Ara
  • Olga Ateş

Limited Şirket Müdürlerinin Şirket Zararına İlişkin Sorumlulukları Ve Farklılaştırılmış Teselsül İlk

Soner ALTAŞ

Vergi Dünyası Dergisi

ÖZ

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, limited şirketlerde yönetim organı olarak en az bir müdürün olmasını şart koşmuş, müdürlerin birden fazla olmaları durumunda ise onların bir kurul olduğunu belirterek anonim şirketteki yönetim kuruluna özgü bir işleyiş kuralını hükme bağlamış ve müdürlerden birisinin genel kurul tarafından müdürler kurulu başkanı olarak atanmasını emretmiştir. Eğer bu müdürler fiilleri ve kararları ile şirket zararına sebebiyet verirlerse, müteselsil sorumlulukları gündeme gelir. Ancak, 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu, eski Ticaret Kanunu’nun hukukî sorumluluk uygulamasında genel kabul gören mutlak teselsül anlayışını terk ederek, farklılaştırılmış teselsül ilkesini benimsemiştir. Dolayısıyla, limited şirket müdürlerin birlikte verdikleri zararların tazmininde, artık farklılaştırılmış teselsül ilkesi uygulanacaktır. Bu çalışmada, birden fazla müdürü, bir başka deyişle müdürler kurulu bulunan limited şirketlerde, müdürlerin birlikte sebebiyet verdiği şirket zararlarında uygulanacak farklılaştırılmış teselsül ilkesi ele alınmaktadır.

1. GİRİŞ

Hatırlanacağı üzere, 6762 sayılı eski Ticaret Kanunu’nun 556ncı maddesinde “Şirketin kuruluşuna iştirak edenlerle şirketin idare veya murakabesine memur edilen kimselerin ve tasfiye memurlarının mesuliyeti, cezai mesuliyetler ve şirketin vekaletlerce murakabesi hakkında anonim şirketin bu hususlara müteallik hükümleri tatbik olunur.” hükmüne yer verilerek, limited şirket müdürlerinin hukukî sorumlulukları noktasında anonim şirket hükümlerine yollamada bulunulmuş idi. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ’nda da aynı yöntem takip edilmiş, limited şirket müdürlerinin, kurucularının ve tasfiye memurlarının hukukî sorumlulukları ayrıca ele alınmayıp, anonim şirketteki sorumluluk hükümlerine atıf yapılarak düzenlenmiştir. Bu amaçla, TTK’nın 644üncü maddesinin (a) bendinde anonim şirketlere ilişkin “belgelerin ve beyanların kanuna aykırılığına ilişkin 549 uncu; sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmesi hakkında 550 nci; değer biçilmesinde yolsuzluğa dair 551 inci; kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen 553 üncü; denetçilerin sorumluluğuna ilişkin 554 ilâ 561 inci maddeler”in limited şirketlere de uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Atıf yapılan anonim şirketlere ilişkin hukuki sorumluluk hükümleri, TTK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmının sonundaki onbirinci bölümde 549 ilâ 561inci maddeler arasında toplu olarak düzenlenmiş ve 549 ilâ 555inci maddelerde sorumluluk halleri altı başlık altında toplanmış bulunmaktadır. Sorumluluk hallerinin özel olarak sayıldığı başlıklarda, sorumluluğun konusu, sorumlular ve sorumluluk şartları ile sorumluluğun hukuki sonucu gösterilmiştir. TTK’nın 644üncü maddesi, sorumluluğa ilişkin onbirinci bölüm hükümlerine, sadece anonim şirketlerde sorumluluk sebebi olabilecek halktan para toplamaya ilişkin 552nci madde hariç olmak üzere, bir bütün olarak yollamada bulunmuştur . Böylece, TTK’nın 555 ilâ 561nci maddelerinde düzenlenen ve ortak hüküm niteliği taşıyan, şirketin zararına, müteselsil sorumluluğa, ibraya, zamanaşımına ve yetkili maddeye ilişkin hükümlerin de limited şirkette uygulanmasına imkan verilmiştir .

