Ara
  • Olga Ateş

Mahkemelerce Dava Sonunda Takdir Olunan ve Kaybeden Tarafa Yüklenen Vekâlet Ücreti: Niteliği, Aidiye

Nadir ÖZTÜRK*

Yaklaşım Dergisi

Makalenin önceki bölümünde, vekâlet ücretinin yasal dayanağı, niteliği, aidiyeti, yerindeliği ve adalete uygunluğu değerlendirilmiş ve bu hususlara ilişkin bazı yargı kararlarına yer verilmiştir. Bu bölümde, uygulamaya ilişkin tespitlerden hareketle konunun vergileme boyutunda yaşanan sorunlara dikkat çekilecek; değerlendirme ve sonuç bölümünde görüş ve önerilere yer verilecektir.

B- VEKÂLET ÜCRETİNİN VERGİLENDİRİLMESİ: YAŞANAN SORUNLAR

Önceki bölümde yapılan değerlendirmelerden, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde yapılan, 02.05.2001 yılından geçerli ibare değişikliği ile vekâlet ücretinin avukata ait olduğu hüküm altına alınmış olsa da fiili uygulamanın eski düzenlemeye paralel olarak devam ettiği; verilen birkaç yargı kararında da dikkat çekildiği üzere, bu hususun vekil ile müvekkil arasında serbestçe düzenlenecek avukatlık sözleşmesinin veya iş akdinin bir unsuru olması gerektiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan vekâlet ücreti ödemeleri, borçlu tarafından elden veya banka havalesi ile doğrudan davayı kazanan tarafa yapılabildiği gibi, mahkeme veya icra daireleri aracılığıyla da yapılabilmektedir. Kendisine ödeme yapılan davayı kazanan tarafından da avukatlık hizmetinin alınması durumuna göre, avukatlık sözleşmesi veya iş akdi esas alınarak, avukat/avukatlara ödeme yapılmakta veya yapılmamaktadır.

Bu durumda vergileme konusunun da vekâlet ücretinin kime ödeneceği ve bu kişi veya kişilerin vergi mükellefiyet durumu, avukatların ayrıca çalışma durumu dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Davayı kazanan taraf, bir gerçek kişi veya kurum ise sırasıyla gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olabilecek ve kendisine yapılan vekâlet ücret ödemesi bir gelir unsuru olarak gelir vergisi veya kurumlar vergisi matrahının bir unsuru olacaktır.

Sözleşme gereği kendisine vekâlet ücreti ödenecek avukat, avukatlık hizmetini serbest meslek faaliyeti olarak veya davayı kazanan tarafa iş akdi ile bağlı olup ücretli olarak yürüten biri olabilecektir. Bu durumda kendisine yapılacak vekâlet ücreti ödemesi, serbest meslek kazancı veya ikinci durumda ücret ödemesi olarak vergilendirilecektir.

Diğer taraftan, KDV’li olarak hesaplanan ve davayı kazanan bir ticari işletmeye ödenen vekâlet ücreti tutarlarının, iç yüzde uygulanmak suretiyle, o ay işletmenin KDV matrahına ve KDV tutarının da “Hesaplanan KDV” tutarına dahil edilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte davayı kazanan tarafın, KDV mükellefiyeti olmayıp banka ve sigorta muameleleri vergisi mükellefiyeti olan banka ve sigorta şirketleri olması durumunda bu uygulama nasıl olacaktır? Ayrıca, bu durumda banka ve sigorta şirketleri lehlerine kalan tutarlar üzerinden banka ve sigorta muameleleri vergisi de ödemek durumunda mıdır?

Bu saptamalar çerçevesinde, aşağıda, vekâlet ücretlerinin vergilendirilmesi ile ilgili olarak uygulamada yaşanan bazı sorunlara dikkat çekilecek; her bir durumda, ödenen vekâlet ücretlerinin vergilendirilmesi ile ilgili olarak, dayanağı kanun hükümleri ve bazen ikincil düzenlemelere de yer verilmek suretiyle düşünce, görüş ve önerilerde bulunulacaktır.

