Ara
  • Olga Ateş

Kişisel İnternet Kullanıcılarının Reklam Gelirlerinin Vergilendirilmesi

Mustafa Sefa KARA*

Yaklaşım Dergisi

I- GİRİŞ

İnternet, dünya genelindeki bilgisayar ağlarını ve kurumsal bilgisayar sistemlerini birbirine bağlayan elektronik iletişim ağıdır([1]). İnternet'in kökeni, hataya dayanıklı, sağlam ve özel bir bilgisayar ağı kurmak isteyen Amerika Birleşik Devletleri hükümeti tarafından 1960 yılında yapılan araştırmalara dayanır. 1980'lerde ABD’de Ulusal Bilim Vakfı’nın sponsorluğunda yeni bir internet omurgası oluşturulmuştur([2]). Bu ise dünya çapında katılım ve birçok özel ağın birleşmesini sağlamıştır. 1990'larda uluslararası bir ağın yaygınlaşması ile internet, modern insan hayatının temelinde yer almıştır.

Radyo bulunuşundan itibaren 38, televizyon ise 13 yılın sonunda 50 milyon kullanıcıya ulaşmıştır. İnternet kullanıcılarının ise 50 milyona ulaşması yalnızca 5 yıl sürmüştür.

Türkiye’nin internet ile buluşması 1994 yılına rastlamaktadır. İnternetin kullanılmaya başlandığı ilk günden bu yana oldukça fazla yol kat edilmiştir. Bugün gelmiş olduğumuz noktada rutin hayatımız içerisinde yerine getirdiğimiz birçok şeyi dışarı çıkmadan bir tıkla yerine getirebilmekteyiz. Bu gelişmeye kayıtsız kalmayan insanoğlu ise sanal dünyada kendini ifade etmeye başlamış ve kendi paylaşımlarının yer aldığı, blog olarak adlandırılan web siteleri oluşturmaya başlamıştır. Söz konusu bloglar üzerinden insanlar hobi olarak tasarladıkları takıları satmakta, yemek tariflerini paylaşmakta, güncel olaylara karşı değerlendirmelerde bulunmaktadırlar. Zaman zaman sadece bir hobi olarak kurulan bu bloglar geniş kitlelere hitap etmeye başlamakta, ziyaretçisi artmakta ve reklam amacıyla kullanılabilecek önemli platformlar halini almaktadır. Biz de çalışmamızda kişisel olarak kurulan web sitelerinde yayınlanan reklamlar karşılığında elde edilen kazançların ne şekilde vergilendirilmesi gerektiğini ele alacağız.

II- GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 37. maddesinde, her türlü ticari ve sınaî faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiştir.

Ticari faaliyet, bir tür emek-sermaye organizasyonuna dayanmakta olup, kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması böyle bir organizasyon tarafından icra edilen faaliyetin “ticari faaliyet” olma niteliğine etki etmemektedir.

Ancak, bir faaliyetin “ticari faaliyet” sayılabilmesi için kazanç sağlama niyet ve kastı gerekmemekle birlikte, faaliyeti icra eden organizasyonun bütün unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde kazanç sağlama potansiyeline sahip olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Aynı Kanun’un 38. maddesinde ise, bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu’nun değerlemeye ait hükümleri ile Gelir Vergisi Kanunu’nun 40 ve 41. maddeleri hükümlerine uyulacağı, hüküm altına alınmıştır.

Anılan Kanun’un 40. maddesinde, safi kazancın tespit edilmesi için indirilmesi kabul edilen giderler, 41. maddesinde ise gider olarak indirilmesi kabul edilmeyecek ödemeler tadadi olarak sıralanmıştır.

Diğer taraftan, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin matrahtan indirilmesi için gider ile kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında illiyet bağının bulunması, giderin keyfi olmaması yani kazancın elde edilmesi için mecburi olarak yapılması gerekmektedir.