Yollamada bulunulan 549 ilâ 552nci maddelerde özel hukukî sorumluluk hallerine yer verilmiş, 553üncü maddede ise hukukî sorumluluğa ilişkin genel hüküm düzenlenmiştir. Bu genel hükme göre, limited şirketin kurucuları, müdürleri, yöneticileri ve tasfiye memurları, kanundan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlâl ettikleri takdirde, hem şirkete hem ortaklara hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olurlar (TTK, m.644/a, m.553/f.1). Tabi, sayılan kişilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için bir zararın oluşması ve bu zarara kusur ile sebebiyet verilmesi şarttır. Hüküm, hem doğrudan hem de dolayısıyla zarara uygulanır . TTK, hukukî sorumluluğa ilişkin bu genel düzenleme yanında, birden fazla kişinin verdiği zararın tazminine, bir başka deyişle müteselsil sorumluluğa ilişkin olarak, bugüne kadar geçerli olan mutlak teselsül anlayışı yerine, teselsülen sorumlu bulunan miktarda her bir borçlu bakımından farklılaşmaya gidilmesine cevaz veren farklılaştırılmış teselsül (differenzierte Solidaritât) ilkesini kabul ederek bu alanda önemli bir yeniliğe imza atmıştır . TTK, ayrıca, limited şirket müdürlerin birden fazla olmaları durumunda, onların bir kurul olduğunu belirterek anonim şirketteki yönetim kuruluna özgü bir işleyiş kuralını hükme bağlamıştır. Buna göre, limited şirketin birden fazla müdürü bulunduğu takdirde, bunlardan biri, şirketin ortağı olup olmadığına bakılmaksızın, genel kurul tarafından “müdürler kurulu başkanı” olarak atanır (TTK, m.624/f.1). İşte bu çalışmamızda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre birden fazla müdürü, bir başka deyişle müdürler kurulu bulunan limited şirketlerde, müdürlerin birlikte sebebiyet verdiği şirket zararlarında farklılaştırılmış teselsül ilkesinin nasıl uygulanacağı üzerinde durulacaktır.

2. LİMİTED ŞİRKETTE MÜTESELSİL SORUMLULUK VE FARKLILAŞTIRILMIŞ TESELSÜL

Dilerseniz farklılaştırılmış teselsül nedir, kısaca ona değinelim. Farklılaştırılmış teselsül, alacaklıyı, borçlulardan birinin aczinden koruma amacına hizmet etmeye devam eden, ancak teselsül ilişkisinde her bir borçlunun kusurunun ve diğer şartların dikkate alınmasını öngören, bu sayede hakkaniyete ve menfaatler dengesine uygun çözüm sağlamayı hedefleyen hukuki bir kurumdur. Farklılaştırılmış teselsülde, borçlular arasındaki teselsül ilişkisi devam etmekle birlikte, mutlak teselsüle nazaran, borçlu lehine bir iyileştirme söz konusu olmaktadır. Farklılaştırılmış teselsül ilişkisi, adından anlaşılacağı üzere bir müteselsil borç ilişkisidir. Müteselsil borcun iç ve dış ilişkiye dair hükümleri farklı olmakla birlikte, bir borcun “müteselsil” olarak nitelendirilmesinde, borçlular arasındaki (iç) ilişki değil, alacaklı ile borçlular arasındaki (dış) ilişki esas alınır. Bu bakımdan farklılaştırılmış teselsülde de borçlular, mutlak teselsülde olduğu gibi, alacaklıya karşı müteselsilen sorumludur. Dolayısıyla borç ilişkisinin mahiyetine uygun düşüğü ölçüde müteselsil borca ilişkin genel hükümlerin, farklılaştırılmış teselsülde de uygulanması mümkün ve gereklidir .

Müteselsil sorumluluk ise, birden çok kişinin birlikte verdikleri zarardan dolayı zarar görene karşı birlikte sorumlu olmaları anlamına gelir. Müteselsil sorumluluk “ağırlaştırılmış sorumluluk” demek değildir. Sorumluluk dolayısıyla tazminat hukukunu, uygun nedensellik bağı kuralları yönetir. Bunun doğal sonucu olarak, limited şirket müdürlerinin şirkete birlikte değil de tek başlarına verdikleri zarardan, müteselsilen değil, tek başlarına sorumlu olmaları gerekir. Zarardan sorumlu olmayan, yani uygun nedensellik bağının dışında kalan müdürün alacaklının korunması uğruna sorumlu tutulması, müteselsil sorumluluk kavramına açıkça aykırı olduğu gibi hukuka ve adalete de terstir. Bu çerçevede, müteselsil sorumluluğun uygulandığı hallerde, önce, sorumluların tek başlarına ve birlikte verdikleri zarar birbirinden ayrılmalıdır. İkinci olarak birlikte verilen zararda kusurun ağırlığına ve diğer indirim olgularına göre farklılaştırılmış teselsüle gidilmelidir. Böylece birlikte verilen zararda her bir tazminat yükümlüsüne isnat edilebilen zarar da belirlenmelidir .

Müteselsil sorumluluk, TTK’nın 557nci maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin ilk fıkrasında; “Birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur.” denilmektedir. Bahsekonu fıkrada yer alan "aynı zarar" ibaresi ile "birlikte verilen zarar" kastedilmiştir. Fıkrada sorumluların "tek başına verdikleri zarar"dan söz edilmemiştir. Hükümde yer alan "bu zarardan" ve "aynı zarardan" ibareleri bu farkı vurgular. Mahkemenin, talep edilen şirket zararında önce "aynı zarar" ve "tek başına verilen zarar" ayrımı yapması gerekliliğini ortaya koyar. Zararın tümü davacı tarafından "aynı zarar" diye nitelendirilerek talep edilmiş olsa bile mahkeme bu araştırmayı yapacak, ondan sonra teselsülde farklılaştırmaya gidilecektir .

