Ara
  • Olga Ateş

Mahkemelerce Dava Sonunda Takdir Olunan ve Kaybeden Tarafa Yüklenen Vekâlet Ücreti: Niteliği, Aidiye

Nadir ÖZTÜRK*

Yaklaşım Dergisi

I- GİRİŞ

Mahkemelerce dava sonunda takdir olunan ve davayı kaybeden tarafa yüklenen vekâlet ücretlerinin avukata mı yoksa müvekkile mi ait olacağı; diğer taraftan, yapılan bu ödemelerin vergileme boyutu (hangi hallerde ve hangi vergilerin konusuna gireceği ve nasıl vergilendirileceği) uygulamada öteden beri sorunlu olmuştur.

Dayanağı olan Kanun maddesinde, avukatla iş sahibi arasında yazılı sözleşmeye imkân veren ibare kaldırılmak suretiyle, vekâlet ücretinin avukata ait olduğu yönünde yapılan değişiklik de sorunlara çare olmamış; ödemelerin aidiyeti konusunda farklı uygulamalar ve buna bağlı olarak vergilemede ortaya çıkan sorunlar aynen devam etmiştir.

Bu yazıda, esasen yapılan değişiklikle, kazanan taraf avukatı için ikinci bir ücret ödemesi niteliği kazandırılan bu ödemelerin, niteliği, yerindeliği, adalete uygunluğu ile birlikte aidiyeti konusundaki uygulama farklılıkları ve ortaya çıkan vergileme sorunlarına dikkat çekilecektir.

II- KONUNUN ANALİZİ

A- VEKÂLET ÜCRETİNİN AİDİYETİ, YERİNDELİĞİ VE ADALETE UYGUNLUĞU

Bu bölümde öncelikle dayanağı kanun hükümlerine yer verilmek suretiyle vekâlet ücretinin kime ait olduğu, yerindeliği, adalete uygunluğu ve uygulamadaki duruma dikkat çekilerek değerlendirilecektir.

1- İlgili Mevzuat

Vekâlet ücreti yasal dayanağını, avukatlık ücreti ile ilgili düzenlemelerin yer aldığı 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’ndan(1) almaktadır.

Kanun’un 164. maddesinin birinci fıkrasında avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğ veya değer olarak ifade edilmiş; ikinci fıkrada, yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesinin avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabileceği belirtilmiştir.

Bununla birlikte, maddenin son fıkrasında, dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğu ve bu ücretin, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Bu fıkra 4667 sayılı Kanunla(2) yapılan değişiklikle 02.05.2001 tarihinden itibaren bu hale gelmiştir. Önceki hali, “avukatla iş sahibi arasında aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça, tarifeye dayanarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücretinin avukata ait olduğu” şeklindedir.

Kanun’un 166. maddesinde sözleşme ile kararlaştırılan ve hâkim tarafından takdir olunan ücretten bahsolunmuş; 168. maddede avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması süreci anlatılmış ve 169. maddede ise “Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz” şeklinde asgari ve azami sınırları belirlenmiştir.

Diğer taraftan, bir usul hükmü olarak kabul edilen bu konuda, muhakeme usul kanunlarında da hükümler bulunmaktadır.

Bilindiği üzere, 6100 sayılı Kanun ile hukuk muhakeme usul kanunu yenilenmiştir. Kanun’un 450. maddesi ile 18.06.1927 tarih ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleri ile birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmış ve 01.10.2011 tarihinden itibaren yerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun(3) vekâlet ücreti ile ilgili bazı hükümleri de şu şekildedir(4):

Kanun’un 323. maddesinde vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmış; 326/1. maddesinde kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği ifade edilmiştir.

Kanun’un 329 ve 330. maddeleri ise başlıkları ile birlikte aşağıdaki gibidir:

“Kötüniyetle veya haksız dava açılmasının sonuçları

Madde-329: (1) Kötüniyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece takdir olunur.