1- Davayı Kazanan Tacire Yapılan Vekâlet Ücreti Ödemeleri Ticari Kazanç ve Gelir veya Kurumlar Vergisi Matrahının Bir Unsuru Olarak Dikkate Alınmalı

Mahkemelerce hükmolunan vekâlet ücretleri, ticari bir faaliyet kapsamında açılmış davaları kazanan ticaret erbabına (gerçek kişi veya kurum olabilir) ödendiğinde, davayı kaybeden karşı taraftan tahsil edilen bu vekâlet ücretleri ticari faaliyet çerçevesinde elde edilen gelir niteliğinde olup o dönem kazancının bir unsurudur. Bu ticari faaliyeti yürütenin mükellefiyetine bağlı olarak gelir veya kurumlar vergisi matrahının unsuru olacaktır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 37. maddesinde her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı bendinde de kurum kazancının, gelir vergisi konusuna giren gelir unsurlarından oluştuğu hüküm altına alınmıştır. 1 Seri Numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin (1) numaralı bölümünde de kurumlar vergisinin konusunun, Kanun’un 1. maddesinde sayılan kurumlarca elde edilen kurum kazancı olduğu, buna göre, sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler ile iş ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisine tabi olduğu, kurum kazancının, gelir vergisinin konusuna giren gelir unsurlarından oluştuğu ifade edilmiştir.

Bu düzenlemelere rağmen bu konuda bilerek veya bilmeyerek hatalı/yanlış uygulamalar yapılabilmektedir. Bunlar, genelde, tahsil edilen vekâlet ücretlerinin gelir hesapları ile ilişkilendirilmemesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu şekilde davayı kazanan bir şirkete ödenen vekâlet ücretleri şirket kazancına dahil edilmemektedir. Bazı uygulamalarda bu tutarlar, ayrı bir hesaba, örneğin Diğer Çeşitli Borçlar Hesabına - hatta “Sözleşmeli Avukatlar” alt hesabına- veya Emanetler Hesabına kaydedilmek suretiyle takip edilmekte; ancak avukatlara ödeme yapılmadığı gibi, yıllarca hesabın dönem sonu alacak bakiyesi içerisinde yer alan bu tutarlara ilişkin herhangi bir gelir kaydı da yapılmamaktadır.

Yapılan vergi incelemelerinde bu gibi uygulamalar karşısında incelemeye yetkililer, bu tutarların şirketin dönem kazancına dahil edilerek şirket adına cezalı kurumlar vergisi tarhiyatı yapılmasını önermektedirler. Bu tür borç kayıtları, kayıtlarda bizzat avukat adına tahakkuk işlemi yapılmadığı sürece şirket avukata karşı borçlandırılmış olmayacağından, fiktif bir kayıttan öte bir anlam ifade etmeyecektir. Bu itibarla avukatlara dağıtılmadan veya dağıtılmak üzere avukatlar adına tahakkuk ettirilmeden şirket bünyesinde kalan bu tutarların şirket kazancı olarak değerlendirilmesi tutarlı kabul edilmektedir.

2- KDV Mükellefine KDV’li Olarak Ödenen Vekâlet Ücreti Tutarlarından KDV Matrahı ve KDV Tutarı Ayrıştırılarak O Aya Ait KDV Matrahı ve Hesaplanan KDV Tutarına Dahil Edilmeli

KDV Kanunu’nun 1. maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu; 20. maddesinde teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu; bu maddenin 4. bendinde, belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile bedelin biletle tahsil edildiği hallerde tarife ve bilet bedelinin katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunacağı ve verginin müşteriye ayrıca intikal ettirilmeyeceği; 27. maddesinde serbest meslek faaliyetleri için ilgili meslek teşekküllerince tespit edilmiş bir tarife varsa, hizmetin bedelinin, bu tarifede gösterilen ücretten düşük olamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu durumda, tacirlerce tahsil edilen vekâlet ücretleri, ticari faaliyet çerçevesinde elde edildiğinden katma değer vergisinin de konusuna girmektedir. Uygulamada ihmal edilen hususlardan biri de budur. KDV’li olarak belirlenen ve davayı kazanan tarafa ödenen vekâlet ücretleri, avukatlara dağıtılmamasına rağmen ticari kazancın bir unsuru olarak dikkate alınmadığı gibi, KDV Kanunu’nun da konusu dışında kabul edilmektedir.

