Ara
  • Olga Ateş

Gelir Vergisi Beyannamesinde Mahsup Edilecek Vergiler ve İadesi

Ömer ALANLI*

Yaklaşım Dergisi

I- GİRİŞ

193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun Mükerrer 120 ila 123. maddelerinde gelir vergisi mükelleflerinin yıl içinde 3’er aylık dönemler itibariyle ödedikleri geçici vergilerin, yurt içinde kesinti (tevkifat) yoluyla ödedikleri vergilerin, diğer ücret vergisinin ve yurt dışında elde ederek Türkiye’ye intikal ettirdikleri kazançları üzerinden yabancı ülkelerde ödedikleri vergilerin gelir vergisinden mahsup edilmesi konusunda düzenlemeler yapılmıştır.

Söz konusu Kanun’un Mükerrer 120. maddesinde geçici vergilerin mahsubu, 121. maddesinde yurt içinde kesinti (tevkifat) yoluyla ödenen vergilerin mahsubu, 122. maddesinde diğer ücret vergisinin mahsubu, 123. maddesinde ise yurt dışında ödenene vergilerin Türkiye’de ödenecek vergiden mahsup edilebilme şartları yer almaktadır.

Ayrıca Gelir Vergisi Kanunu’nun 121. maddesi ile 252 ve 262 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğlerinde, kesinti yoluyla veya geçici olarak ödenen vergilerin, mükelleflerin beyannamede gösterdikleri gelir üzerinden hesaplanan gelir vergisinden fazla olması durumunda fazla olan kısmın nakden ve/veya mahsuben iadesine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Yazımızda gelir vergisi içerisinde düzenlenmiş bulunan mahsup ve iade işlemleri ile bu işlemlere ilişkin usul ve esasların neler olduğunu “Gelir Vergisinden Yapılacak Mahsuplar” ve “Gelir Vergisinde Nakden veya Mahsuben İade” başlıkları altında detaylı bir şekilde açıklayacağız.

II- GELİR VERGİSİNDEN YAPILACAK MAHSUPLAR

Gelir vergisi mükelleflerinin bağlı bulundukları vergi dairesine yıllık beyanname ile beyan ettikleri gelir vergisi matrahı üzerinden ilgili vergi dairesi tarafından gelir vergisi tarh edilir. Tarh edilen bu vergiden; beyannamede gösterilen kazanç ve iratlardan Gelir Vergisi Kanunu’na göre tevkif yoluyla kesilmiş olan vergiler, yıl içinde ödenen geçici vergiler ve yabancı memleketlerde ödenen vergilerden mahsup edilir([1]). Aşağıda gelir vergisi matrahı üzerinden hesaplanan gelir vergisinden yapılacak mahsuplar açıklanmıştır.

A- YURT İÇİNDE ÖDENEN VERGİLERİN MAHSUBU

Beyanname üzerinde gösterilen matrahtan hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilecek vergiler, kesinti yoluyla ödenen vergiler ve geçici vergilerdir.

1- Kesinti Yoluyla Ödenmiş Vergilerin Mahsubu

Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinde vergi tevkifatına tabi tutulacak kazanç, irat ve ücretler ve tevkifat yapacak olanlar ve tevkifat oranları ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Söz konusu maddeye göre tevkifat yapmak zorunda olanları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

- Kamu idare müesseseleri,

- İktisadi kamu müesseseleri,

- Ticaret şirketleri (A.Ş., limited şirket, komandit şirket vb.)

- İş ortaklıkları,

- Dernekler ve vakıflar,

- Dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri,

- Kooperatifler,

- Yatırım fonları yöneticileri,

- Gelir vergisi mükellefi olan ticaret ve serbest meslek erbabı,

- Zirai kazançlarını bilanço ve işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler.

Vergi tevkifatı yapmak zorunda olanlar bir ay içinde yaptıkları vergi kesintilerini ertesi ayın 20. günü akşamına kadar, bağlı oldukları vergi dairesine muhtasar beyanname ile beyan ederek aynı süre içinde ödemek zorundadırlar.

Tevkif yolu ile ödenen bu vergiler prensip olarak, yıllık beyanname üzerinden hesaplanacak olan vergiden mahsup edilmek üzere alınmaktadır. Ancak; tevkif yolu ile ödenen vergilerin bazılarının mahsup imkanı mümkün olmazken, bazıları da mahsup edildiği gibi mahsup edilememesi halinde, vergi iadesi yolu ile geri de alınabilmektedir([2]).

Gelir Vergisi Kanunu’nun 121. maddesinin 1. fıkrasında; “Yıllık beyannamede gösterilen gelire dâhil kazanç ve iratlardan bu kanuna göre kesilmiş bulunan vergiler, beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir” şeklinde düzenlemeye yer verilerek, aynı Kanun’un genel tevkifat maddesi olan 94. maddesinde ve geçici maddelerinde düzenlenen tevkifat hükümlerine göre kesilmiş bulunan vergilerin, yıllık beyanname verilmesi durumunda, bu beyannameye göre hesaplanacak vergiden mahsup edilebileceği hükme bağlanmıştır. Ancak 252 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nin 1.2. bölümünde ifade edildiği üzere; “Mahsup işleminin yapılabilmesi için, tevkif yoluyla kesilen verginin beyannameye dâhil edilen gelir veya kazanca ilişkin olması gerekmektedir.” Daha açık bir ifadeyle; tevkif suretiyle ödenen verginin, beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsup edilebilmesi için, üzerinden vergi kesilen gelir unsurunun, Gelir Vergisi Kanunu’nun 85. maddesi uyarınca toplamaya dâhil edilmesi (86. maddesi kapsamında değerlendirilen gelir unsurları arasında bulunmaması) ve ilgili gelir unsuruna ilişkin olması gerekmektedir. Tebliğ’de belirtilen bu husus mahsup müessesesinin konuluş amacına da uygundur. Zira mükerrer vergilemenin önlenmesi amacıyla oluşturulan bu müessese, beyannameye hiç dâhil edilmeyen gelir unsuru üzerinden kesilen verginin, mahsubuna cevaz vermemektedir([3]).

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen özelgede([4]) bu husus özetle aşağıdaki şeklinde ifade edilmiştir.