(2) Kötüniyet sahibi davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, bundan başka beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası ile mahkûm edilebilir. Bu hâllere vekil sebebiyet vermiş ise disiplin para cezası vekil hakkında uygulanır.

Vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedilmesi

Madde-330: (1) Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedilir.”

2- Vekâlet Ücreti: Avukatlık Ücretine İlave Bir Ücret

Görüldüğü üzere vekâlet ücreti ile ilgili hükümlere hem Avukatlık Kanunu hem de Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yer verilmiştir.

Avukatlık Kanunu’nun164. maddesinin bir ve ikinci fıkrasında vekil ile müvekkil arasında sözleşme ile belirlenen avukatlık ücreti tanımlanırken maddenin son fıkrasında ayrı bir ücret olarak vekalet ücretine yer verilmiş; bu fıkra ve yukarıda belirtilen diğer madde hükümleri ile de uygulamaya ilişkin hükümler düzenlenmiştir.

Avukatlık Kanunu’nun belirtilen düzenlemelerine göre, mahkemelerde her iki tarafın avukatla temsil edildiği bir dava sonunda, taraf avukatları sözleşmelerle kararlaştırılan ücretlerini alacaklar; ayrıca hâkim tarafından, kazanan taraf avukatına avukatlık ücret tarifesinin üç katına kadar takdir olunacak, vekâlet ücreti ödenmesine karar verilebilecektir.

Bu hükümlerin ilginç tarafı, vekâlet ücretinin, yargılama giderleri ile birlikte aleyhine hüküm verilen taraftan alınacak ve kazanan taraf avukatına ödenecek olmasıdır. Bu durumda basit anlatımı ile davayı kazanan avukat hem kendi müvekkilinden hem de karşı taraftan olmak üzere iki ücret alacaktır.

Bu noktada vekâlet ücretinin aidiyeti ve niteliğine dikkat çekmekte fayda vardır.

3- Vekâlet Ücretinin Kime Ait Olduğu

4667 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce vekâlet ücretinin avukata mı yoksa davanın tarafına mı kalacağı konusunda avukatla sözleşme yapılması mümkün iken yapılan değişiklikle 02.05.2001 tarihinden itibaren bu hüküm vekâlet ücretinin avukata ait olduğu şeklini almıştır.

Eski düzenlemeye göre taraflar avukatla yapacakları sözleşmeye, lehe hükmedilecek vekâlet ücretinin kime (müvekkile mi yoksa avukata mı) ait olacağı veya belli oranlar dahilinde paylaşımı konusunda hüküm koyabilirdi. Yapılan değişiklikle vekâlet ücretinin avukata ait olduğu kanun hükmü haline getirilmiştir.

Hüküm bu haliyle davayı kazanan taraf avukatının sözleşme ile kararlaştırılan avukatlık ücreti yanı sıra kaybeden taraftan da mahkemenin takdir edeceği ücreti almasını gerektirir.

Bununla birlikte, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 330. maddesi hükmü, “Vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedileceği” yolundadır.

Bu durumda vekâlet ücretinin aidiyeti konusunda Avukatlık Kanunu ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda birbiri ile çelişen iki düzenleme mevcuttur.

4- Vekâlet Ücretinin Niteliği Yerindeliği ve Adalete Uygunluğu

a) Avukatlık Kanunu Hükümleri Açısından Değerlendirme

Vekâlet ücretinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınacak olması ve özellikle, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde yapılan değişiklikten sonra, kazanan taraf avukatına ait olması, bu ücretin niteliğinin ne olduğu, aidiyeti, yerinde ve adalete uygun olup olmadığı hususunda birçok tartışmayı beraberinde getirmektedir. Bu hususta;

Davayı kaybeden taraf kazanan tarafın avukatına ne sebeple ücret ödeyecektir?

Davayı kazanan taraf avukatı tarafından davayı kaybeden tarafa yapılan bir mal teslimi, verilen bir hizmet, hukuki yardım söz konusu değildir.

