Ara
  • Olga Ateş

İflasın Ertelenmesi Halinde Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılabilir Mi?

Fatih PEKŞEN

Vergi Dünyası Dergisi

Öz

Türk Ticaret Kanunu ile İcra ve İflas Kanununda yer alan hükümler çerçevesinde; “iflas ertelemesi” mali açıdan sıkıntı yaşayan şirketlerin iflas etmekten kurtulabilmesini sağlayan bir süreçtir. İflas eden bir şirketin alacaklılarının alacaklarını iflas masasına kaydettirmeleri, icra safhasına intikal ettirilmiş alacak sayılmaktadır. Buda, borçlusu iflas etmiş bir şirketten doğan alacak için 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamında karşılık ayırmayı mümkün kılmaktadır. Öte yandan, iflas etme aşamasına gelmiş bir şirketin, iflasın ertelenmesi kararı aldırması da söz konusu alacakların şüpheli alacak niteliğini ortadan kaldırmamaktadır. Borçlu hakkında verilecek iflas ertelemesi kararı üzerine, borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamamaktadır. Alacağın tahsilinin yasal yollarla alınmasının askıya alınması, alacağın şüpheli hale gelmesi için yeterli sayılacağından, karşılık ayrılması için yeterli bir koşul olarak değerlendirilmektedir.

1. Giriş

213 sayılı Vergi Usul Kanununda[1] yer alan hükümler gereğince, tahsil kıymetini kaybetmiş alacaklar üç bölümde toplanmıştır. Mezkur Kanunun 322 nci maddesinde değersiz alacaklar, 323 üncü maddesinde şüpheli alacaklar ve 324 üncü maddesinde vazgeçilen alacaklara ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Ticari hayat içerisinde doğmuş olan bir alacağın şüpheli hale gelmesi, net bir hükme sahip olmamakla beraber, işletme için bir zararın ortaya çıktığını veya çıkabileceğini ifade eder.[2] Öte yandan; İcra ve İflas Kanununda[3] yer alan düzenlemelerle, şüpheli hale gelen alacak hakkı kanunla yeniden elde edilmeye çalışılırken; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile “Şüpheli Alacak Karşılığı” müessesesi düzenlenerek, alacağını tamamen veya kısmen tahsil edemeyen gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin söz konusu alacaklarını belirli şartlar altında karşılık ayırmak suretiyle gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde indirim olarak dikkate alabilecekleri hüküm altına alınmıştır.[4] Anılan kanun maddesinde (VUK md.323), hangi şartların oluşması halinde ticari alacağın şüpheli alacak niteliği taşıyacağı hükme bağlanmıştır. Bununla birlikte, iflas masasına alacak kaydettirilen alacaklar ile verilen iflas kararının ertelenmesi hallerinde şüpheli alacak karşılığı ayrılıp ayrılmayacağı hususu önem arz etmektedir. Bu çalışmada, iflas ertelemesi alan şirketten olan alacak için karşılık ayrılıp ayrılamayacağı hususuna değinilmiştir.

1.1. Şüpheli Ticari Alacak Kavramı ve Karşılık Ayrılması

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 323 üncü maddesinde; “Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

1. Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;

2. Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar şüpheli alacak sayılır.

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.

Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.

Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir.” hükümlerine yer verilmiştir.

Söz konusu kanun hükmüne göre; bir alacağın şüpheli hale gelebilmesi için alacak, ya dava ya da icra safhasında bulunmalı veya yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen, borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklardan olmalıdır. Alacağın yurtiçinden veya yurtdışından olması bir önem taşımadığından yurtdışından olan alacaklar içinde aynı hükümler geçerlidir.[5] Öte yandan Danıştay 4. Dairesi; “Bir alacağın şüpheli hale geldiğini kabul ederek karşılık ayırmak suretiyle zarar yazılabilmesi için, bu alacağın daha önce hasılat olarak kaydedilmesi gerekmektedir.” şeklinde karar belirtmiştir.[6] Bu açıklamalar çerçevesinde, şüpheli hale gelen bir ticari alacak için yapılması gereken muhtemel muhasebe kayıtları aşağıdaki gibi olacaktır.

- Alacağın Şüpheli Hale Gelmesi

-------------------/---------------------------

128 ŞÜPHELİ ALACAKLAR XX

120 ALICILAR XX

(121 ALACAK SENETLERİ)

--------------------/--------------------------

- Şüpheli Alacağa Karşılık Ayrılması

-----------------/------------------------------

654 KARŞILIK GİDERLERL. XX

129 ŞÜPHELİ ALACAK KARŞ. XX

-------------------/------------------------------

-Karşılık Ayrılan Şüpheli Alacağın Tamamının veya Bir Kısmının Tahsil Edilmesi

------------------------/--------------------------

100 KASA HS. XX

(102 BANKA HS.)