Bu yönüyle, TTK’nın m.557/f.1 hükmü “farklılaştırılmış teselsül” öğretisini hükme bağlamıştır. Farklılaştırılmış teselsül öğretisi, müteselsil sorumluluğun "birlikte verilen zarar" için söz konusu olabileceği, birlikte verilen zarar dışındaki sorumluların tek başlarına verdikleri zararlardan, sadece zararı verenin sorumlu tutulması gerektiği ve müteselsil sorumluların teselsül tavanına kadar, kusurlarına ve somut olay gerçeğine göre zararı tazmin etmeleri anlayışına dayanmaktadır. Bu yaklaşım m.557/f.1 hükmünde, "aynı zararın" tazmini ibaresi bağlamında, birlikte zarar vericilerden, yani tazminat yükümlülerinden her birinin kusuruna ve durumun gereklerine göre ve her birine "şahsen isnat edilebildiği ölçüde" şeklinde ifade edilmiştir .

Bu hüküm ışığında, farklılaştırılmış teselsül anlayışının ilkeleri şöyle sıralanabilir:

a) Farklılaştırılmış teselsül, birlikte zarar verenlerin dış ilişkideki sorumluluklarını düzenlemektedir; yoksa bu hüküm sorumluların iç ilişkideki sorumluluk ilişkileri hakkında öngörülmüş bir rücu hükmü değildir.

b) Müteselsil sorumluluğun kabul edildiği durumlarda (çoğu kez) zararın bir kısmı, müteselsil sorumlular tarafından birlikte verilebilir, bir kısmı da, tazminat yükümlülerinden bazılarının, limited şirkete ilişkin hükümler anlamında hukuka aykırı, kişisel eylem ve kararlarının ürünü olabilir. Meselâ; A, B, C adlı üç müdürü bulunan bir limited şirkette, bu müdürlerin tek başlarına ve birlikte verdikleri toplam zarar 4.000 TL ise ve bunun 2.000 TL'si üç müdür tarafından birlikte verilmiş, geriye kalanın 1.500 TL'si A’ya, 500 TL'si de C’ye tek başlarına isnat ediliyorsa, 2.000 TL'den A, B, C, müteselsilen ve zararın diğer bölümünden de kendilerine isnat edilen tutarda A ve C tek başlarına sorumlu olurlar.

Konuya davacı açısından bakıldığında "aynı zarar", "tek başına verilmiş zarar" ayrımı davacının aleyhinde değildir. Örneğe dönersek: Davacı ispat ettiği 4.000 TL tutarındaki zararın 2.000 TL'sini A, B, C'den müteselsilen, 1.500 TL'sini A'dan, 500 TL'sini C'den alacaktır. Böylece zararın tümü karşılanacaktır. C'nin ödeme gücü bulunmadığı için 500 TL'nin tahsil edilememesi davacının zararın tümünü elde etmesine engel olur. Ancak, bu kayıp farklılaştırılmış teselsül anlayışının ürünü değildir; kayıp C'nin durumundan doğmaktadır. Bunlar tek başlarına dava edilmiş olsalardı, zarara uğrayan gene bu kayıpla karşılaşacaktı. Eski anlayışta 500 TL de A, B ve C'den istenebiliyordu. Ancak bu müteselsil sorumluluk kavramı ile açıklanamayan haksız bir uygulamaydı. Çünkü A, B ve C bu suretle nedensellik ilkesi dışında sorumlu tutulmaktaydılar .