“…Bu hüküm ve açıklamalara göre; 2009 yılına ait yıllık gelir vergisi beyannamenizde yer alan tefkifata tabi tutulmuş gayrimenkul sermaye iradınızın brüt tutarı, tevkifat yoluyla vergilendirilmemiş konut kira geliriniz ve ticari kazancınıza ait zararınız toplamının, 2009 yılı için belirlenen beyan sınırı olan 22.000 TL'yi aşmaması nedeniyle tevkifata tabi gayrimenkul sermaye iradınızın söz konusu yıllık beyannameye dahil edilmemesi gerekmektedir.

Bu çerçevede, yıllık beyannameye dahil edilmemiş kazanca ilişkin tevkif yoluyla ödenmiş vergilerin beyanname üzerinden mahsubu ve iadesi de mümkün bulunmamaktadır.”

252 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde mahsuben iade işleminin, aranan tüm belgelerin tamamlanması koşuluyla, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verildiği tarih itibariyle yapılacağı, ikmalen veya re'sen yapılan tarhiyatlarda ise mahsup işleminin, mahsup talebine ilişkin dilekçe ve eklerinin eksiksiz olarak vergi dairesi kayıtlarına girdiği tarih itibariyle yapılacağı belirtilmiştir. Ayrıca mahsup işleminin yapılabilmesi için mükelleflerin, kesintiyi yapan vergi sorumlularına ait bilgileri ve esas alınan brüt tutarları, kesilen vergileri ve kesinti yapılan dönemleri içeren bir tabloyu doldurarak yıllık beyannamelerine eklemeleri gerekmektedir.

Örnek; İstanbul’da muhasebecilik mesleği ile iştigal eden Bay (A), 2014 takvim yılında şirketlere vermiş olduğu muhasebecilik hizmetlerinden dolayı 160.000 TL serbest meslek kazancı elde etmiştir. Söz konusu kazanç üzerinden şirketler 32.000 TL gelir vergisi tevkifatı yapmışlardır. Şirketler tevkif ettikleri bu vergileri ilgili vergi dairelerine muhtasar beyanname vermek suretiyle beyan edip ödemişlerdir. Buna göre Bay (A)’nın Yıllık Gelir Vergisi Beyanname özeti aşağıdaki gibi olacaktır.

Tevkif suretiyle ödenen vergilerin mahsubunu düzenleyen Gelir Vergisi Kanunu’nun 121. maddesine 5615 sayılı Kanun ile; “Kontrol edilen yabancı kurumlara yapılan ödemeler üzerinden kesilen vergiler, Türkiye’de yıllık beyannameyle bildirilen kontrol edilen yabancı kurum kârı üzerinden hesaplanacak gelir vergisinden mahsup edilebilir” hükmü eklenmiştir. Ancak mahsup edilecek verginin kontrol edilen yabancı kurumun bu ödemelerden kaynaklanan kazancına isabet eden gelir vergisinden fazla olmaması gerekmektedir. 5615 sayılı Kanun ile eklenen bu hüküm, gelir vergisi uygulaması açısından uygulamada istisnai olarak karşılaşılabilecek bir hususa ilişkindir. Zira her ne kadar gerçek kişilerin de Kurumlar Vergisi Kanunu’nun ilgili maddesinde yabancı kurumları kontrol edebilecekler arasında kabul edilse de, söz konusu işlemlerin genel itibariyle kurumlar vergisi mükelleflerince gerçekleştirildiği görülmektedir.

Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 120. maddesinin 3. fıkrasında mükelleflerin aynı dönem içinde tevkif edilmiş bulunan gelir vergisinin (42. maddede belirtilen kazançlardan yapılan tevkifat hariç) hesaplanan geçici vergiden mahsup edebileceği hükmü yer almaktadır. Bu şekilde ilgili geçici vergi döneminin hesaplanan vergisinden yapılan mahsuptan sonra kalan tutar o dönem için ödenmesi gereken geçici vergi olacaktır. Ancak madde metninde parantez içi hüküm ile de belirtildiği üzere, birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işlerinden doğan kazançlardan yapılan tevkifatların mahsubu mümkün bulunmamaktadır. Zira söz konusu kapsama giren kazançlar geçici vergiden müstesna tutulmuştur. Söz konusu mahsubun nasıl yapılacağına ilişkin ise 252 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde yer alan açıklamalar aşağıdaki gibidir:

“Yıllık beyannamenin vergi bildirimi tablosunda yer alan geçici vergiye ilişkin satırda, beyannamenin ilgili olduğu geçici vergi dönemlerinde ödenen geçici vergi tutarı (ilgili geçici vergi beyannamelerinin ödenecek geçici vergi satırında yer alan tutarlar toplamı) gösterilir. Yıllık beyannamenin vergi bildirimi tablosunun kesinti yoluyla ödenen vergiler satırında ise, o yıl içinde tevkif yoluyla kesilen vergilerin tamamı (geçici vergiden mahsubu yapılan tevkifat tutarları dahil) gösterilir.”

2- Kollektif ve Komandit Şirketlerde Kesilen Vergilerin Mahsubu

Gelir Vergisi Kanunu’nun 37. maddesinde belirtildiği üzere; kolektif ortaklıklarda ortakların, adi ve eshamlı komandit ortaklıklarda komandite ortakların ortaklık kârından aldıkları paylar şahsi ticari kazanç hükmündedir. Bununla birlikte aynı Kanun’un 66. maddesinde serbest meslek faaliyetinde bulunan kolektif ortaklıklarda ortakların ve adi komandit ortaklıklarda ise komandite ortakların serbest meslek erbabı sayılacağı ifade edilmiştir. Dolayısıyla ortaklık kârından aldıkları paylar ortakların şahsi ticari veya serbest meslek kazançları sayılacağından ve ortakların şahsi kazançları nedeniyle yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek zorunda olacaklarından, ortaklığa yapılan ödemeler nedeniyle tevkifat suretiyle ödenen vergiler, ortaklar tarafından yıllık beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergilerinden, hisseleri oranında mahsup edilebilecektir. Ancak adi komandit şirketlerde, komanditer ortağın geliri menkul sermaye iradı olduğundan, komanditer ortak şirkete ödenen paralar üzerinden tevkif edilen vergiyi, mahsup edemeyeceği görüşünün yanında söz konusu mahsup imkânının olduğu yönünde görüş belirtenler de mevcuttur. Mahsup imkânının olmadığını savunanlara göre, komanditer ortak gelirinin ticari kazanç değil menkul sermaye iradı sayılması nedeniyle, şirket gelirleri üzerinden tevkif edilen vergi mahsup edilemeyecektir. Vergi idaresinin de benimsediği görüşe göre ise mahsup işleminin yapılabilmesi için, tevkif yoluyla kesilen verginin beyannameye dâhil edilen gelir veya kazanca ilişkin olması yeterlidir ve kazanç veya gelir türünün bir önemi yoktur.