Davayı kazanan tarafın avukatı ile karşı taraf arasında bir vekâlet ilişkisi olmadığına göre vekâlet ücretinden bahsedilmesi doğru olur mu?

Bu ücret kazanan taraf avukatı için bir prim, ödül; kaybeden taraf ve avukatı için haksız olmanın belki de ispatlayamamanın cezası mı?

Yoksa kazanan tarafın avukatlık masrafını telafi amaçlı bir tazminat mıdır?

Soruları çerçevesinde muhtelif değerlendirmeler yapılabilmektedir.

Bu tartışmalı durumda, vekâlet ücretinin, bir hizmet ve vekâlet ilişkisi olmadan, kaybeden taraftan alınıp kazanan taraf avukatı ile ilişkilendirilmesinin adaletli olmadığı savunulabilir.

Aksine, Kanun’un 164. maddesi uyarınca avukata ait olduğu öngörülen bu ücretinin, avukatın müvekkiline vermiş olduğu avukatlık hizmeti kapsamında verilen avukatlık hizmetinin bir parçası olup, doğrudan müvekkile verilen bir hizmet nedeniyle hak kazanılan bir ücret olduğu; ücreti müvekkilin değil de davayı kaybeden tarafın ödüyor olmasının, davayı kazanan tarafa verilen bir hizmetin karşılığı olmasını değiştirmeyeceğini ileri süren görüşler de vardır.

Diğer taraftan, davayı kaybeden tarafın, avukatına sözleşme ile belirledikleri avukatlık ücretinden başka karşı taraf avukatına da vekâlet ücreti yükümlülüğüne de tabi tutulmasının, adalet arayışını maliyetli hale getirmesi nedeniyle hak aramada caydırıcı olabileceği; bu şekilde hak kayıplarına yol açılabileceği ve adaletin tecellisinin de zaafa uğrayabileceği de ileri sürülebilir.

Nitekim görülmekte olan bir dava ile ilgili olarak, müvekkilin davada haklı çıkması halinde, karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin müvekkile ait olması gerektiği, aksi takdirde kişilerin dava açmaktan çekinebileceği, bu durumun hak arama özgürlüğüne ve adalet anlayışına aykırı olduğu gerekçeleriyle “Avukatlık Yasası’nın 164/son maddesinin 1. cümlesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2, 5 ve 36. maddelerine aykırı olduğu” ileri sürülerek, maddenin bu hükmünün iptali için T.C. Anayasası’nın 152. maddesince Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuştur.

Anayasa Mahkemesince, yapılan görüşmede, “19.03.1969 günlü, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı Yasa ile değiştirilen 164. maddesinin son fıkrasının birinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.”(5)

(Konuyu birçok boyutu itibariyle ortaya koyması açısından ilginç bulunan iptal talebine ilişkin gerekçe ve Anayasa Mahkemesi’nin kararına aşağıda, konu ile ilgili bazı yargı kararları bölümünde yer verilecektir.)

b) Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümleri Açısından Değerlendirme

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 323-333. maddelerinde yargılama giderleri ile ilgili düzenlemelere yer verilmiş olup, yukarıda belirtildiği üzere, bu maddelerin bazılarında vekâlet ücreti ile ilgili hükümler de mevcuttur.

Kanun’un 323. maddesinde vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmış; 326/1. maddesinde Kanun’da yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği ifade edilmiştir.

Kanun’un yukarıda aynen yer verilen 329 ve 330. maddeleri ise vekâlet ücretinin niteliğini açıklığa kavuşturması bakımından önemlidir.

Kanun’un 329. maddesinin ilk cümlesine göre, “Kötüniyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir.”

Görüldüğü üzere maddeye göre, kötüniyetle veya haksız dava açılması durumunda vekâlet ücreti takdir edilebilecektir. Hemen izleyen 330. maddeye göre de vekâlet ücreti davanın tarafı lehine hükmedilecektir.