128 ŞÜPHELİ TİCARİ ALAC. XX

-----------------------/--------------------------

-----------------------/--------------------------

129 ŞÜPHELİ ALACAK KARŞ. XX

644 KONUSU KAL. KARŞ. XX

------------------------/--------------------------

644 KONUSU KAL. KARŞ. XX

690 DÖNEM KAR VEYA ZARARI XX

------------------------/--------------------------

-Şüpheli Alacağın Tamamının veya Bir Kısmının Değersiz Hale Gelmesi

------------------------/--------------------------

129 ŞÜPHELİ ALACAK KARŞ. XX

128 ŞÜPHELİ TİCARİ ALAC. XX

-----------------------/------------------------

Yukarıda görüldüğü üzere; şüpheli hale gelen alacaklar doğrudan gider yazılamamaktadır. Karşılık ayırma işlemi, durumun izlenmesi için gereklidir. Karşılık ayrılarak zarar yazılan alacak sonradan tahsil edilirse, tahsil edildiği dönemde karşılık hesabı kapatılır ve kara alınır.[7]

1.2. Borçlunun İflas Etmesi Durumunda

İflas, hukuki niteliği itibariyle külli icrayı yani toplu olarak tasfiyeyi amaç edinen bir cebri icra yoludur. Bu takip yolu, hem borçlunun malvarlığının tamamını kapsaması yönüyle; hem de borçlunun bir veya birkaç alacaklısını değil, bütün alacaklılarını kapsaması yönüyle tam anlamıyla bir toplu icra yoludur.[8] İflasa tabi bir kimsenin iflas ettirilebilmesi için, takip edilmesi gereken yola da iflas yolu denilmektedir. Bütün iflas yolları, ticaret mahkemelerinden geçer. Diğer bir ifadeyle, iflasa mutlaka ticaret mahkemeleri tarafından karar verilir.[9]

İflas yoluyla takibe ilişkin açıklamalar, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 154 üncü ve müteakip maddelerinde hüküm altına alınmıştır. Borçlunun iflas etmesi halinde, alacaklı borçluya karşı dava açamaz ya da icra yoluyla takip edemez. İcra ve İflas Kanunu bu takip yollarını kapatmak suretiyle, sadece iflas masasına kayıt olma hakkını verdiğinden, cebri icra ve külli tasfiye yolu olan iflas halinde bütün alacaklılar eşit şekilde işlem görmekte ve bu nedenlerden ötürü ferdi icra takibi yapılamamaktadır.

Öte yandan, borçlu iflas ettiği zamanda aynı icrada ki gibi amaç alacağa kavuşmak olduğundan, iflas masasına kaydı yaptırılan alacaklar icra safhasına intikal ettirilmiş sayılmaktadır. Bu nedenle, mükelleflerin borçlu müşterilerinin iflas etmesi halinde, şüpheli ticari alacak karşılığı ayırabilmesi mümkündür. Burada dikkat edilmesi gereken özellikli husus şudur ki; karşılık alacağın masaya kaydının yapıldığı, yani icra safhasına intikal ettiği hesap döneminde ayrılmalıdır. İflas halinde ayrılan şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları, tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir.[10]

Bu çerçevede, mevzuatımızda şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi için alacağın dava veya icra safhasında bulunması gerektiği açıklanmış olmasına rağmen, dava ve icrada bulunma tarif edilmemiştir. Vergi kanunlarında tanımlama yapılmamak suretiyle, diğer genel hukuk kurallarının uygulanmasına imkân tanınmıştır. Borçlunun takip yollarından, iflas masasına alacağın kaydettirilmesinin, geniş bir yorumla Vergi Usul Kanunu çerçevesinde bir icra yolu olarak değerlendirilmesinde bir sakınca bulunmamaktadır. Bu durumda, dava ve icra yoluna başvurulmamasının nedeni alacaklının iradesinde değildir. Dolayısıyla bu hallerde alacağın şüpheli hale geldiğinin kabulü gerekmektedir.[11]

1.3. İflasın Ertelenmesine Karar Verilmesi Halinde

İflasın ertelenmesi, borçları varlıklarından fazla olan, diğer bir deyişle borca batık durumda olan sermaye şirketleri ve kooperatiflerin iflas etmesini önlemeye yönelik alınacak tedbirlerden oluşan bir süreçtir. İflasın ertelenmesi kararının en önemli özelliği iflas kararının ve bu kararın etkilerinin geçici bir süre içinde bekleme dönemine, bir diğer deyişle bir çeşit rehabilitasyon dönemine girmesidir.[12]

İflasın ertelemesine ilişkin düzenlemeler, 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanununun[13] 377’nci maddesinde hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte, aynı Kanunun “Sermayenin Kaybı, Borca Batık Olma Durumu” başlıklı 376’ncı maddesi ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

6102 sayılı Kanunun 376’ncı maddesine göre;

(1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.