Manisa Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen özelgede([6]) bu husus aşağıdaki şeklinde ifade edilmiştir.

“193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 75. maddesinin birinci fıkrasında; sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkil sermaye dolayısıyla elde ettiği kâr payı, faiz, kira ve benzeri iratların menkul sermaye iradı olduğu hüküm altına alınmış, anılan maddenin ikinci fıkrasının (2) numaralı bendinde ise; kaynağı ne olursa olsun iştirak hisselerinden doğan kazançların (Limited Şirket ortaklarının, iş ortaklıklarının ortakları ve komanditerlerin kâr payları ile kooperatiflerin dağıttıkları kazançlar bu zümreye dahildir. Kooperatiflerin ortakları ile yaptıkları muamelelerden doğan kârların ortaklara, kooperatifle yaptıkları muameleler nispetinde tevzii, kazanç dağıtımı sayılmaz) menkul sermaye iradı sayılacağı hükme bağlanmıştır.

Anılan Kanun’un 22. maddesinin (2) numaralı bendinde, tam mükellef kurumlardan elde edilen, 75. maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarının yarısının gelir vergisinden müstesna olduğu, istisna edilen tutar üzerinden 94. madde uyarınca tevkifat yapılacağı ve tevkif edilen verginin tamamının, kâr payının yıllık beyanname ile beyan edilmesi durumunda yıllık beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsup edileceği hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan, anılan Kanun’un 86. maddesinin 1/c bendinde, vergiye tabi gelir toplamının [(a) ve (b) bentlerinde belirtilenler hariç] 103. maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmaması koşuluyla, Türkiye'de tevkifata tâbi tutulmuş olan; birden fazla işverenden elde edilen ücretler, menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirlerin beyannameye dahil edilmeyeceği hükmüne yer verilmiştir.

Bu çerçevede, limited şirket ortaklığından dolayı elde etmiş olduğunuz kâr payı gelirinizin brüt tutarının yarısı gelir vergisinden istisna olup, kalan tutarın Gelir Vergisi Kanunu’nun 103. maddesinde yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2010 yılı için 22.000.-TL) aşması halinde yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi ve anılan Kanun’un 94. maddesi uyarınca tevkif edilen verginin tamamının yıllık beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsup edilmesi gerekmektedir.

(2010 yılı için 22.000.-TL) aşması halinde yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi ve anılan Kanun’un 94. maddesi uyarınca tevkif edilen verginin tamamının yıllık beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsup edilmesi gerekmektedir.”

Paylı komandit şirketlerde ise kesilen verginin komandite ortağa isabet eden kısmı komandite ortak tarafından gelir vergisi beyannamesinde, kalan vergi de şirket tarafından kurumlar vergisi beyannamesinde mahsup edilebilecektir([7]).

Örnek: Ticari faaliyet yapan bir kolektif şirketin Bay (A) ve Bay (B) adlı % 70 ve % 30 oranında paylı iki ortağı bulunmaktadır. Söz konusu şirkete 2014 yılında yapılan ödemelerden dolayı 100.000 TL vergi kesintisi yapılmıştır. Yapılan kesintinin (100.000 x 0,70=) 70.000 TL tutarındaki kısmını Bay (A), (100.000 x 0,30=) 30.000 TL tutarındaki kısmını Bay (B) vereceği gelir vergisi beyannamesi üzerinden mahsup edebilecektir.

3- Geçici Verginin Mahsubu

Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 120. maddesine göre basit usule göre vergilendirilenler hariç olmak üzere, ticari kazanç sahipleri ile serbest meslek erbapları, cari vergilendirme dönemlerinin gelir vergisine mahsup edilmek üzere, takvim yılının 3’er aylık kazançları üzerinden aynı Kanun’un 103. maddesinde belirtilen tarifenin ilk gelir dilimine uygulanan oranda geçici vergi ödemek zorundadırlar. Aynı maddenin parantez içi hükümlerinde ise basit usulde tespit edilen ticari kazanç sahipleri, yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinden kazanç elde edenler ile noterlik görevini ifa ile mükellef olanların geçici vergi ödeme yükümlülüklerinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 120. maddesinin 5. fıkrasında ise; “Bir önceki takvim yılında üçer aylık dönemler halinde tahakkuk ettirilerek tahsil edilen geçici vergi, yıllık beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir. Mahsup edilemeyen tutar, mükellefin diğer vergi borçlarına mahsup edilir. Bu mahsuplara rağmen kalan geçici vergi tutarı, o yılın sonuna kadar yazılı olarak talep edilmesi halinde mükellefe red ve iade edilir.” hükmü yer almaktadır.

Mahsup işleminin yapılabilmesi için, tahakkuk ettirilmiş geçici verginin mutlak suretle ödenmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla tahakkuk ettirilmiş ancak ödenmemiş bulunan geçici verginin yıllık beyanname üzerinden hesaplanan gelir ve kurumlar vergisinden mahsup edilmesi mümkün değildir.

252 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde, tahakkuk ettirilmiş ancak ödenmemiş olması dolayısıyla yıllık beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsup imkânı bulunmayan geçici vergi tutarlarının terkin edileceği, terkin edilen geçici vergi tutarı için de vade tarihinden terkin edilmesi gereken tarih olan yıllık beyannamenin verilmesi gereken kanuni sürenin başlangıç tarihine kadar gecikme zammı uygulanacağı ifade edilmiştir.

Bazı durumlarda mükellefler çeşitli işlemlerden kaynaklanmış KDV iade alacaklarının tahakkuk eden geçici vergiye mahsup edilmesini talep edebilmektedirler. Bu şekilde mahsuben ödenen geçici vergi daha sonra beyanname üzerinden hesaplanan gelir/kurumlar vergisinden mahsup edilebilmekte, mahsubundan sonra kalan tutarın ise nakden iadesi istenilebilmektedir.