Mahkemelerce hükmolunan avukatlık ücretleri, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak belirlenmekte, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 20. maddesinin 4. bendi gereğince de tarifedeki ücretler katma değer vergisi dahil edilerek tespit edilmektedir. Bu hususta Danıştay’ca verilmiş muhtelif kararlar bulunmaktadır(1).

Bu durumda, ticari faaliyet kapsamında tahsil edilen avukatlık vekâlet ücreti tutarlarına iç yüzde uygulanmak suretiyle bulunacak KDV matrahı ve KDV tutarlarının ayrıştırılması; KDV matrahının işletmenin o aya ait KDV matrahına, KDV tutarının da “Hesaplanan KDV” tutarına dahil edilmesi gerekmektedir.

3- Tahsil Edilen Vekâlet Ücretinden Serbest Meslek Erbabı Avukata Ödeme Yapılması Halinde Avukatın Düzenleyeceği Serbest Meslek Makbuzunda Gösterilecek KDV’li Tutar Avukata Ödenmeli ve Ödenen Tutar Üzerinden Gelir Vergisi Tevkifatı Yapılmalı

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun;

- 65. maddesinde, her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançların serbest meslek kazancı olduğu; serbest meslek faaliyetinin, sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması olduğu,

- 94. maddesinin birinci fıkrasında, kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçilerin maddede bentler halinde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaları gerektiği,

hükümlerine yer verilmiştir.

Öte yandan, yukarıda yer verilen, KDV Kanunu’nun 1/1. maddesi hükmü uyarınca, serbest meslek erbabı avukatın, davayı kazanan tarafa verdiği hizmet karşılığında, vekâlet ücretinden alacağı (sözleşme ile belirlenen tutar) KDV konusuna girmektedir

Bu konuda, yazının ilk bölümünde yer verilen, serbest meslek erbabına yönelik Bakanlığın tebliğ düzenlemesi, yakın zamanda yapılan KDV Genel Uygulama Tebliği’nin I-B/4 bölümünde aynen yer almış olup;

“4. Avukatlık Ücretleri

Mahkemelerce hükmolunan avukatlık ücretlerinin davayı kazananlara ödenmesi KDV’nin konusuna girmez. Ancak bu paralardan sözleşmeleri gereği ücret karşılığı çalışanlar dışında kalan avukatlara intikal eden kısım, serbest meslek kazancı kapsamında vergiye tabi olur. Avukatlar aldıkları bu para için davayı kazanana serbest meslek makbuzu düzenler ve makbuzda alınan tutar üzerinden KDV hesaplayıp ayrıca gösterirler.

Mahkeme kararında “KDV hariç” şeklinde bir ifadenin yer almaması halinde, vekâlet ücretinin KDV dahil olduğu kabul edilir ve iç yüzde oranı uygulanmak suretiyle hesaplanan KDV, düzenlenen serbest meslek makbuzunda gösterilir.”

şeklindedir.

Bu durumda, davayı kazanan tarafından kendisi ile sözleşme yapılan serbest meslek erbabı avukata ödeme yapılması halinde, avukat tarafından kendisine ödenecek tutar üzerinden, KDV de hesaplanmak ve makbuzda ayrıca gösterilmek suretiyle serbest meslek makbuzu düzenlenmesi gerekmektedir. Serbest meslek kazanç sahibi avukat tarafından kendisine ödenen bu KDV tutarı, o ay Hesaplanan KDV tutarına dahil edilerek, ödenecek KDV tutarının hesaplanmasında dikkate alınacak; bu tutar, şirket tarafından da o ay İndirilecek KDV Hesabına dahil edilecektir.