(2) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer.

(3) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkarttırıp denetçiye verir. Denetçi bu ara bilançoyu, en çok yedi iş günü içinde inceler ve değerlendirmeleri ile önerilerini bir rapor hâlinde yönetim kuruluna sunar. Önerilerde 378 inci maddede düzenlenen erken teşhis komitesinin önerilerinin de dikkate alınması şarttır. Rapordan, aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister; meğerki, iflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olsun. Aksi hâlde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru iflas bildirimi olarak kabul olunur.

Öte yandan, anılan Kanunun “İflasın Ertelenmesi” başlıklı 377’nci maddesinde ise; “Yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklı yeni nakit sermaye konulması dâhil nesnel ve gerçek kaynakları ve önlemleri gösteren bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilir. Bu hâlde İcra ve İflas Kanununun 179 ilâ 179/b maddeleri uygulanır.” hükmü bulunmaktadır.

Yukarıda bahsi geçen, 179/a ve 179/b maddeleri, İcra ve İflas Kanununda 17.7.2003 tarih ve 4949 sayılı kanun ile yapılan değişiklikle yürürlüğe girmiş olup, iflasın ertelenmesinin şartlarının oluştuğu takdirde, uygulamanın nasıl yapılacağı konusunda düzenleme getirilmiştir.

Buna göre, iflasın ertelenmesi İcra ve İflas Kanununun 179 uncu maddesinde düzenlenmiş olup, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan biri, şirketin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olacağına dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebileceği, mahkemenin projeyi ciddi ve inandırıcı bulması halinde iflasın ertelenmesine karar verilebileceği; erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun da dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamayacağı ve evvelce başlamış takiplerin duracağı, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetlerin işlemeyeceği; erteleme süresinin azami 1 yıl olduğu, bu sürenin kayyımın verdiği raporlar dikkate alınarak mahkemece uygun sürelerce uzatılabileceği ancak uzatma süresi toplamının 4 yılı geçemeyeceği; erteleme süresi dolmamakla birlikte, mahkemenin kayyımın verdiği raporlardan şirketin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varması halinde, erteleme kararının kaldırılarak şirketin iflasına karar verebileceği hüküm altına alınmıştır.[14]

Diğer bir ifadeyle; iflasın ertelenmesi, pasifleri aktiflerinden fazla olan, yani borca batık durumda olan bir işletmenin belli koşullarla geçici olarak iflasına karar verilmesini önlemek, diğer bir deyişle iflas kararı verilmesini gerektiren borca batıklığı ortadan kaldırmak, firma durumunun ıslahı ve varlığını ve faaliyetini sürdürmesini sağlamak amacıyla getirilmiş bir müessesedir.[15]

Yukarıda yer alan açıklamalar doğrultusunda, bir şirket hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilmiş olması, şirketin iflas etmekten kurtulma ihtimalinin var olduğunun mahkeme kararıyla tespit edilmesi olarak sayılabilir. İflas ertelemesi kararının verilmesi, firmadan alacağı olanların alacaklarını tahsil etme imkânını ortadan kaldırmamakta, sadece icra takiplerini engellemektedir. Yukarıda yer alan Kanun hükümleri icra takibini yasal olarak engellediğinden, iflas ertelemesi kararı da alacağın şüpheli hale geldiğini belirten bir karine sayılmaktadır. Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesindeki yer alan düzenlemenin amacı da alacağın şüpheli hale geldiğinin ispatı olduğuna göre; alacaklının yasal haklarını sınırlayarak alacağının temini için başvuracağı icra takibini engelleyen İcra ve İflas Kanunu'nun 179/b maddesi de şartın yerine getirildiğinin ispatı bakımından yeterlidir. Başka bir deyişle, iflas ertelemesi kararının verildiği durumlarda, şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi için alacaklıların dava açmalarına ve icra takibi yapmalarına gerek bulunmamaktadır.