Bu tür nakden iade taleplerinde KDV ya da geçici vergi açısından geçerli olan nakden iade usul ve esaslarından hangisinin geçerli olacağı noktasındaki tereddütleri Gelir İdaresi yayımlamış olduğu 262 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile gidermiştir.

262 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde; “Katma değer vergisi iade alacağının geçici vergi borçlarına mahsup edilmesi ve mahsup yoluyla ödenmiş bu geçici verginin de yıllık gelir/kurumlar vergisi beyannamesi üzerinden hesaplanan gelir/kurumlar vergisine mahsubundan sonra kalan tutarın nakden iadesinin talep edilmesi durumunda, söz konusu iade taleplerinin asıl kaynağının katma değer vergisi alacağı olması nedeniyle bu tür iade talepleri, nakden iade şartları ile iade usul ve esaslarının belirlendiği Katma Değer Vergisi Genel Tebliğleri çerçevesinde yerine getirilecektir.” hükmüne yer verilmiştir. Mahsuben iade işlemlerine ilişkin olmak üzere 262 Seri No.lu Tebliğ’de yapılan düzenlemeye göre; katma değer vergisi iade alacağının geçici vergi borçlarına mahsup edilmesi ve mahsup yoluyla ödenmiş bu geçici verginin de yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesi üzerinden hesaplanan gelir veya kurumlar vergisine mahsup edilmesi mümkün kılınmıştır.

4- Diğer Ücret Üzerinden Kesilen Verginin Mahsubu

Gelir Vergisi Kanunu’nun 122. maddesi hükmü uyarınca; diğer ücret kapsamında vergilendirilen hizmet erbabı muhtasar beyannameye tabi işverenler nezdinde çalışmaya başladıkları takdirde, bu tarihten sonraki aylara ait olmak üzere peşin ödemiş oldukları vergiler, gerçek ücretleri üzerinden hesaplanan vergilere mahsup edilir ve mahsubu yapılan miktar hizmet erbabının vergi karnesine işveren tarafından kaydedilir.

B- YABANCI ÜLKELERDE ÖDENEN VERGİLERİN MAHSUBU

Gelir Vergisi Kanunu’nun 3. maddesine göre tam mükellef gerçek kişiler Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergilendirilirler. Ancak çoğu zaman Türkiye dışında elde edilen kazançların elde edildiği ülke vergi kanunları nedeniyle elde edildiği ülkede vergilendirilmesi söz konusu olabilmektedir. Bu durumda ise aynı gelir unsurunun mükerrer vergilendirilmesi sorunu ortaya çıkmaktadır. İlgili ülkelerle imzalanan çifte vergileri önleme anlaşmaları ile bu hususta ortaya çıkabilecek mükerrerliklerin önüne geçilmeye çalışılmakta ve ulusal mevzuat bu anlaşmalar çerçevesinde düzenlenmektedir.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 123. maddesinde; “Tam mükellefiyete tabi mükelleflerin yabancı memleketlerde elde ettikleri kazanç ve iratlardan mahallinde ödedikleri benzeri vergiler, Türkiye'de tarh edilen Gelir Vergisinin yabancı memleketlerde elde edilen kazanç ve iratlara isabet eden kısmından indirilir.” hükmü yer almaktadır.

Yabancı ülkelerde ödenmiş bu gibi vergiler, Türk parasına çevrilecektir. Gelir vergisinin yabancı ülkelerde elde edilen kazanç ve iratlara isabet eden kısmı, bu kazanç ve iratlar tutarının genel gelire olan oranına göre hesaplanacaktır. İndirilecek miktar, gelir vergisinin yabancı ülkelerde elde edilen kazanca isabet eden kısmından fazla ise, aradaki fark nazara alınmayacaktır. Mahsup işleminin yapılabilmesi için yabancı ülkelerde ödenen vergilerin, gelir üzerinden alınan şahsi bir vergi olması gerekmektedir. Ayrıca, yabancı ülkede vergi ödendiğinin yetkili makamlardan alınan ve mahallindeki Türk elçilik veya konsoloslukları, yoksa orada Türk menfaatlerini koruyan memleketin aynı mahiyetteki temsilcileri tarafından tasdik olunan vesikalarla tevsik edilmesi gerekmektedir.

Yabancı ülkede vergi ödendiğini gösteren vesikalar taksit zamanına kadar gelmemiş olursa, yabancı memlekette elde edilen kazanç ve iratlara isabet eden vergi kısmı bir yıl süre ile ertelenir.

Aranan vesikalar bu süre zarfında vergi dairesine ibraz edildiği takdirde vergi tenzil edilir; süre geçtikten sonra erteleme hükmü kalkar ve vesikalar ibraz edilse bile nazara alınmaz. Vergi Usul Kanunu'nda yazılı mücbir sebeplere ait hükümler mahfuzdur.

Yabancı memleketlerde ödenen vergilerin ilgili bulundukları kazanç ve iratlar mükellef tarafından hangi yılın gelirine ithal edilmişse, bu vergiler de o gelire ait vergiden indirilir.

Yabancı ülkede vergisi ödenen gelirin mutlaka bu ülkede kazanılmış olması gerekir. Yabancı ülkede ödenen vergi ile ilgili gelir Türkiye’de kazanılmış ise mahsup imkanından yararlanmak mümkün değildir. Örneğin; Türkiye’de verilmiş bir hizmet için alınan komisyonun vergisi yabancı ülkede ödenmişse hizmet Türkiye’de verildiğinden yabancı ülkede ödenen vergi Türkiye’de hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilemez.

Örnek: Tam mükellefiyete tabi mükellef olan Bay (A)’nın 2014 yılında yurt içinde elde ettiği ticari kazanç tutarı 40.000 TL’dir. Bay (A) Brüksel’deki ticari faaliyeti kapsamında ise 60.000 TL gelir elde etmiş ve bu gelir üzerinden Belçika’da 20.000 TL şahsi vergi ödemiştir. Bay (A)’nın yurt dışında ödediği verginin mahsubu aşağıdaki şekilde olacaktır.