Farlılaştırılmış teselsül sistemini açıklayabilmek için şu örnek de verilebilir: Yatırım için arsa arayan bir limited şirkete, müdür A, kardeşine ait bir arsayı aldırmayı planlamaktadır. Bu amaçla, kimseye haber vermeden avukata da bir satış vaadi sözleşmesi hazırlatmış ve ona 1.000 TL ödemiştir. Sözleşme (geçersiz olmasına rağmen) A ile kardeşi arasında imzalanmıştır. Planını müdür B'ye açan A ondan yardım istemiş ve kardeşinin B'ye bir miktar para vereceği vaadinde de bulunmuştur. B, bazı emsaller göstererek söz konusu arsanın fiyatını savunacaktır. Limited şirketin müdürler kurulu A, B, C ve D'den oluşmaktadır. Konunun karara bağlanacağı gün D, TTK’nın 626ncı maddesine göre teklif edilen işleme itirazda bulunmuşsa da bu itiraz A, B ve C'nin oyları ile reddedilmiştir. Müdür D, ayrıca, arsanın emsalleri ile fiyatını karşılaştıran ve imar durumunu gösteren bir uzman raporunun kurula sunulabilmesi için toplantının ertelenmesini önermiştir. Bu öneri de A, B ve C'nin oylarıyla reddedilmiştir. Toplantıda B emsaller hakkında yanıltıcı bilgiler vermiştir. Sonuçta B'nin yaptığı karşılaştırmaların ciddi olduğuna inanan C'nin de katılması ile arsa A, B ve C'nin oyları ile alınmış ve para ödenmiştir. Bir yıl sonra müdürler kurulu tamamen değişmiştir. Bu arada arsanın imar durumu olmadığı da anlaşılmıştır. Yeni kurul, avukata ödenen 1.000 TL de dahil olmak üzere 5.000 TL zarar için A, B, C, D'ye karşı sorumluluk davası açıp bu tutarı davalılardan müteselsilen talep etmiştir. Mahkeme D bakımından davayı reddetmiş, birlikte verilen bir zarar olmadığı gerekçesiyle avukata ödenen 1.000 TL'den tek başına A'yı sorumlu tutmuş, 4.000 TL için de A, B, C'yi müteselsilen sorumlu bulmuştur. Mahkeme A ve B'nin yaptıkları anlaşma dolayısıyla olayda kasıtları bulunmasına karşı, C'nin Kanunun 626ncı maddesini ihlâl eden davranışını kusur olarak nitelendirip ona TBK m.51 ile 52'yi uygulayıp müteselsil sorumluluktaki payını yüzde doksan olarak belirlemiştir. Buna göre 1.000 TL, A tarafından ödenecektir. A, B, C müteselsil sorumludur. Ancak A ile B'nin sorumluluk tavanları 4.000 TL iken C'nin sorumluluk tavanı 3.600 TL (4.000x0.90)'dir. Bir an için B'nin ödeme gücünün bulunmadığını düşünelim. Şirket 4.000 TL'nin tamamını A'dan alabilecektir. Bu tavan C için 3.600 TL'dir. A ve B'nin ikisinin de varlıksız, C'nin zengin bir kişi olduğunu varsayarsak 3.600 TL C'den istenebilecektir. Olayda A ve B'nin ödeme güçleri bulunmadığı için şirket 1.400 TL kayıptadır. Ancak bu farklılaştırılmış müteselsil sorumluluk anlayışının ürünü değildir. Çünkü 1.000 TL'lik kayıp, birlikte verilen zarardan kaynaklanmamaktadır. Uygun nedensellik kurallarına göre bunu C'den istemek, bunun için müteselsil sorumluluk kavramını kullanmak hem yanlış olurdu, hem de adalete aykırı düşerdi. 400 TL'lik kayıp ise genel hükümlerin ve hâkimin takdirinin doğal sonucudur. Yeni anlayış davacıyı (adalet temelinde) kayba uğratmamış, onun zararı kanuna aykırı olarak başkalarına yüklemesine engel olmuştur .

c) Farklılaştırılmış teselsül, müteselsilen sorumlu farklı tazminat yükümlüsü gruplarının ortaya çıkması sonucunu da doğurabilir. Örneğin, İsviçre Federal Mahkemesinin 11/06/1996 tarihli kararına konu olan olayda, davacılar, yedi yönetim organı üyesi ile denetim organından 5.309.298-İsviçre Frangını müteselsilen talep etmişlerdi. Mahkeme denetim organının sorumlu olmadığına ve 1 ilâ 7. sıra numarasında davalı olarak yer alan davalı yedi yönetim organı üyesinin 3.211.803- İsviçre Frangından ve 1 ilâ 5. sıra numarasında anılan davalı üç yönetim organı üyesinin de ayrıca 805.555-İsviçre Frangından müteselsilen sorumlu olduklarına karar vermiş, kalanı da ispat edilmemiş zarar olarak reddetmiştir .

ç) Gerek aynı zarar, gerek tek başına verilen zarar belirlenirken mahkeme (şartları varsa) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK) ’nun 51 ve 52 nci maddelerini de uygular. Bu gereklilik m.557/f.1’deki "bunlardan her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre" hükmünde ifadesini bulmuştur. TBK’nın 51 ve 52nci maddeleri ayrıca iç ilişkide rücu dolayısıyla da uygulanabilir. Meselâ, kot bezi üreten bir limited şirkette genel kurul müdürler kurulunun, kot pantolon ve ceket üretimi için yatırım yapması talimatını vermiştir. Müdürler kurulu, kot pantolon ve ceket iç pazarına girmemiş ve ihracatın zorluğuna, pazarda büyük oranda kapasite fazlası mal bulunduğuna işaret etmiş olmasına rağmen, genel kurul talimata ilişkin kararı almıştır. Şirket iki yıl sonra bu yatırımdan zarara uğramıştır. Müdürler aleyhine alınan teknolojinin eski olduğu ve pazarlama kanallarının kurulamadığı gerekçesiyle sorumluluk davası açıldığında mahkeme TBK m.52/f.1'de yer alan şirketin "zararı doğuran fiile razı olmuş" ve/veya "zararın doğmasında" etkili olduğu olgularını dikkate alacağı gibi, eski teknolojinin alınmasında müdürler arasında kusur yönünden farklılaştırma yapacaktır. Bu konuda, ayrıca, 553. maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları da dikkate alınır . Bu hususa bir sonraki başlıkta yer verilecektir.