Bu noktada vekalet ücretinin niteliğinin oldukça netleştiği, yukarıda belirtilenler arasından, “kazanan tarafın avukatlık masrafını telafi amaçlı bir tazminat niteliğinde olduğu” söylenebilir. Ayrıca uygulamanın mutlak olmayacağı “kötüniyetle veya haksız dava açılması” durumlarıyla sınırlı ve takdire bağlı olarak öngörülebileceği dikkate alınmalıdır.

5- Konu İle İlgili Bazı Yargı Kararları ve Anayasa’ya Aykırılık İddiası

a) Taraflar Arasında Yazılı Bir Akitle Belirleme Yapılabileceği

Vekâlet ücretinin kime ait olacağı konusunda, işveren yanında hizmet akdi ile aylık ücretli olarak çalışan davacı avukatın, 1136 sayılı Avukatlık Yasası’nın 4667 sayılı Yasa ile değişik 164. maddesi uyarınca karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücretinin avukata ait olacağı öngörüldüğünden, vekil sıfatı ile yaptığı dava ve takiplerin vekalet ücretini talep ettiği bir davada; Mahkemece, davalı işverenin davacıyı azletmesi de haksız bulunarak talebin kabulüne karar verilmiş; ancak temyiz sürecinde Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi verdiği kararında(6) olay ve tarafların iddiaları özetlendikten sonra;

“Avukatlık yasası vekil-müvekkil arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir yasadır. Somut olayda ise taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi bulunduğundan uyuşmazlığın İş Yasası hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Hizmet ilişkisinde ücreti dışında ek bir alacağı olduğunu iddia eden davacının bu alacağın varlığını kendisinin kanıtlaması gerekir. Taraflar arasında bu konuda yazılı bir akit olmadığına ve davacı da bu konuda başkaca bir delil sunmadığına göre söz konusu alacağın varlığı kanıtlanamamıştır. Kaldı ki söz konusu icra takipleri henüz derdest olup sonuçlanmadığından tahakkuk etmiş ve davalı tarafından tahsil edilmiş bir vekâlet ücreti de mevcut değildir.”

gerekçesiyle kararın bozulmasına oybirliği ile karar verilmiştir.

b) Vekalet Ücretinin Vekil Yerine Müdahile Verilemeyeceği

Yukarıda değinilen Anayasa Mahkemesi’ne iptal başvurusu, vekâlet ücretinin vekil yerine müdahile verilmesi yönündeki mahkeme kararının, Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nce 1136 sayılı Avukatlık Yasası’nın 164/son ve 168/3. maddesine aykırı olarak vekâlet ücretinin eksik tayin edilip (vekil yerine müdahile verilmesi) bozma sebebi olarak kabul edilmesi(7) üzerine yapılmıştır. Mahkeme tarafından daha sonra bu bozma kararına uyulmuştur.

c) 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. Maddesi Son Fıkrası Birinci Cümlesinin Anayasa’ya Aykırılığı İddiası ve İptal İsteminin Reddi

Yukarıda belirtilen Yargıtay’ın bozma kararı üzerine, aynı mahkeme tarafından ilamda bozma nedeni olarak gösterilen 1136 sayılı Avukatlık Yasası’nın 164/son maddesi 1. cümlesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2, 5 ve 36. maddelerine aykırı olduğu iddiası ileri sürülerek maddenin anılan hükmünün iptali için T.C. Anayasası’nın 152. maddesince Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuştur. İptal başvurusunda, belirtilen yasa hükümlerine değinildikten sonra iptal gerekçesi şu şekilde ortaya konmuştur:

“Bu madde yukarıda anılan Anayasa maddelerine aykırı bir maddedir. Şöyle ki:

1136 sayılı Avukatlık Yasası’nın 163. maddesine göre avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Bu sözleşme avukat ile müvekkili arasında yapılan bir sözleşme olup, bu sözleşmeyle avukat müvekkiline ait belirlenen işi bir ücret karşılığı yapmaktadır. Avukat yapacağı işin niteliğine ve sarf edilecek emeğe göre serbestçe ücretini talep edecek, müvekkili de bu talebi kabul ettiğinde akit tamamlanıp ücret sözleşmesi tamamlanmış olacaktır. Bu sözleşmeye göre avukat müvekkilinden ücreti talep hakkına sahiptir. Bunun hukuka aykırı hiçbir yanı yoktur. Avukat gördüğü iş karşılığı müvekkilinden aldığı bu ücrete bu sözleşme gereği hak sahibidir. Ancak sözü edilen 164/son fıkrasında ise bu sözleşmede belirlenen ücretin dışında dava sonunda kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yükletilecek vekâlet ücretinin de avukata ait olması yukarıda belirtilen Anayasa’nın 2. maddesindeki devletin adalet anlayışı içinde olma, 5. maddede belirtilen adalet ilkeleri ve 36. maddede belirtilen hak arama özgürlüğüne aykırıdır. Avukat sözleşme gereği ücretini aldıktan sonra dava sonunda karşı taraftan davayı kazanan müvekkil için takdir edilen ücreti de almakla hak etmediği; diğer bir deyimle yaptığı sözleşme gereği müvekkilinden alacağı ücretten ayrı ek bir ücret almaktadır.

Oysaki müvekkili avukata emeğinin karşılığını sözleşme ile vermeyi taahhüt etmiş ve avukat bu sözleşme gereği ücretini hak etmiştir. Müvekkil davayı kazandığı takdirde kendi avukatına sözleşme gereği ödediği ücretin hiç değilse tarifeye göre hükmedilecek kadarını geriye alabilecekken; bunun da avukata verilmesi hakkaniyete, adalet anlayışına aykırı düşmektedir. Karşı tarafa tarife gereğince yüklenecek avukatlık ücreti avukata değil de müvekkili olan asile verilmiş olsaydı hiç değilse avukata ödediği ücretin bir bölümü müvekkil asile geri gelecek, bu suretle müvekkil asil davayı kazandığı takdirde kısmen zararı karşılanmış olacaktır. Karşı taraftan alınacak ücret avukata verilmekle davacı davayı kazansa bile avukatlık ücreti cebinden çıkmış olacak ve karşı taraftan hakkını tamamen almış olmayacaktır. Çünkü davanın esasını teşkil eden miktardan avukatına ödediği ücret tamamen kendisinden çıkmış olacak, avukata verdiği para tamamen kendisinden çıkacağı için hakkına tamamen kavuşamamış olacaktır. Bu durum da Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinde öngörülen herkesin hak arama özgürlüğüne aykırı düşmektedir. Zaman olur ki kişinin avukata ödeyecek parası da olmayabilir. Şuradan ya da buradan borç harç temin ettiği, avukatına ödediği paranın hiç değilse bir kısmını karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücreti ile karşılayabilirse bu takdirde kendisi razı olduğu kadar avukatlık ücreti ödemeyi kabul etmiş olacaktır. Ülkemizin ekonomik koşulları da göz önüne alındığında avukata ödeyeceği ücretin hiç değilse bir kısmını geri alamayacak olan bir kimse haklı olduğu halde yargı mercileri önünde hakkını arama imkanından yoksun kalacaktır. Her halükarda hakkından avukata verdiği ücret kadar bir kısmı eksik kalacak ve onun haklı olmasına rağmen bu zararı karşılanmayacaktır. Bu da evrensel hukuk ilkelerine de aykırıdır. Oysaki 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164/son maddesinin birinci fıkrası olmasaydı karşı tarafa tarifeye göre yüklenecek ücret müvekkil asile verilecek ve hiç değilse bu miktar kendisine geri dönmüş olacak, hakkından çok fazla zarar etmeyecektir. Bu zarar etme düşüncesi varolduğu sürece insanlar mahkemelere dava açmaktan çekinebilirler. Bu da hak arama özgürlüğüne aykırıdır.