Gelir vergisinin yabancı ülkede elde edilen gelire isabet eden kısmı (27.760 x 0,60 =) 16.656 TL’dir. Mükellef yurt dışında ödediği 20.000 TL’nin 16.656 TL’sini mahsup edebilecek, (20.000 – 16.656=) 3.344 TL’sini mahsup edemeyecektir.

III- GELİR VERGİSİNDE NAKDEN VEYA MAHSUBEN İADE

Kesinti yoluyla veya geçici vergi olarak ödenmiş olup beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisinden fazla olması nedeniyle nakden ve/veya mahsuben iadesi istenen vergiler, Gelir Vergisi Kanunu’nun 121. maddesi ile 252 ve 262 Seri No.lu GV Genel Tebliğleri ile yapılan düzenlemeler çerçevesinde iade edilir.

A- TEVKİF SURETİYLE ÖDENEN VERGİLERİN İADESİ

Gelir Vergisi Kanunu’nun 121. maddesine göre; yıllık beyannamede gösterilen gelire dâhil kazanç ve iratlardan bu Kanun’a göre kesilmiş bulunan vergilerin, beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilebilecektir. Maddenin 2. fıkrasında ise mahsubu yapılan bu miktarın, üzerinden mahsup yapılacak gelir vergisinden fazla olduğu takdirde ise aradaki farkın vergi dairesince mükellefe bildirileceği ve mükellefin de tebliğ tarihinden itibaren 1 yıl içinde müracaatı üzerine kendisine red ve iade olunacağı hükme bağlanmıştır. Maddenin 5035 sayılı Kanun ile değişik 3. fıkrasında da Maliye Bakanlığı’na iadeyi mahsuben veya nakden yaptırma, inceleme raporuna, yeminli mali müşavir raporuna veya teminata bağlama ve iade için aranılacak belgeleri belirleme konularında yetki verilmiştir. 121. maddenin 5035 sayılı Kanun ile değişik 5. fıkrasında mahsuben iade işlemlerinin nasıl yapılacağına ilişkin genel düzenleme yapılmıştır. Buna göre; “Mahsuben iade işlemi, aranan tüm belgelerin tamamlanması koşuluyla, yıllık gelir vergisi beyannamesinin verildiği tarih itibarıyla yapılır. İkmalen veya resen yapılan tarhiyatlarda mahsup işlemi, mahsup talebine ilişkin dilekçe ve eklerinin eksiksiz olarak vergi dairesi kayıtlarına girdiği tarih esas alınarak yapılır. Aranan belgelerin tamamlanması aşamasında yapılan tahsilâtlar yönünden düzeltme yapılmaz.” Maddenin 3. fıkrasına istinaden çıkarılan 252 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile de iade işlemlerinin nasıl yapılacağına ilişkin olarak uygulamaya yön verilmiştir.

1- Mahsup Yoluyla İade

Anılan Tebliğ’de, tevkif yoluyla kesilen vergilerin yıllık beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsubundan sonra kalan kısmının diğer vergi borçlarına mahsup taleplerinin, tutarına bakılmaksızın, inceleme raporu ve teminat aranılmadan yerine getirileceği ifade edilmiştir.

Bunun için ise mahsup talebinin Tebliğ’e ekli dilekçe örneği ile yapılması ve yıl içinde yapılan tevkifatlara ilişkin bir tablonun, dilekçeye eklenmesi zorunlu kılınmıştır. Söz konusu tablonun daha önce yıllık beyanname ekinde yer almış olması halinde, mahsup dilekçesi yeterli kabul edilmiştir. Mahsup dilekçesi ve ilgili tablonun ibraz edilmiş olması kaydıyla, mükelleflerin vergi borçlarına ilişkin mahsup talepleri yıllık beyannamenin verildiği tarih esas alınarak yerine getirileceği belirtilmiştir.

Yıllık gelir vergisi beyannamesinin kanuni süresinde verilmemesi ya da benzer nedenlerle ikmalen veya re’sen yapılan tarhiyatlar üzerine tahakkuk eden vergiler ile ilgili olarak daha önce tevkif yoluyla kesilen vergilerin mahsup işlemlerinin öncelikle tarhiyat aşamasında vergi dairesince dikkate alınarak yerine getirileceği, bu mahsuplar sonunda kalan kısmın talep edilmesi halinde ise diğer vergi borçlarına mahsup edileceği ifade edilmiştir. Bu durumda mahsup talepleri dilekçe ve eklerinin eksiksiz olarak vergi dairesi kayıtlarına girdiği tarihten itibaren hüküm ifade edecektir. Bu tarihten itibaren mükelleflerin mahsubunu talep ettikleri vergi borçları için de gecikme zammının uygulanmayacağı belirtilmiştir.

Ayrıca Tebliğ’de mükelleflerin dilerlerse ortağı bulundukları adi ortaklık veya kollektif şirketlerin müteselsilen sorumlu oldukları vergi borçlarına da mahsuben iade talebinde bulunabilecekleri ifade edilmiştir. Bu taleplerin yerine getirilebilmesi için de iade alacaklısı mükellefin muaccel hale gelmiş vergi borcunun bulunmaması ve mahsup dilekçesinde adi ortaklık veya kollektif şirketin hangi dönem borçları için mahsup talep edildiğinin belirtilmesi gerekmekte olduğu belirtilmiştir.

Mükellefin muaccel hale gelmiş vergi borcunun bulunmaması halinde ise iade alacağının sonraki dönemlerde muaccel hale gelecek vergi borçlarına mahsubu mümkün kılınmıştır. Bu takdirde mahsup talebinin sonraki dönemlerde doğacak verginin tahakkuku ile hüküm ifade edeceği belirtilmiştir.

Son olarak; mahsup taleplerinin yerine getirilmesinde, Vergi Usul Kanunu’nun 114 ve 126. maddelerinde yer alan zamanaşımı hükümlerinin göz önünde bulundurulacağı ifade edilmiştir.