Yapılan açıklamalardan da görüleceği üzere, farklılaştırılmış teselsül hesabının davacı tarafından yapılıp ona göre dava açılması zordur. Bu nedenle, TTK’nın 557. maddesinin ikinci fıkrasında “Davacı birden çok sorumlu kişiyi zararın tamamı için birlikte dava edebilir ve hâkimin aynı davada her bir davalının tazminat borcunu belirlemesini isteyebilir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu hüküm, zarara uğrayanı, yani, çoğu kez limited şirketi, gereğinde ortağı veya alacaklıyı, m.644/a yollaması ile gidilen m.557/f.1’deki ayrıştırmayı, yani farklılaştırılmış teselsül hesabını bizzat yapıp buna göre davayı açmak zorunluluğundan kurtarmak amacıyla öngörülmüştür. Gerçekten de, söz konusu hesabı yapmak güçtür. Bu sebeple davacıya "zararın tamamını" dava etmesi olanağı tanınmış ve ayrıca müteselsil sorumluların (dış ilişkide) tazminat borçlarını teker teker tespit etmesini mahkemeden talep etmek hakkı verilmiştir. Hâkim bu belirlemeyi aynı davada yapacaktır .

Burada geçen "zararın tamamı" kavramının tanımı öğretiye ve yargı kararlarına bırakılmıştır. İsviçre'de "zararın tamamı" veya başka bir deyişle "tüm zarar" kavramından zarar verenlerin şirketler hukukuna aykırı eylem ve kararlarının doğurduğu, tek başlarına veya birlikte verdikleri zarar kalemlerinin toplamı anlaşılır. Bu kavram, TTK’nın m.553 ve devamı hükümlere göre sorumlu olan kişilerin tek başlarına veya birlikte şirkete verdikleri "zararlar" bulunduğu varsayımına dayanır. Adeta her sorumlu bir zarar kaynağıdır. Bunların verdikleri zararların toplamı, zararın tamamını oluşturur. Zararın tamamı içinde birlikte veya münferiden verilmiş zararlar vardır. Bu kavram, şirketin malvarlığındaki eksilmelerden doğan ve/veya artmaların engellenmesinden oluşan zarardan farklı olabilir. Çünkü, şirket, sorumluların 553üncü madde anlamında kanunda ve sözleşmede öngörülen yükümlerini kusurları ile ihlâl etmemiş olmalarına rağmen zarar etmiş olabilir ve zararın bir kısmı hiçbir sorumluya isnat olunamayabilir. Ayrıca, "zararın tamamı" iç ilişkide rücu hakları dikkate alınarak bulunan her tazminle yükümlü kişinin taşıyacağı tutarların toplamından da farklıdır .

Davacının, davalıları birlikte dava etmesinin anlamı davalıların tek davalı olarak kabul edilmeleridir. Bu kabulün sonucu dava bazı davalılar bakımından reddedilse bile, davacının talebi kabul edilmişse davacının dava giderlerine mahkum olmamasıdır. Kanun burada bir usul hükmü öngörmüştür .

TTK’nın bu konuda getirdiği bir diğer yenilik de rücuya ilişkindir. 6762 sayılı eski Ticaret Kanunu’nda, sorumluluk davasında müteselsil sorumlular arasındaki rücuu düzenleyen bir hüküm bulunmamaktaydı. Öğretide de bu konu üzerinde durulmamış; Yargıtay da ilkesel nitelikte herhangi bir karar vermemişti . Anılan eksiklik TTK’nın 557. maddesinin üçüncü fıkrası ile giderilmiştir. Anılan fıkraya göre, birden çok sorumlu arasındaki başvuru, durumun bütün gerekleri dikkate alınarak hâkim tarafından belirlenecektir (TTK, m.557/f.3). TTK ile getirilen bu hükümde ödemede bulunan sorumlulardan birinin bağımsız bir rücu davası ikame etmesi halini düzenlenmekte ve rücuun sorumlular arasında belirlenmesi öngörülmektedir. Hükmün bu özelliğinin önemi, rücuun sorumluluk davasının davalıları ile sınırlandırılmamış olmasıdır. Gerçekten beş müdürlü bir limited şirkette sorumluluk davası üç müdüre karşı açılmış olsa bile rücu kararı beş müdürü yargılayarak verilebilir; bağımsız rücu davası ise üç müdür hakkında değil de daha fazla müdürü kapsayacak şekilde açılabilir. Bu olanak hükümde "birden çok sorumlu" sözcüğü ile vurgulanmıştır. Bunun için 557’nci maddenin üçüncü fıkrası, rücu davasının sorumluluk davasının davalılarına değil, müteselsil sorumlular aleyhinde açılabileceğini öngörmüştür. Hükme uygun olarak hâkim rücu davasında rücuu tüm sorumlular yönünden durumun gereklerini dikkate alarak belirler, kusurun ağırlığını ve TBK m.51 ile m.52 hükümlerini dikkate alır .