Diğer taraftan, GVK’nın 94. maddesine göre, şirket tarafından, avukata ödenen tutar üzerinden avukatın gelir vergisine mahsuben tevkifat yapması gerekmektedir(2).

4- Davayı Kazanan Tarafından Tahsil Edilen Vekâlet Ücretinden İş Akdi İle Ücretli Olarak Çalışan Avukat/Avukatlara Ödeme Yapılması Halinde Yapılan Ödeme Ücret Unsuru Olarak Gelir Vergisi Tevkifatına Tabi Tutulmalı

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun;

- 61. maddesinde ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler olarak tanımlanmış; ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olmasının veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunmasının onun mahiyetini değiştirmeyeceği;

- 94. maddesinde; ticaret şirketlerinin, hizmet erbabına ödenen ücretler ile Kanun’un 61. maddesinde yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104 maddelere göre nakden veya hesaben yaptıkları sırada (avans olarak ödenenler dahil), istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları

hüküm altına alınmıştır.

221 Seri Numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliği’nin 1.1 numaralı bölümünün 8. bendinde; “serbest meslek faaliyetinin bir hizmet akdi kapsamında bir işverene tabi ve bir işyerine bağlı olarak sürdürülmesi halinde elde edilen gelir ücret olarak vergilendirileceğinden, bu durumdaki bir mükellefin defter tutma, makbuz düzenleme, katma değer vergisi ve geçici vergi yükümlülükleri söz konusu olmayacaktır. Gelir vergisi beyannamesi verme yükümlülüğü ise Gelir Vergisi Kanunu’nun ücretlerin vergilendirilmesine ilişkin hükümlerinin gerektirdiği koşullarda doğabilecektir.” açıklamasına yer verilmiştir.

Bu konu, vekâlet ücreti ödemelerinin, daha çok avukatlar açısından, en sorunlu alanlarından biridir. Genelde davayı kazanan tarafa ödenen vekâlet ücreti ödemelerinden iş akdi ile çalışan avukatlara ödeme yapılmamaktadır. Uygulamanın istisnaları, bazı kurumsal şirketlerde tahsil edilen vekâlet ücreti ödemelerinden kadrolu avukatlara da belli bir oranda dağıtım yapılması şeklindedir. Bu durumda, Gelir Vergisi Kanunu’nun yukarıda yer verilen hükümleri uyarınca, şirkette iş akdi ile çalışan avukatlara yapılacak ödemelerin ücret olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

5- Banka ve Sigorta Şirketlerinin Özel Durumu: KDV Mükellefiyeti Olmayan Banka ve Sigorta Şirketlerine Ödenen Vekâlet Ücretlerinden Şirket Lehine Kalan Tutarların Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisine Tabi Olacağı

- KDV Kanunu’nun 17. maddesinin 4/e bendinde, banka ve sigorta muameleleri vergisi kapsamına giren işlemlerin katma değer vergisinden istisna olduğu,

- 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun 28. maddesinde banka ve sigorta şirketlerinin 10.06.1985 tarih ve 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu’na göre yaptıkları işlemler hariç olmak üzere, her ne şekilde olursa olsun yapmış oldukları bütün muameleler dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paraların banka ve sigorta muameleleri vergisine tabi olduğu; 31. maddesinde banka ve sigorta muameleleri vergisinin matrahının 28. maddede yazılı paraların tutarı olduğu; 33. maddesinde banka ve sigorta muameleleri vergisinin nispetinin banka ve sigorta muamelelerinde lehe alınan paralar üzerinden (98/11591 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile) %5 olduğu

hüküm altına alınmıştır.

Bu hükümler doğrultusunda banka ve sigorta şirketleri lehlerine kalan vekâlet ücreti ödemeleri üzerinden banka ve sigorta muameleleri vergisi ödemek durumundadır.

III- DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

A- VEKÂLET ÜCRETİNİN AİDİYETİ KONUSU

Yazının önceki (II/A) bölümünde mahkemelerce hükmolunacak vekâlet ücretinin, çelişkili bir şekilde, Avukatlık Kanunu’na göre avukata; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre de davanın tarafına ait olacağı tespitine yer verilmişti.