Avukat sözleşmesindeki ücretini dava lehe de sonuçlansa, aleyhe de sonuçlansa nasıl olsa alacaktır. Davanın lehe ya da aleyhe sonuçlanması avukatın malvarlığında bir değişiklik yapmayacak, davanın tarafının malvarlığında artış ya da azalış yapacaktır. Dava aleyhe bittiğinde karşı tarafa verilecek avukatlık ücreti, (avukatın müvekkilinden alacağı sözleşmedeki ücretten mi kesilecek; ya da bu ücreti karşı tarafa davayı kaybeden tarafın avukatı mı ödeyecek de) karşı taraftan alınacak ücret avukatın olsun? Böyle bir şey adaletli olabilir mi? Bu hüküm adalet anlayışına, adalet ilkelerine aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle: 1136 sayılı Avukatlık Yasası’nın 164/son maddesindeki “Dava sonunda kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir.” hükmü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın yukarıda sözü edilen 2, 5 ve 36. maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 152. maddesi gereğince mahkemenize başvuru zorunluluğu doğduğundan sözü edilen 1136 sayılı Yasa’nın 164/son maddesinin 1. cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğundan iptaline karar verilmesi arz olunur. 19.12.2003”

Yapılan incelemeden sonra Anayasa Mahkemesince verilen kararda aynen;

“…İtiraz konusu kural ile dava sonunda tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olacağı öngörülmüştür. Böylece taraflar arasında ücret kararlaştırılmadığı durumlarda, avukatın sunduğu hizmetin karşılıksız kalmamasını sağlama ve vekil ile müvekkil arasında çıkacak ücret uyuşmazlıklarına engel olma amacı güdülmüştür.

Vekâlet ücretinin davayı takip eden avukata ait olduğu yasal güvence altına alınmış olsa da, bu durum avukatlık ücretinin vekil ile müvekkil arasındaki bir iç sorun olma niteliğini ve avukatlık ücretinin kişisel hak olma özelliğini değiştirmemektedir. Nitekim Avukatlık Kanunu’nun 163. maddesinde avukatlık sözleşmesinin serbestçe düzenleneceği belirtilerek, avukatlık ücretinin de, asgari ücret tarifesi altında olmamak üzere (md. 164/4 cümle 1) taraflarca kararlaştırılabileceği öngörülmüştür.

Öte yandan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 59. maddesinin birinci fıkrası ile Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, dava ehliyeti olan herkes, savını kanıtlamak için davayı kendisi açıp takip edebilir. Dava ehliyeti olan davalı da, avukat aracılığı olmadan kendisini savunabilir. Davacı veya davalının davayı vekil aracılığıyla takip etmeleri ise kendi iradelerine bağlıdır.

Avukatların hukuksal bilgi ve tecrübelerinden yararlanma hak arama ve savunmada başvurulacak meşru yol ve vasıtaların başında gelir. Vekâlet ücreti, savunma hakkının en önemli parçası olan hukuki danışmanlık görevinin, konunun uzmanı hukukçular tarafından yapılmasının doğal bir sonucudur. Avukatların mesleklerini serbestçe ve herhangi bir kaygı olmadan yapabilmeleri için yaptıkları hizmetin karşılığı olan makul bir ücret almaları gerekir. Avukatla yapılacak sözleşmede ücret kararlaştırılırken, dava sonunda karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücretinin gözetilmesi engellenmediğinden, itiraz konusu kuralla hak arama özgürlüğünün kullanılmasının zorlaştırıldığından ya da itiraz konusu kuralın adalet anlayışına aykırı olduğundan söz edilemez.