3. YETKİ DEVRİNDE VE KONTROL DIŞINDA KALAN AYKIRILIKLARDA SORUMLULUK

Çalışmamızın bir önceki bölümünde, TTK’nın m.644/a yollaması ile gidilen m.557/f.1’de "bunlardan her birinin, kusuruna ve durumun gereklerine göre" müteselsilen sorumlu olacağı hükmüne yer verildiği ve madde gerekçesinde bu belirleme yapılırken TTK’nın 553üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerinin de dikkate alınacağının öngörüldüğü belirtilmişti. TTK’nın m.644/a yollaması ile gidilen 553üncü maddenin ikinci fıkrasında “Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan hüküm, devredene seçimde makûl özen yükümü yüklemiştir. Dolayısıyla, müdür veya müdürler kurulu görev ve yetkilerini kısmen veya tamamen devretmiş ve yetki devrinde bulunduğu kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermiş ise, bu kişilerin fiil ve kararları sonucunda oluşan zarardan dolayı sorumlu tutulamayacaktır.

TTK’nın, yine m.644/a yollaması ile gidilen, 553üncü maddesinin üçüncü fıkrasında ise “Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz” hükmüne yer verilmiştir. Bu fıkra, yönetim organının, organsal işlevi ister kanuna göre devredilmiş olsun, ister organın kendisinde kalsın üyelerin gözetim yükümlerini tanımakta, ancak bu yükümün kontrol dışında kalan olgu ve konularda bulunmadığını hükme bağlamaktadır. Bu hüküm yönetim ile görevli kişilerin bu arada müdürlerin uygun nedensellik bağının veya kusurlarının yokluğu halinde, soyut bir gözetim (nezaret) görevi anlayışına dayanılarak sorumlu tutulmalarına engel olmak amacıyla öngörülmüştür. Çünkü, uygulamada müdürlerin insan takatinin üstünde bir gözetim anlayışıyla şirketteki her türlü kanuna veya şirket sözleşmesine aykırılıktan sorumlu tutuldukları gözlemlenmiştir .

4. SORUMLULUK DAVASI AÇABİLECEK KİŞİLER

TTK’da şirketin uğradığı zararın şirket tarafından 553. ve 554. maddelerdeki sorumlulardan (kurucular, müdürler, yöneticiler, tasfiye memurları, denetçi ve özel denetçi) talep edilmesi, yani aktif dava ehliyetinin şirkette olması öngörülmüş, şirketin ihmâli veya sorumluların şirkete hâkim olmaları sebebiyle davayı açamamaları olasılığı düşünülerek, zararın tazmini davasını açmak hakkı şirketin ortaklarına da verilmiştir . TTK, ETK’nın 309. maddesinin aksine, şirket alacaklısına bu hakkı tanımamıştır. Alacaklı ancak şirketin iflâsı halinde, tazminatın şirkete ödenmesini talep hakkını haiz olur. Böylece, TTK’da limited şirket ortakları dava açabilme yetkisi yönünden şirketle aynı düzeyde kabul edilerek alacaklıdan ayrılmıştır. Zira, Kanun şirketin borçlarını ödediği sürece alacaklının zarara uğramadığı varsayımını kabul etmiştir . Bu çerçevede, TTK’nın 555. maddesinin birinci fıkrasında “Şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir.” denilmiştir. Ancak, limited şirket ortakları tazminatın sadece şirkete ödenmesini isteyebilirler, kendilerine ödenmesini isteyemezler (TTK, m.644/a, m.555/f.1).

Dikkat edileceği üzere, anılan fıkrada (yine ETK’nın 309. maddesinin aksine) doğrudan ve dolaylı zarar ayrımı yapılmamıştır. Şirket doğrudan zararının varlığında tazminat davasını ikame edebilir; çünkü şirketin “kurucuların, müdürlerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğuna” ilişkin 553. ve “denetçi ve özel denetçinin sorumluluğuna” ilişkin 554. maddedeki hükümler çerçevesinde dolayısıyla zarara uğraması olanağı yoktur. Şirket ortağı ise hem doğrudan hem de dolayısıyla zararının varlığında bunun tazminini isteyebilir. Ortak, dolaylı olarak zarara uğradığı takdirde, tazminatın şirkete verilmesi suretiyle esas sermaye payındaki değer düşüklüğünü gidermek amacıyla dava açabilir .

Limited şirket ortağının açtığı davayı hukukî ve maddî sebepler haklı gösterdiği takdirde, mahkeme, dava giderleriyle avukatlık ücretini -bu giderleri davalıya yükletilemediği hâllerde- davacı ortak ile şirket arasında, hakkaniyete göre paylaştırır (TTK, m.555/f.2). Ortak, uğradığı zarar karşısında hareketsiz kalan şirketin yerine davayı açacağı için, dava giderlerini düşünüp davadan vazgeçmesini önleme düşüncesiyle bu hüküm öngörülmüştür .