Davayı kaybeden tarafa yüklenen vekâlet ücretinin, kazanan taraf avukatına ait olmasının yerinde ve adalete uygun olmayacağı değerlendirilmiş; buna karşın (Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre) yüklendiği dava masraflarının tamamı veya bir kısmını telafi etmek üzere davayı kazanan taraf için öngörülmesi tutarlı bulunmuştur.

Buna göre, vekâlet ücreti ödemesinde, kazanan taraf veya avukatını ödüllendirme, bunlara gelir aktarımından ziyade, adaletin tecellisinde haklı tarafın katlanacağı maliyetin azaltılması amacı öne çıkmaktadır. Bu nedenle, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda vekâlet ücreti ödemelerine yargılama giderleri arasında yer verilmiştir.

Bununla birlikte, kanun hükümlerindeki bu farklılığa rağmen, uygulamada, tarafların avukatları ile yaptıkları sözleşmelerde bu hususu da belirlemeleri genel kabul görmüştür. Bu nedenle uygulamada vekâlet ücretlerinin davayı kazanan tarafa veya avukatına bırakılması veyahut sözleşmede belirlenen oranlar dahilinde bu iki taraf arasında paylaşılması söz konusu olabilmektedir.

Bu haliyle uygulama, Avukatlık Kanunu’nun ilgili hükmünde yapılan, 02.05.2001 tarihinden itibaren geçerli olan, vekâlet ücretinin avukata ait olduğu yönünde yapılan değişikliğe rağmen, bu hükmün eski haline uygundur.

Esasen Avukatlık Kanunu’ndaki bu hükmün, “ücretin doğrudan doğruya avukata ödeneceği anlamında anlaşılmaması gerektiği”; aynı cümlenin devamında yer alan, “…bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” biçimindeki düzenleme ile mahkemelerce hükmedilen vekâlet ücretinin öncelikle müvekkile ait olduğu, ancak vekilinin vekâlet ücretini güvence altına almak için, başkalarına ödenmesinin önüne geçilmesinin amaçlandığı” yorumu da yapılabilmektedir.

B- VEKÂLET ÜCRETİ ÖDEMELERİNDE VERGİLEME

Mahkemelerce hükmolunan vekâlet ücretleri, ticari bir faaliyet kapsamında açılmış davaları kazanan tarafa (avukatın temsil ettiği gerçek kişi veya kuruma) ödendiğinde, davayı kaybeden karşı taraftan tahsil edilen bu vekâlet ücretleri ticari faaliyet çerçevesinde elde edilen gelir niteliğindedir ve dolayısıyla ticari kazancının bir unsurudur.

Ayrıca bu tahsil edilen vekâlet ücretleri, söz konusu ücretler ticari faaliyet çerçevesinde elde edildiğinden, katma değer vergisinin de konusuna girmektedir.

Mahkemelerce Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine bağlı olarak belirlenen vekâlet ücretleri, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 20. maddesinin 4. bendi gereğince Katma Değer Vergisi dahil edilerek tespit edilmektedir. Bu nedenle, davayı kazanan tarafından tahsil edilen vekâlet ücretleri üzerinden iç yüzde ile katma değer vergisi hesaplanmalı ve o ay hesaplanan KDV tutarına dahil edilmelidir.

Tahsil edilen vekâlet ücretlerinden KDV ayrıştırıldıktan sonra, avukata/avukatlara ödenmeyen, gerçek kişi tacir veya kurum bünyesinde kalan kısım, ticari faaliyet sonucunda elde edilmiş gelir niteliğindedir. Bu tutarların öncelikle gelir olarak gerçek kişi veya kurum ticari kazancına eklenmesi gerekir.

Bir ticaret şirketi bu tutarların bir kısmını avukata/avukatlara ödemeyi planlayabilir. Ancak, bu tutarlar avukatlar adına tahakkuk ettirilmeden kurum bünyesinde bir borç hesabında bekletilse de bu durum kurum kazancının bir unsuru olma vasfını değiştirmeyecektir.