İtiraz konusu kural, anılan nedenlerle, Anayasa’nın 2. 5. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

VI- SONUÇ

19.03.1969 günlü, 1136 sayılı “Avukatlık Kanunu”nun 4667 sayılı Yasa ile değiştirilen 164. maddesinin son fıkrasının birinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 03.03.2004 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.”

şeklindedir.

6- Uygulamadaki Durum

Şüphesiz bu yargı kararlarının da yön verdiği uygulamada, avukatlık hizmetinin nereden alındığına bağlı olarak, vekâlet ücretlerinin kime ödeneceği konusunda farklı durumlar ortaya çıkmaktadır.

Mesleğini serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yürüten bir avukattan hizmet alınması durumunda vekâlet ücretinin, yapılan sözleşme ile avukata bırakılması veya belli oranlar dahilinde paylaşılması söz konusu iken, hizmet akdi ile çalışan avukatlardan hizmet alınması durumunda vekâlet ücretinin, genelde sözleşme dahi yapılmadan davayı kazanan tarafça sahiplenilmesinin yaygın olduğu, nadiren kurumsal işletmelerde yapılan sözleşme veya alınan kararlarla belli oranlar dahilinde paylaşımın kabul edildiği görülmektedir.

Şu halde, Avukatlık Kanunu’nun ilgili hükmünde yapılan değişikliğe rağmen, fiili uygulamanın eski düzenlemeye paralel olarak devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu yönelimde Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kararının da etkisi olduğu açıktır.

Bu şekilde vekâlet ücretinin niteliği ve kime ait olacağının net olarak belirlenememesi, bir gelir unsuru olarak nasıl vergileneceği, katma değer vergisi konusuna girip girmeyeceği hususlarının da net bir şekilde belirlenememesine yol açmaktadır.

Öte yandan, bu belirsizliklere rağmen, Maliye Bakanlığı’nca yayımlanan 375 Seri No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği(8) ile konunun belgelendirme (muhasebe-kayıt) boyutu çözüme kavuşturulmuştur. Kazanan taraf avukatının vekâlet ücretini tahsil edebilmesi, mahkeme/icra dosyasına yatan parayı çekilebilmesi için karşı taraf (borçlu) adına serbest meslek makbuzu düzenlemesi gerektiği düzenlenmiştir.

Esasen bu şekilde, bu ödemeler, kazanan tarafa verilen bir hizmetin karşılığıymış gibi serbest meslek kazancı kabul edilerek, KDV Kanunu ile de bağı kurulmuştur.

(Yazının izleyen bölümünde uygulamaya ilişkin tespitlerden hareketle konunun vergileme boyutunda yaşanan sorunlara dikkat çekilecek; değerlendirme ve sonuç bölümünde görüş ve önerilere yer verilecektir.)

* Vergi Başmüfettişi (E. Maliye Başmüfettişi)

(·) Bu yazıdaki görüşler yazarın şahsi düşünceleri olup çalıştığı Kurum’u bağlamaz, hiçbir şekilde yazarın çalıştığı Kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz.

(1) 07.04.1969 tarih ve 13168 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

(2) 10.05.2001 tarih ve 24398 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

(3) 04.02.2011 tarih ve 27836 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

(4) Benzer hükümler 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda da yer almaktadır.

(5) Anayasa Mahkemesi’nin, 03.03.2004 tarih ve E. 2004/8, K. 2004/28 sayılı Kararı, (26.02.2005 tarih ve 25739 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.).

(6) Yrg. 9. HD.’nin, 30.06.2005 tarih ve E.2004/33336, K.2005/23372 no.lu Kararı.

(7) Yrg. 1. CD.’nin, 25.09.2003 tarih ve 2003/1868-2019 sayılı Kararı.

(8) 11.09.2007 tarih ve 26640 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

10,298 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tayyar Ateş Yeminli Mali Müşavirlik

Merkez Mah. Perihan Sk. No:67/1 Emin Bey Apt. Kat:4 D:5 Şişli / İstanbul 

+90 212 219 74 81