İflasın ertelenmesi, şirketi idare veya temsille görevlendirilmiş olanlar ya da alacaklılar tarafından iyileştirme projesinin hazırlanıp mahkemeye sunulması ve mahkemenin de projeyi inandırıcı bulması halinde geçerli olacağı açıktır.[16] Ticaret mahkemesince iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğuna ve şirketin mali durumunun iyileştirilmesi ihtimali bulunduğuna kanaat getirilirse iflasın ertelenmesi kararı verilmelidir.[17] Bu karar uyarınca, şirketten alacağı olanların alacaklarını tahsil etme imkânı ortadan kalkmaktadır. Sözü edilen Kanun hükmü, iflasın ertelenmesi uygulanmasında icra takiplerini engellenmektedir. İflas erteleme kararı tüm alacaklılar bakımından sonuç doğurduğundan, diğer alacaklıların dava açmalarına ve icra takibi yapmalarına gerek bulunmamaktadır.

Bu çerçevede, iflasın ertelenmesi kararının verilmesiyle iflasa ilişkin tüm şartların varlığının ortadan kalktığı söylenemez. Aynı zamanda, borçlunun takibinin yapılması İcra ve İflas Kanunu uyarınca engellendiğinden, şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılması mümkündür. Ayrılan karşılık, iflasın ertelenmesine ilişkin kararın verildiği hesap döneminde ayrılmalıdır. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın[18] ve İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın[19] görüşleri de bu doğrultudadır.

2. Sonuç

Şüpheli alacak karşılığı uygulaması, Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Hangi durumlarda şüpheli alacak karşılığı ayrılabileceği bahsi geçen madde hükmünde açıklanmıştır. Bu itibarla; ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi şartıyla, dava veya icra safhasında olanlar ya da yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan ancak dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar şüpheli alacak sayılmaktadırlar.

İflas eden bir şirketin alacaklılarının alacaklarını iflas masasına kaydettirmeleri karşılık ayırmak için yeterli bir koşul olarak kabul edilmişken, iflasın ertelenmesi kararlarında böyle bir masanın olmayışı söz konusu alacakların şüpheli alacak niteliğini ortadan kaldırmamaktadır. İflas eden şirketten doğan alacaklının, iflasın ertelenmesi talebinde bulunan şirketten olan alacakları için de borcun şüpheli hale geldiği aşikârdır. Borçlu hakkında verilecek iflas ertelemesi kararının borçlu tarafından açılacak dava neticesinde mahkemece şirketin borca batık olması ve iflas şartları taşımasının tespiti üzerine verilecek olması, alacağın tahsilinin yasal yollarla dahi alınmasının askıya alınması, alacağın şüpheli hale geldiğini açıklıkla ortaya koymaktadır.

Başka bir ifadeyle; iflasın ertelenmesi belirli şartların oluşması halinde iflasın açılması kararının kanun tarafından ertelenmesi olarakta tanımlanabilir. Bu karar, İcra ve İflas Kanunu uyarınca borçlunun takibini de engellediğinden, alacaklının durumu göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu alacak şüpheli alacak vasfını kaybetmemektedir.

Bu açıklamalar birlikte düşünüldüğünde; gerek idarenin görüşlerinden gerekse bahsettiğimiz kanuni düzenlemelerden dolayı, iflas erteleme kararı alınan bir firmadan olan alacak için şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi mümkündür.

KAYNAKLAR

  • 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu

  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu

  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu

  • Baki Kuru-Ramazan Arslan-Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara-2011

  • Danıştay Dördüncü Dairesinin Esas No: 2004/101; Karar No: 2005/503 sayılı kararı

  • Gevriye Atlı Akın, “Yargıtay Kararları Işığında İflasın Ertelenmesi”, Yaklaşım, Sayı:167, Kasım 2006

  • İbrahim Organ-Fatih Pekşen, “İflas ve İflasın Ertelenmesi Halinde Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılıp Ayrılamayacağı?”, Yaklaşım Dergisi, Ağustos-2008, Sayı.212

  • Kemalettin Yüksel, “İflasın Ertelenmesi Kararının Sonuçları”, Bankacılar Dergisi, Sayı:59, 2006

  • M. Sait Öcal-Turan Emeksiz, “İcra İflas Hukuku’nun VUK’taki Şüpheli Alacak ve Değersiz Alacak Müesseseleri İle İlişkisi”, Vergi Dünyası, Sayı:180, Ağustos 1996

  • Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının 11.04.2006 tarih ve 26632 sayılı muktezası