Yukarıda yer vermiş olduğumuz yasal düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda; kurumların ya da kişilerin, bir gerçek kişiye ait olan web sitesinde yayınlanmak üzere vermiş olduğu reklam karşılığında yapılan ödemeler sonucu elde edilen kazançların, ticari kazanç olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü burada devamlılık arz eden bir hizmet ifası söz konusudur. Her ne kadar başlangıçta kazanç sağlama kasıt ve niyeti söz konusu olmasa da yukarıda da değindiğimiz gibi kazanç sağlama potansiyelinin var olması faaliyetin ticari faaliyet olarak addedilebilmesi için yeterli görülmüştür. Söz konusu web sitelerinde yayınlanan reklamlar dolayısıyla kazanç elde edildiği de aşikardır. Bununla beraber, yazılımın yayınlanması, hosting ücreti ve sistem için diğer şahıslara ödenen bedellerin ise ticari kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkündür.

III- KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanunu’nun,

- 1/1. maddesinde, Türkiye’de ticari, sınaî, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu,

- 6/b maddesinde ise, işlemlerin Türkiye'de yapılmasının, hizmetin Türkiye'de yapılmasını veya hizmetten Türkiye'de faydalanılmasını ifade ettiği

hüküm altına alınmıştır.

Dolayısıyla web sitelerinde yayınlanmak suretiyle verilen reklam hizmetleri, Türkiye’de ifa edilmek veya bu hizmetlerden Türkiye’de faydalanılmış olmak koşulu ile genel hükümler çerçevesinde KDV’ye tabi bulunmakta olup, reklam hizmetini veren adına düzenlenecek faturada işlem bedeli üzerinden genel oranda (%18) KDV hesaplanması gerekmektedir.

IV- SONUÇ

Yukarıda yer vermiş olduğumuz yasal düzenlemeler ve değerlendirmelerden de anlaşılacağı üzere kişisel web kullanıcılarının başta hobi amacıyla oluşturmuş oldukları web sitelerinde yayınlanan reklamlar dolayısıyla elde ettikleri kazançlar, gerçek usulde vergilendirilmesi gereken kazançlar kapsamına girmektedir. Ancak birçok internet kullanıcısı bilinçli ya da bilinçsiz olarak web sitelerinde yayınlamış oldukları reklamlar dolayısıyla elde ettikleri kazancın vergilendirilmesi bir yana bu kazançlar dolayısıyla mükellefiyet dahi tesis ettirmemektedirler. Bu gibi durumlarda tarh zamanaşımı süresi içerisinde geçmişe dönük olarak yapılacak vergi incelemeleri sonucu, mükellefiyet tesis ettirilmesi halinde, karşılaşılacak vergi ve vergi ziyaı cezaları bir yana mükelleflerin elektronik ortamda göndermek zorunda oldukları beyannamelerini kanuni süreler içerisinde göndermemelerinden hareketle VUK’un mükerrer 355. maddesinde belirtilen özel usulsüzlük cezasının kesilmesi dahi tazmini güç sonuçlar doğuracaktır. Görüleceği üzere cezalı tarhiyatlar ve beklenmedik özel usulsüzlük cezaları ile karşılaşılmaması adına, internet üzerinden gerçekleştirilen işlemlerin mükellefiyet gerektirip gerektirmediği veya ne şekilde vergilendirilmesi gerektiği hususunda bilgi edinilmesi ve ona göre hareket edilmesi önem arz etmektedir.

* Vergi Müfettiş Yrd.

[1] Merriam Webster's Dictionary & Thesaurus, 2008

[2] http://tr.wikipedia.org/wiki/İnternet, erişim tarihi:26.02.2015

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tayyar Ateş Yeminli Mali Müşavirlik

Merkez Mah. Perihan Sk. No:67/1 Emin Bey Apt. Kat:4 D:5 Şişli / İstanbul 

+90 212 219 74 81