıma giriş beyannameleri, nakliye faturaları, hammadde-emtia faturaları vb. evraklar, satışa ilişkin açılan akreditifler hükmünden yararlanmaya dayanak teşkil edecek emareler olacaktır. Bahsi geçen emareler için ilk yapılmış işlem hükmünden yararlanma tarihi olarak dikkate alınacak ve bu tarihin dahil olduğu dönem vergilendirme dönemi olarak dikkate alınacaktır. Nitekim İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 16.05.2008 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.18.01/2.1/1095.157. Mük. 5266 .1429 sayılı özelgesinde de belirtildiği üzere: “Yurtdışında düzenlenen kağıtlarda yer alan hükümler ile ilgili olarak, Türkiye’de herhangi bir iş veya işlem gerçekleştirilmesi durumunda, Türkiye’de gerçekleştirilen bu iş veya işlemler dolayısıyla yurtdışında düzenlenen kağıdın hükmünden yararlanma söz konusu olduğundan, yurtdışında düzenlenen kağıtların, üzerlerinde yazılı belli para üzerinden ve Türkiye’de gerçekleştirilen iş ve işlemlerin yapıldığı tarihte, Kanuna ekli (1) sayılı Tablo’ da ait olduğu pozisyon uyarınca Damga Vergisine tabi tutulması gerekir.” denilmiştir.

Vergilendirilecek nüsha adedi açısından ise sözleşme içeriğinde yer alan nüsha adedine ilişkin maddeler dikkate alınabilecektir. Bu kapsamda yurt dışında, birden fazla nüsha olarak düzenlenen ve hükmünden Türkiye’de yararlanılan sözleşmelerin her bir nüshasının ayrı ayrı nispette vergiye tabi tutulması için, sözleşme hükümlerinden Türkiye’de yararlanılması yeterli olup, sözleşme nüshalarının tamamının Türkiye’ye getirilmesine gerek bulunmayacaktır. (Danıştay 7. Dairesi’nin 01.02.2005 tarihli E: 2001/1152, K: 2005/77 sayılı kararı) Dolayısıyla sözleşme metni içerisinde yer alan nüsha adedi diğer nüshalar görülmese dahi vergilendirmede esas alınabilecektir.

SONUÇ

Günümüzde bu tarzda işlemlerin ticari hayatta çok sık kullanılan bir yol olduğu hususu göze çarpmaktadır. Özellikle kağıt, yazılı şekil ve imza unsurlarının damga vergisi için olmazsa olmaz olduğu düşüncesinden hareketle bu unsurları kısıtlayıcı işlemlerle vergiden kaçınıldığı görülmektedir. Sözleşmeler karşılıklı olarak her iki tarafça imzalandığı halde sırf imzalı nüshalar taranarak gönderildi diye yazılı bir belge olarak kabul etmemek ticari hayatın gerçeklerine uymayacaktır. Günümüzde bu tarzda işlemlerin kullanıldığı dikkate alındığında aksinin kabulü, damga vergisi ödenmemesi için tüm sözleşmelerin bu şekilde yapılması sonucunu doğurabilecektir. Dolayısıyla bu işlemler Kanundaki şartlar gerçekleştiğinde damga vergisine tabi olmalıdır. Yukarıdaki başlıklar kapsamında değerlendirme yapılarak vergilendirilmelidir.

KAYNAKÇA

Vergi Usul Kanunu

Damga Vergisi Kanunu

Borçlar Kanunu

Türk Ticaret Kanunu

Hukuk Muhakemeleri Kanunu

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu E. 2007/403 K. 2008/734

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu E.2002/128 K.2002/266

Danıştay 7. Daire E. 1999/294 K. 2000/4088

Danıştay 7. Dairesi E.2001/1152 K.2005/77

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 14.08.2012 tarih ve 2579 sayılı özelgesi

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 16.05.2008 tarih ve Mük. 5266 .1429 sayılı özelgesi

* E. Gelirler Kontrolörü, Vergi Müfettişi

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tayyar Ateş Yeminli Mali Müşavirlik

Merkez Mah. Perihan Sk. No:67/1 Emin Bey Apt. Kat:4 D:5 Şişli / İstanbul 

+90 212 219 74 81