Bu tutarlardan avukata/avukatlara ödeme yapılması durumunda nasıl işlem yapılacağına gelince; uygulamada, yaygın olan kendisinden sözleşme ile serbest meslek faaliyeti çerçevesinde hizmet alınan avukata/avukatlara ödeme yapılması iken, nadiren bazı kurumsal işletmelerde kendilerinden hizmet akdi ile avukatlık hizmeti alınan kadrolu avukata/avukatlara da yapılan sözleşme veya alınan kararlarla belli oranlar dahilinde ödeme yapılabilmektedir.

Tahsil edilen vekâlet ücretlerinden kendisinden sözleşme ile serbest meslek faaliyeti çerçevesinde hizmet alınan avukata/avukatlara ödeme yapılması halinde, avukat tarafından üzerinde KDV tutarının da gösterileceği serbest meslek makbuzu düzenlenmesi gerekirken, davayı kazananın Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinin birinci fıkrasında sayılanlardan olması durumunda, ayrıca ödenen brüt tutar üzerinden avukatın gelir vergisine mahsuben tevkifat yapılması da gerekmektedir.

Tahsil edilen vekâlet ücretlerinden kadrolu, iş akdi kapsamında ücretli statüsünde çalışan avukata/avukatlara yapılacak ödemelerin ücret olarak vergilendirilmesi; ödemeler gerçekleştiğinde veya tahakkuk ettirildiğinde ödenecek tutarın da ücret gideri olarak kazançtan indirilmesi gerekmektedir.

Bu aşamada, KDV mükellefiyeti olmayan banka ve sigorta şirketlerine ödenen vekâlet ücretlerinden şirket lehine kalan tutarların banka ve sigorta muameleleri vergisine tabi olacağını belirtmek gerekir. Öte yandan, bu mükelleflere KDV’li olarak ödenen vekâlet ücreti tutarlarının KDV’si ile ilgili olarak nasıl uygulama yapılacağı önemli bir husustur.

Davayı kazanan tarafın KDV mükellefiyeti olmayan banka ve sigorta şirketleri olması durumunda mahkemeler ve icra dairelerince vekâlet ücretlerinin KDV’siz belirlenmesi bir çözüm olarak düşünülebilir. Ancak, bu durum, vekâlet ücreti uygulamalarında KDV’li ve KDV’siz şeklinde, özellikle yükleniciler açısından eşitsizliğe yol açılabilecektir. Bu nedenle, vekâlet ücreti ödemelerinin banka ve sigorta şirketlerine yapılması durumunda, KDV Kanunu’nun 9. maddesinin Maliye Bakanlığı’na verdiği yetki çerçevesinde, KDV’li olarak belirlenen vekâlet ücretleri KDV’sinin, mahkemeler veya icra dairelerince sorumlu sıfatıyla doğrudan vergi dairelerine ödenmesi şeklinde düzenleme yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

* Vergi Başmüfettişi (E. Maliye Başmüfettişi)

(G) Yazının I. Bölümü için Bkz. Yaklaşım, Nisan 2015, Sayı: 268, s. 245-253

(·) Bu yazıdaki görüşler yazarın şahsi düşünceleri olup çalıştığı Kurum’u bağlamaz, hiçbir şekilde yazarın çalıştığı Kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz.

(1) Dn. 8. D.’nin, 05.11.2004 tarih ve E.2003/4002, K.2004/4219 sayılı Kararı, Dn. İDDK’nın, 06.10.2005 tarih ve E.2005/1580, K.2005/2294 sayılı Kararı.

(2) Tevkifat oranı, 03.02.2009 tarihinden bu yana 2009/14592 sayılı BKK ile belirlenen, %20 olarak uygulanmaktadır.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tayyar Ateş Yeminli Mali Müşavirlik

Merkez Mah. Perihan Sk. No:67/1 Emin Bey Apt. Kat:4 D:5 Şişli / İstanbul 

+90 212 219 74 81