5. İFLÂS HALİNDE SORUMLULUK DAVASI AÇABİLECEK KİŞİLER

Zarara uğrayan limited şirketin iflâsı hâlinde, tazminatın şirkete ödenmesini isteme hakkı, öncelikle iflâs idaresine aittir (TTK, m.644/a, m.556/f.1). Zira, limited şirketin iflâsı halinde dahi doğrudan zarara uğrayan kişi olarak tazminat davasının esas davacısının şirket olduğu gerçeği değişmez. Bu anlayışın doğal sonucu olarak, iflâs eden bir limited şirkette tazminat davasının davacısı iflâs idaresi olabilir . Buna karşılık, TTK, şirket alacaklılarına da, zarara uğrayan şirketin iflâsı hâlinde, tazminatın şirkete ödenmesini isteme hakkı tanımıştır (TTK, m.556/f.1). Ancak, Kanunda, bu hakkın önce iflâs idaresinde olduğu açıkça belirtilmiştir.

İflâs idaresinin şirket zararının tazmini için dava açmaması durumunda, her ortak veya şirket alacaklısı mezkûr davayı ikame edebilir (TTK, m.644/a, m.556/f.2). Bu durumda, elde edilecek hasıla, İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre, önce dava açan alacaklıların alacaklarının ödenmesine tahsis olunur; bakiye, sermaye payları oranında davacı ortaklara ödenir; artan ise iflâs masasına verilir (TTK, m.644/a, m.556/f.2). Yani, TTK, davadan elde edilen hasılanın öncelikle davayı açanlara tahsis edilmesini öngörmektedir .

6. SORUMLULUK DAVASINDA ZAMANAŞIMI

TTK’nın 560ncı maddesine göre, sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Ancak, anılan fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tâbi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır (TTK, m.644/a, m.560).

Sözkonusu düzenleme, esasında ETK’nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Mesul olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl geçmekle müruruzamana uğrar. Şu kadar ki; bu fiil cezayı müstelzim olup Ceza Kanununa göre müddeti daha uzun müruruzamana tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o müruruzaman tatbik olunur.” hükmünün tekrarıdır. Ancak açıklık sağlamak amacıyla cezaî yönden söz konusu olanın dava zamanaşımı olduğu belirtilmiştir .

Sorumluların veya zararın öğrenilmemesi ve bu sebeple iki yıllık zamanaşımının söz konusu olmaması halinde müdürlerin daha uzun bir süre sorumluluk tehdidi altında kalmalarını uygun bulmayan kanun koyucu beş yıllık azamî bir süre koymuştur. Bu müddet zarar verici fiilin meydana geldiği tarihten itibaren yürür. Dava her halde bu beş yıllık sınır içinde açılmalıdır. Fiilin vukuundan dört yıl geçtikten sonra durum öğrenilmiş olsa dahi bu tarihten itibaren iki yıllık süre söz konusu olmaz; dava beşinci yılın sonuna kadar açılmış olmalıdır. Beş yıllık zamanaşımı süresi kanun koyucunun müdürler aleyhine sorumluluk davası açılması için öngördüğü tavandır; bu sürenin yorum yolu ile uzatılması olanağı yoktur .

7. İBRANIN SORUMLULUĞA ETKİSİ

TTK’nın 558. maddesinin birinci fıkrasında “İbra kararı genel kurul kararıyla kaldırılamaz. 445’inci madde hükmü saklıdır.” denilmiştir. Bu çerçevede, limited şirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararı, sonradan başka bir genel kurul kararı ile kaldırılamaz. Ancak, ibraya ilişkin genel kurul kararının iptali talep edilebilir(TTK, m.644/a, m.558/f.1, m.445). Bu sebeple TTK’nın 445’inci maddesi saklı tutulmuştur. Anılan düzenleme, son yıllarda oldukça sık rastlanan ancak Yargıtay tarafından uygun görülmeyen, bir genel kurulun aldığı kararı zamanaşımı süresi içinde bir diğer genel kurul kararının kaldırması uygulamasına ilişkin ihtilafı, yüksek mahkemenin kararlarına uygun olarak çözüme kavuşturmaktadır. Hükme temel veren düşünce, hakkında dava açılmamış ve (kural olarak) hükümlerini doğurmuş bulunan ibra kararının yıllar sonra kaldırılmasının işlem güvenliği anlayışına ve hukuka uygun olmadığıdır. Öğretide hâkim görüş ibrayı menfi borç ikrarı olarak nitelendirdiğine göre, bu ikrardan tek taraflı olarak dönmek olanağı yoktur .

Şirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararı, ibranın kapsadığı açıklanan maddî olaylara ilişkin olarak, şirketin, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan ortakların dava hakkını kaldırır (TTK, m.644/a, m.558/f.2). Diğer ortakların dava hakları ise ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşer (TTK, m.644/a, m.558/f.2). Altı aylık süre hak düşürücü süredir .

8. SORUMLULUK DAVASINDA YETKİLİ MAHKEME

TTK’nın 561. maddesine göre, sorumlular aleyhinde şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde dava açılabilir. Böylece, TTK’nın anılan maddesi ile ETK’nın 309. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Mesul olan kimselerin cümlesi aleyhinde şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabilir.” hükmü, bağımsız bir hüküm haline getirilmiştir. Hüküm somut olaya göre yetkili olan mahkemeler yanına bir diğer yetkili mahkeme daha eklemekte, yoksa inhisarî yetkiyi haiz bir mahkemeyi göstermemektedir. Tahkim ve yetki sözleşmesi yapmak yolu açıktır .