2- Nakden İade

252 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde nakden iade işlemlerinin nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır:

Nakden iade taleplerinin dilekçe ile yapılması şarttır. Tevkif yoluyla kesilen vergilere ilişkin nakden iade edilecek tutarın 10.000 lirayı geçmemesi halinde iade talebi, yıl içinde yapılan tevkifatlara ilişkin tablo ile birlikte;

- Ücret ve gayrimenkul sermaye iradına ilişkin olması halinde ücretlere ilişkin olarak işveren tarafından verilen ve kesintinin yapıldığını gösteren yazının, gayrimenkul sermaye iradına ilişkin olarak kira kontratının,

- Menkul sermaye iradına ilişkin olarak kesintiyi yapan bankalar, özel finans kurumları, aracı kurumlar ve diğer kurumlar tarafından düzenlenen ve vergi kesintisinin yapıldığını gösteren belgenin,

- Serbest meslek kazancına ilişkin olarak vergilerin sorumlu adına tahakkuk ettiğini gösteren ilgili saymanlık yazısının,

- Ticari kazançlar ve zirai kazançlara ilişkin olarak tevkif yoluyla kesilen vergilerin vergi sorumlusu tarafından ilgili vergi dairesine ödenmiş olduğuna ilişkin belgenin,

ilgili kurumca onaylanan bir örneğinin dilekçeye eklenmesi koşuluyla inceleme raporu ve teminat aranmaksızın yerine getirilir.

Nakden yapılacak iade taleplerinin 10.000 lirayı aşması halinde, 10.000 lirayı aşan kısım Vergi Usul Kanunu’na göre vergi inceleme yetkisi bulunanlarca yapılacak inceleme sonucunda düzenlenecek vergi inceleme raporuna göre iade edilir. 10.000 liraya kadar olan kısım ise, dilekçe ekinde yukarıda belirtilen belgelerin yer alması koşuluyla teminat aranmaksızın ve inceleme raporu beklenmeksizin iade edilir.

İade talebi teminat gösterilmesi halinde inceleme sonucu beklenmeksizin yerine getirilir. Teminat olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 10. maddesinin 1, 2 ve 3 numaralı bentlerinde sayılanlardan bir veya bir kaçı gösterilebilir. Banka teminat mektuplarının (sü- resiz-şartsız) paraya çevrilmeleri konusunda hiçbir sınırlayıcı şart taşımaması ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu hükümlerine göre faaliyette bulunan bankalar veya özel finans kurumları tarafından düzenlenmiş olması gerekir.

Nakden iade talebinin 100.000 liraya kadar olan kısmı mükellefle süresinde tam tasdik sözleşmesi düzenlemiş yeminli mali müşavirce düzenlenecek tam tasdik raporu uyarınca iade edilir. İade talebinin 100.000 lirayı aşan kısmının iadesi ise denetim elemanlarınca düzenlenen vergi inceleme raporu sonucuna göre yerine getirilir.

Genel ve katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyelere, köylere ve sermayelerinin en az %51 veya daha fazlası bu kurumlara ait işletmelere yapılacak iadeler, bu Tebliğ’de belirtilen belgelerin ibrazı üzerine miktara bakılmaksızın inceleme raporu ve teminat aranılmadan yerine getirilir.

Nakden iade edilebilir aşamaya gelen alacağın üçüncü şahısların vergi borçlarına mahsubu talep edilebilir. Bu mahsup işlemine ilişkin verilecek dilekçede, lehine mahsup talebinde bulunulan kişinin adı-soyadı veya ünvanı, vergi kimlik numarası, bağlı olduğu vergi dairesi ile borcun türü, miktarı ve dönemi bildirilir. Bu şekilde yapılan mahsup talepleri düzeltme fişinin onaylandığı tarih itibariyle yerine getirilir.

İade talebinin kısmen mahsuben kısmen nakden olması halinde, söz konusu talepler bu Tebliğde yer alan açıklamalar çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilir. Dolayısıyla talebin tümünün nakit iadesi olarak kabul edilerek işlem yapılması söz konusu değildir.

Nakden iade talepleri ile ilgili olarak Tebliğ’in 1.3.2. bölümünde belirtilen belgeler, talep edilen tutarın tamamı için aranılacaktır.

B- GEÇİCİ VERGİNİN İADESİ

Gelir Vergisi Kanunu’nun “geçici vergi” başlıklı mükerrer 120. maddesinin 5. fıkrasında, bir önceki takvim yılında 3’er aylık dönemler halinde tahakkuk ettirilerek tahsil edilen geçici verginin, yıllık beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edileceği hükmü yer almaktadır. Mahsup edilemeyen geçici vergi tutarı ise mükellefin diğer vergi borçlarına mahsup edilebilecektir. Söz konusu fıkranın devamında ise; bu mahsuplara rağmen kalan geçici vergi tutarının, o yılın sonuna kadar talep edilmesi halinde mükellefe red ve iade olunacağı şeklinde bir hüküm bulunmaktadır.

Ödenen geçici vergi tutarının, geçici verginin ilgili olduğu döneme ilişkin olarak verilen beyanname üzerinden hesaplanan gelir veya kurumlar vergisinden fazla olması halinde, mahsup edilemeyen tutar mükellefin diğer vergi borçlarına mahsup edilir. Mahsup sonrası kalan tutar ise mahsup işlemlerinin yapıldığı takvim yılı sonuna kadar mükellefçe talep edilmesi halinde mükellefe iade edilmektedir. Bu hususa ilişkin 252 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde şu açıklamalar yer almaktadır:

“Mahsup sonucu iadesi gereken miktarın bulunması ve bu tutarın beyannamenin ilgili tablosuna yazılmış olması mükellefçe yazılı olarak yapılmış iade talebi olarak kabul edilir. Yıllık beyannamenin ilgili tablosunda/satırında gösterilmeyen geçici verginin mahsuben veya nakden iade edilebilmesi için o yılın sonuna kadar yazılı olarak başvurulması gerekir.

Geçici verginin gerek mahsuben gerekse nakden iadesinde herhangi bir tutar sınırlaması olmayıp, geçici verginin ödenmiş olması yeterlidir. Geçici vergiye ilişkin iade taleplerinde teminat ve inceleme raporu aranmaz.”