  • Orhan Sevilengül, Genel Muhasebe, Gazi Kitabevi, 12. Baskı, Ankara

  • Özgür Biyan, “İflasın Ertelenmesi ve Vergi Hukukuna Etkisi”, Vergi Sorunları Dergisi, Sayı 248, Mayıs 2009

  • Özgür Özkan, “İflasın Ertelenmesi Kararının Alacaklılar ve Kamu İdaresi Açısından Etkileri”, Sayıştay Dergisi, Sayı:69, (Nisan-Haziran 2008)

  • Rıza Bilgiç, “Şüpheli Alacak Karşılığı Uygulaması”, Vergi Sorunları Dergisi, Sayı 195, Aralık 2004

  • Suphi Aslanoğlu, “İcra Ve İflas Karşısında Ticari Alacaklar; Niteliği, Mevzuat Boyutu Ve Muhasebe Uygulaması”, Afyon Kocatepe Üniversitesi İİBF Dergisi, 2008,S II

  • Yılmaz Özbalcı, Vergi Usul Kanunu Yorum ve Açıklamaları, Oluş yayınları, Ocak 2004

  • Nükhet Eroğlu, İflasın Ertelenmesi Talebi Üzerine Alınabilecek Tedbirler Ve Erteleme Kararının Sonuçları, Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İcra ve İflas Hukuku Ana Bilim Dalı, Yüsek Lisans Tezi, Ankara-2014

  • İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 07.02.2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-551 sayılı muktezası

[1] 10.01.1961 tarih ve 10703 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

[2] Orhan Sevilengül, Genel Muhasebe, Gazi Kitabevi, 12. Baskı, Ankara, s.276

[3] 19.06.1932 tarih ve 2128 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

[4] Suphi Aslanoğlu, “İcra Ve İflas Karşısında Ticari Alacaklar; Niteliği, Mevzuat Boyutu Ve Muhasebe Uygulaması”, Afyon Kocatepe Üniversitesi İİBF Dergisi, 2008,S II, s.202 (http://akuiibf.aku.edu.tr/pdf/10_2/10.pdf)

[5] İbrahim Organ-Fatih Pekşen, “İflas ve İflasın Ertelenmesi Halinde Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılıp Ayrılamayacağı?”, Yaklaşım Dergisi, Ağustos-2008, Sayı.212, s.250

[6] Danıştay Dördüncü Dairesinin Esas No: 2004/101; Karar No: 2005/503 sayılı kararı

[7] Yılmaz Özbalcı, Vergi Usul Kanunu Yorum ve Açıklamaları, Oluş yayınları, Ocak 2004, s.846

[8] Baki Kuru-Ramazan Arslan-Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara-2011, s.1081

[9] M. Sait Öcal-Turan Emeksiz, “İcra İflas Hukuku’nun VUK’taki Şüpheli Alacak ve Değersiz Alacak Müesseseleri İle İlişkisi”, Vergi Dünyası, Sayı:180, Ağustos 1996, s.35-36

[10] İbrahim Organ-Fatih Pekşen, a.g.m., s.250

[11] Suphi Aslanoğlu, a.g.m. (http://akuiibf.aku.edu.tr/pdf/10_2/10.pdf)

[12] Kemalettin Yüksel, “İflasın Ertelenmesi Kararının Sonuçları”, Bankacılar Dergisi, Sayı:59, 2006, s.110

[13] 14.02.2011 tarih ve 27846 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

[14] İbrahim Organ-Fatih Pekşen, a.g.m., s.251-252

[15] Özgür Özkan, “İflasın Ertelenmesi Kararının Alacaklılar ve Kamu İdaresi Açısından Etkileri”, Sayıştay Dergisi, Sayı:69, (Nisan-Haziran 2008), s.107

[16] Gevriye Atlı Akın, “Yargıtay Kararları Işığında İflasın Ertelenmesi”, Yaklaşım, Sayı:167, Kasım 2006, s.281

[17] Nükhet Eroğlu, “İflasın Ertelenmesi Talebi Üzerine Alınabilecek Tedbirler Ve Erteleme Kararının Sonuçları”, Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İcra Ve İflas Hukuku Ana Bilim Dalı, Yüsek Lisans Tezi, Ankara-2014, s.33

[18] Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının 11.04.2006 tarih ve 26632 sayılı muktezası

[19] İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 07.02.2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-551 sayılı muktezası

82 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tayyar Ateş Yeminli Mali Müşavirlik

Merkez Mah. Perihan Sk. No:67/1 Emin Bey Apt. Kat:4 D:5 Şişli / İstanbul 

+90 212 219 74 81