9. ÖZET VE SONUÇ

6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu, 6762 sayılı eski Ticaret Kanunu’ndan farklı olarak, limited şirket müdürlerin birden fazla olmaları durumunda, onların bir kurul olduğunu belirterek anonim şirketteki yönetim kuruluna özgü bir işleyiş kuralını hükme bağlamış ve müdürlerden birisinin, şirketin ortağı olup olmadığına bakılmaksızın, genel kurul tarafından müdürler kurulu başkanı olarak atanmasını şart koşmuş, müdürlerin birlikte verdikleri zararların tazmininde ise mutlak teselsül anlayışını terk ederek, farklılaştırılmış teselsül ilkesini benimsemiştir. Farklılaştırılmış teselsül ilişkisinde her bir borçlunun kusuru ve diğer şartlar dikkate alınmakta ve menfaatler dengesine uygun çözüm sağlanması amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda, sorumluların tek başlarına ve birlikte verdikleri zarar birbirinden ayrılmakta, birlikte verilen zararda ise kusurun ağırlığına ve diğer indirim olgularına göre farklılaştırılmış teselsüle gidilmekte ve her bir tazminat yükümlüsüne isnat edilebilen zarar belirlenmektedir. Ancak, farklılaştırılmış teselsül hesabının davacı tarafından yapılıp dava açılması oldukça zor olduğundan, Yasa Koyucu, davacının birden çok sorumlu kişiyi zararın tamamı için birlikte dava edebilmesine ve hâkimin aynı davada her bir davalının tazminat borcunu belirlemesini isteyebilmesine izin vermiştir.

TTK’da şirketin uğradığı zararın tazmini için aktif dava ehliyetinin şirkette olması öngörülmüş, şirketin ihmâli veya sorumluların şirkete hâkim olmaları sebebiyle davayı açamamaları olasılığı düşünülerek, zararın tazmini davasını açmak hakkı şirketin ortaklarına da verilmiştir. Ancak, ortaklar tazminatın sadece şirkete ödenmesini isteyebilirler, kendilerine ödenmesini isteyemezler. Zarara uğratılan limited şirketin iflâsı hâlinde ise, tazminatın şirkete ödenmesini isteme hakkı, öncelikle iflâs idaresine aittir. İflâs idaresinin şirket zararının tazmini için dava açmaması durumunda, her ortak veya şirket alacaklısı dava açabilir. Zararın tazminini talep hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Ayrıca, genel kurul şirket müdürlerini ibra etmiş ise, bu karar, ibranın kapsadığı açıklanan maddî olaylara ilişkin olarak, şirketin, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan ortakların dava hakkını ortadan kaldırır. Diğer ortakların dava hakları ise ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşer. Getirilen bu yeni ilke, her ne kadar borçlu duruma düşecek müdürlerin lehine olsa da, limited şirket müdürlerinin yönetim ve temsil noktasında makul özeni gösterip şirket zararına sebebiyet verici işlem ve kararlardan kaçınmaları, böyle bir olasılığı gördükleri hususların müzakeresinde ise muhalif kalarak karara şerh düşmeleri ve kusurlu eylemlerden uzak durmaları menfaatlerine olacaktır.

KAYNAKÇA :

YILDIZ, Şükrü, Limited Ortaklıklarda Müdürlerin Sorumluluğu, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl:12, Sayı:24, Güz 2013/2, s.61-79

GÖKTÜRK, Kürşat, CAN, Mehmet Çelebi, Farklılaştırılmış Teselsülün _Özellikle_ Dış İlişki Bakımından Anlamı ve Bankacılık Kanununun Şahsi İflas Sorumluluğu İle Karşılaştırılması, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, ilt:2, Sayı:2, 2011, s.247-283

ÇAMOĞLU, Ersin, Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerine Karşı Açılacak Sorumluluk Davalarında Zamanaşımı, Yaklaşım Dergisi, Mayıs 2012, sayı:233, s.225-233

REİSOĞLU, Seza, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun Anonim Şirketlere İlişkin Başlıca Yeni ve Farklı Düzenlemeleri, Bankacılar Dergisi, Aralık 2011, sayı:79, s.104-143

T.C. Yasalar (14.02.2011) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Ankara: Resmi Gazete (27846 sayılı)

T.C. Yasalar (09.07.1956) 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Ankara: Resmi Gazete (9353 sayılı)

T.C. Yasalar (30.06.2012) 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun , Ankara: Resmi Gazete (28339 sayılı)

T.C. Yasalar (04.11.2011) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, Ankara: Resmi Gazete (27836 sayılı)

Komisyon Raporu : Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu, Esas No:1/324, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem:23, Yasama Yılı:2, S.Sayısı:96, Nr.112

1,916 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tayyar Ateş Yeminli Mali Müşavirlik

Merkez Mah. Perihan Sk. No:67/1 Emin Bey Apt. Kat:4 D:5 Şişli / İstanbul 

+90 212 219 74 81