Görüldüğü üzere, yazılı başvuru şartı ile geçici verginin ödenmiş olması iade için yeterli kabul edilmektedir. Ancak tevkif suretiyle ödenen vergi ilgili geçici vergi döneminin hesaplanan geçici vergisinden de mahsup edilebilmektedir. Zira konuya ilişkin mezkûr Tebliğ’de yer alan açıklamalara yazının yukarıdaki bölümlerinde yer verilmiştir. Bu çerçevede; ilgili dönemler halinde hesaplanan geçici vergiden varsa o hesap dönemi ile ilgili olarak daha önce ödenmiş geçici vergi ve geçici vergiye tabi kazançlarla ilgili olarak tevkif edilmiş vergiler mahsup edilmekte, mahsuptan sonra kalan tutar o dönem için ödenmesi gereken geçici vergi olmaktadır. Bu şekilde gerçekleştirilen mahsup neticesinde kalan tutarın olması halinde ise iade işlemleri, tevkif suretiyle ödenen vergilerin diğer vergi borçlarına mahsup işlemlerinin (mahsuben veya nakden) tabi olduğu esaslara göre gerçekleştirilmektedir.

Geçici verginin iadesi ile ilgili olarak bahsedilmesi lazım gelen bir diğer husus ise, katma değer vergisi iade alacaklarının, geçici vergiye mahsup edilmesi işlemi sonucunda mahsup edilemeyen vergi tutarının iade işlemlerinin nasıl gerçekleştirileceğine ilişkindir. Konuyla ilgili açıklamaları içeren 262 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile katma değer vergisi iade alacağının geçici vergi borçlarına mahsup edilmesi ve mahsup yoluyla ödenmiş bu geçici verginin de yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesi üzerinden hesaplanan gelir veya kurumlar vergisine mahsup edilmesi mümkün kılınmıştır. Ancak Tebliğ’de, katma değer vergisi iade alacağının geçici vergi borçlarına mahsup edilmesi ve mahsup yoluyla ödenmiş bu geçici verginin de yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinden hesaplanan gelir vergisine mahsubundan sonra kalan tutarın nakden iadesinin talep edilmesi durumunda, söz konusu iade taleplerinin asıl kaynağının katma değer vergisi alacağı olması nedeniyle bu tür iade talepleri, nakden iade şartları ile iade usul ve esaslarının belirlendiği Katma Değer Vergisi Genel Tebliğleri çerçevesinde yerine getirileceği belirtilmiştir. Daha açık bir ifadeyle, katma değer vergisinden kaynaklı iade alacakları, mükelleflerin geçici vergi ve dolayısıyla da gelir vergisinden mahsup edilebileceği, mahsup sonrası kalan tutarın da mükelleflere red ve iade olunacağı ancak katma değer vergisinden kaynaklı iade işlemlerinin ilgili Katma Değer Vergisi Genel Tebliğlerindeki esaslar dâhilinde yerine getirileceği ifade edilmektedir.

C- VERGİ HATALARINDAN KAYNAKLANAN İADE İŞLEMLERİ

VUK’un 120. maddesinde, 5035 sayılı Kanunla yapılan düzenleme uyarınca, nakden veya mahsuben tahsil edilen ancak fazla veya yersiz olarak tahsil edildiği anlaşılan vergilerin iade ve mahsup işlemlerinde, düzeltmeye dayanak teşkil edecek belgeler ile bu işlemlere ait usul ve esasları belirleme konusunda Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.

Fazla veya yersiz olarak vergi tahakkuk ettirilmesine neden olan vergi hatasının düzeltilmesi halinde, vergi hatası nedeniyle fazla olarak tahakkuk ettirilmiş verginin ödenmiş olması şartıyla, verginin mükellefe iadesi gerekmektedir.

Vergi borçlarına mahsup talebi halinde bu talebin bir dilekçe ile vergi dairesine bildirilmesi gerekmektedir. Düzeltme işlemi ile iade işleminin aynı vergi dairesi tarafından gerçekleştirilmesi durumunda iade işlemi için dilekçe dışında ayrıca bir belge ibrazına gerek yoktur. Vergi dairelerinin farklı olması halinde hata nedeniyle fazladan tahakkuk etmiş olan verginin ödendiğini gösteren belgenin ibrazı gereklidir.

Mahsubu talep edilen vergi borçları için, mükellefin vergi hatasının düzeltilmesini ilgili vergi dairesine dilekçe ile haber verdiği tarih itibariyle mahsup işlemi yapılmış sayılacak ve mahsubu talep edilen vergi borçları için bu tarihten itibaren gecikme zammı hesaplanmayacaktır([8]).

IV- ÖNEM ARZ EDEN DURUMLAR

A- İADE TALEBİNİN GERÇEĞE AYKIRI BELGELERE DAYANMASI

Tevkif yoluyla kesilen vergilere ilişkin mahsuben/nakden iade talepleri ile ilgili olarak bu Tebliğ’de belirtilen ve ibrazı istenen belgelerin gerçeği yansıtmaması halinde, Vergi Usul Kanunu’nun ilgili hükümleri çerçevesinde işlem yapılır. Ayrıca durum mükellefin bağlı bulunduğu meslek odasına da bildirilir.

B- TEVKİF YOLUYLA KESİLEN VERGİNİN VERGİ SORUMLUSUNCA TAHAKKUK ETTİRİLMEMESİ VEYA ÖDENMEMESİ

Nakden iade talebinin yerine getirilmesi için tevkif yoluyla kesilen vergilerin, ilgili vergi dairesine ödenmiş veya tahakkuk ettirilmiş olduğuna ilişkin belgenin istenildiği durumlarda, vergi sorumlusunun ödeme yapmaması veya hiç beyanda bulunmaması nedeniyle söz konusu belge ibraz edilemiyorsa, bu durum bağlı olunan vergi dairesine mükellef tarafından bildirilir. Bu durumda nakden iade talebi yerine getirilmez.

Nakden iade, vergi sorumlusunun bağlı olduğu vergi dairesince tahakkuku ve/veya tahsilinden sonra yerine getirilir.

Vergi kesintisi yapanlarca kesilen vergilerin tahakkuk ettirilmiş olmasına rağmen tecil, taksitlendirme veya borçların yeniden yapılandırılması nedenleriyle ödenmemesi durumunda, mükelleflerce ilgili kurum veya kuruluşlarca istihkaklarından kesinti yapıldığına ilişkin belgeye tecil veya taksitlendirme yapıldığına ilişkin ilgili kurumdan alınacak yazının eklenmesi yeterlidir.

C- ADINA VERGİ KESİNTİSİ YAPILAN İLE GELİR SAHİBİNİN FARKLI GERÇEK VEYA TÜZEL KİŞİ OLMASI

Bazı durumlarda, adına vergi kesintisi yapılan gerçek veya tüzel kişi ile üzerinden kesinti yapılan gelirin sahibi olan gerçek veya tüzel kişi farklı olabilmektedir. Bu durumda gelir sahibinin beyan ettiği gelirle ilgili olarak tevkif yoluyla kesilen vergilerin mahsubu ve iadesi konusunda sorunlar yaşanmaktadır.

Gelirin sahibi olmadığı halde adına vergi kesintisi yapılmış olan mükellef, ilgili dönemde kendisi adına yapılan vergi tevkifatlarının ne kadarlık kısmının kendi gelirleri ne kadarlık kısmının diğer gerçek ve tüzel kişilere ait gelirler ile ilgili olduğunu bildiren bir dilekçeyi ekinde diğer gerçek veya tüzel kişilere ait olan gelirler ve bunlar üzerinden yapılmış kesinti tutarlarını gösteren bir tabloyu ve kesilen vergilerin vergi sorumlusu tarafından ilgili vergi dairesine yatırılmış olduğuna ilişkin belgelerin onaylı bir örneğini bağlı bulundukları vergi dairesine vermek zorundadırlar.

Tablonun bir örneği dilekçe ve eklerinin tamamlanmış olması koşuluyla vergi dairesine ibraz edildiği ifadesine yer verilerek mükellefe iade edilir. Mükellefe iade edilen örnek, gelirin sahibi tarafından kesinti yoluyla ödenen vergilerin mahsubu ve iadesinde, anılan Tebliğde adına vergi kesintisi yapılan mükelleften istenen belgelerin yerine kullanılır.

Bankalarca veya aracı kurumlarca yapılan ödemelerden kesilen vergilerle ilgili olarak, kesintiyi yapan kurum tarafından düzenlenmiş ve vergi kesintisinin yapıldığını gösteren bir belgenin eklenmiş olması yeterlidir.

D- YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLERİN SORUMLULUĞU

Mükellefe iadesi gereken tutarın yeminli mali müşavir tasdik raporuna göre iade edilen tutardan daha az olduğunun veya iade edilmesi gereken bir tutar bulunmadığının belirlenmesi halinde ortaya çıkan vergi ziyaı, gecikme faizi ve buna bağlı cezalardan mükellefle birlikte yeminli mali müşavir de müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmaktadır.

Süresinde tam tasdik sözleşmesi bulunan mükelleflerin, düzenlenen tam tasdik raporunun ayrı bir bölümünde mükellefin iadeye hak kazandığı tutarın, Tebliğ’de yer alan kanıtlayıcı belgeleri ve yasal dayanakları belirtilmek suretiyle açıklanması gerekir. Tevkif suretiyle alınan vergilere ilişkin olarak Tebliğ’de belirtilen kanıtlayıcı belgelerin rapora eklenmesi zorunludur.

V- SONUÇ

Gelir vergisi mükellefleri, vermiş oldukları yıllık beyannamede gösterdikleri gelir üzerinden hesaplanan gelir vergisinden, bu gelirlerle ilgili olarak daha önce ödemiş oldukları vergileri mahsup edilebilmekte, mahsubu yapılan tutarın gelir vergisinden fazla olması halinde aradaki fark vergi dairesince mükellefe bildirilmekte ve mükellefin müracaat etmesi üzerine kendisine red veya iade edilebilmektedir. Söz konusu maddede iadesi gereken vergiler ile ilgili olarak; iadeyi mahsuben veya nakden yaptırma, inceleme raporuna, yeminli mali müşavirlik raporuna veya teminata bağlama ve iade için aranılacak belgeleri belirleme konusunda Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır. Mahsuben iade işlemi, aranan tüm belgelerin tamamlanması koşuluyla, yıllık gelir vergisi beyannamesinin verildiği tarih itibariyle yapılmaktadır.

GVK’nın 123. maddesinde; yabancı memleketlerde ödenen vergilerin mahsup edilebilecek tutarının Türkiye’de tarh edilen gelir vergisinin yabancı memleketlerde elde edilen kazanç ve iratlara isabet eden kısmı kadar olabileceği ve mahsup işleminin yapılabilmesi için yabancı memlekette ödenen vergilerin gelir üzerinden alınan şahsi bir vergi olması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca, bu mahsup işlemlerinin yapılabilmesi için yabancı ülkelerde vergi ödendiği, yetkili makamlardan alınarak mahallindeki Türk elçilik veya konsoloslukları, yoksa mahallindeki Türk menfaatlerini koruyan ülkenin aynı nitelikteki temsilcileri tarafından tasdik olunan belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir.

* Vergi Müfettişi

[1] Adnan Sertaç YAZAR, “Gelir Vergisinin Hesaplanmasında Mahsup Edilecek Vergiler ve Gelir Vergisi İadesinin Esasları” Vergi Dünyası Dergisi, 2014-Mart, Sayı 391

[2] Ekrem SARISU, “Tevkifat Yoluyla Ödenen Vergilerin Mahsup ve İadesi”, Yaklaşım Dergisi, 2001-Nisan

[3] Burak TEPE, “Geçici Vergi ile Vergileri Mahsubu ve İadesi”, Vergi Raporu Dergisi, 2013-Mart, Sayı:162

[4] İstanbul VDB’nin, 26.08.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.16.01-GVK 88-1442 sayılı Özelgesi

[5] 2014 takvim yılı için GVK’nın 103. maddesi uyarınca hesaplanan gelir vergisi 60.000 TL'den fazlasının 60.000 TL'si için 13.760 TL, fazlası için %35 buna göre; 160.000-60.000=100.000, 100.000 x %35 =35.000, 13.760+35.000= 48.760 TL

[6] Manisa VDB’nin, 22.08.2011 tarih ve B.07.01.GİB.4.45.15.01.-GVK-40-19-83 sayılı Özelgesi

[7] Beyanname Düzenleme Kılavuzu 2014, Hesap Uzmanları Derneği, Sayfa:324

[8] Gündoğan DURAK, “Yıl İçinde Ödenen Vergilerin Mahsup ve İadesi”, Yaklaşım Dergisi, 2009-Nisan, Sayı:196

1,492 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tayyar Ateş Yeminli Mali Müşavirlik

Merkez Mah. Perihan Sk. No:67/1 Emin Bey Apt. Kat:4 D:5 Şişli / İstanbul 

+90 212 219 74 81